4 Eylül 2012 Salı

Uzak Doğu Kozmetikleri #1: Skin Food

 
 
Uzak Doğu kozmetiklerini, Avrupa ve diğer ülke markalarından daha fazla merak ettiğinizi biliyorum. Zira aldığım maillerden bunu anlamamak elde değil. Sadece okuyuculardan değil, birkaç şirketten aldığım maillere bakarak şunu söyleyebilirim ki Türkiye pazarına girecek Kore markaları mevcut ama kesin değil. Zira bu durumu sizler etkiliyorsunuz. Şirketler artık araştırmalarını ilk olarak bloggerlar üzerinden yapıyor. Bence gösterin gücünüzü...
 
 


Neyse gazı verdikten soınra, gelelim asıl meseleye... Amerikan ya da Avrupa ürünlerini artık nadiren kullanıyorum. Ebay yeni evim gibi oldu zaten. Bir şey mi eksildi hemen orada alıyorum soluğu... Skin Food markası ilk tercihim tabi ki... Hem uygun fiyatlı hem de ürünleri bu fiyatlara göre gayet kaliteli...

Benim cilt bakımında vazgeçilmezlerinden birisi toniktir. Ebay'de gezinirken bu ürünün yeni çıkmış olduğunu fark ettim. Tercihim her zamanki gibi Gooditem2012 oldu. Toniğin nemlendirici özelliği var ki benim için de önemli olan bu. Makyajımı temizledikten aonra cildime uyguladığımda hemen rahatlatıyor ve nemlendiricim için zemin hazırlıyor. Üstelik 300mllik dev gibi bizim Sırma suyun şişelerini andıran bir ambalajı var. Üstelik bu ürün sanki güneşten fazlaca yanan cildime de iyi geldi.


 
İkinci ürün ise ne zamandan beri kullandığım en iyi göz kremi olan Salmon Brightening Eye Cream... Yine aynı satıcıdan aldığım bu ürünün yapısı ne çok cıvık ne de koyu... Göz çevrenize uyguladığınızda rahatça emiliyor, nemlendiriyor. Benim genetik olan morluklarıma pek derman olamadı ama göz çevremi rahatlattığını söyleyebilirim. Üstelik 30 grlık, camdan yapılmış dev gibi bir kutusu var. Bu bana en az 6 ay yeter... Skin Food'un zaten en sevdiğim yanı kokuları, doğal ambalajları ve fiyatlarına kıyasla olan dev gibi şişeleri...  
 
Firmalar umarım bu markayı Türkiye'ye getirir. Çünkü favorilerim arasında yer alıyor.
 
Sizin kullanmak istediğiniz Skin Food ürünleri var mı?
 

2 Eylül 2012 Pazar

Film Notları #1

 
Film yorumlarımı yayınlamayalı uzun zaman oldu biliyorum ama şu ara hiçbir şeye yetişemez oldum. Üstelik içimden hiçbir şey yapmak da gelmiyor. Kendimi filmlere adadım resmen. Ödevlerimi bitirdikten sonra yayılıp film seyrediyorum. Sıkıcı yapımlar kadar güzel yapımlarla da karşılaşmıyor değilim. Bu postta müzikallerden başlamak istedim. Herkesin şu günlerde biraz morale ve gülmeye ihtiyacı var sanki...
 
 

Hairspray'i bir hocam tavsiye etmişti. Başta pek şans vermedim ama sonunda ikinci kez izlerken buldum kendimi. Film 1962 yılının Baltimore adlı şehrinde geçiyor. Konusu ise kısaca şöyle: Tracy insanların kendisiyle ilgili düşüncelerini önemsemeyen, hayattan zevk almayı bilen ve dans, yaşama şekli olmuş bir kızdır ve ayrıca okulun göz bebeği link'e de sırılsıklam aşıktır. Bir gün Baltimore'un yerel kanalı için yapılan dans seçmelerini kazanan Tracy bir anda tüm şehrin ilgi odağı olur. Ancak siyahilere karşı olan sempatisi ve karşıt görüşleri nedeniyle Tracy'nin yaşamı pek istediği şekilde gitmeyecektir.

İll olarak bu filmden bahsetmek istememin nedeni ırkçılıkla ilgili daha önce bir müzikal yapımla karşılaşmamamdır. Bilmeyenler için 1960'lı yılların Amerika'sından bahsetmek istiyorum. Şu an özgürlük, eşitlik, dostluk, kardeşlik bıdı, bıdı, bıdı diye dünyaya yayın yapan bu ülke, bir elli yıl öncesinde siyahi kökenlilere yaptığı ikinci sınıf muamelesiyle biliniyordu. Okulda siyahiler için ayrı sınıflar, otobüslerde onlar için ayrılmış özel bölümler vardı. Sanırsınız ki onlar cüzzamlı ve diğerleri korunmaya çalışılıyor. Filmde de bu konu işlenmiş. Hairspray'i izlemeye başladığımda insanlar ne güzel gülüyor, eğleniyor ırkçılığın güzel yanı mı olur demiştim kendi kendime. Sonradan bunun sadece müzikal bir yapım olduğunu hatırlatmam gerekti kendime.

Filmin en ilginç yanlarından birisi, John Travolta'nın kadın kılığına girip Tracy'nin annesi rolünü canlandırıyor olmasıydı. O kadar makyajla tanımam pek mümkün olmamıştı başta. Ayrıca Zac Efron'u sevmesem de 1960'lı yılların popüler tiplemesi olarak görmek hoşuma gitti bu sefer. Benim favorim ise Corny Collins rolünü canlandıran James Marsden idi. Filmde hem çok yakışıklı görünüyordu, hem de Amerikalılar'ın tabiriyle kominist düşünceleriyle benim gönlümde taht kurdu. Michelle Pfeiffer ve Queen Latifah da filmin diğer ağır taşlarından.

Filmi tavsiye eder miyim? Kesinlikle bir şans vermenizi tavsiye ederim. Oyuncuları için bile izlenecek bir yapım... Benim notumsa 10 üzerinden 7.5...


İzlediğim diğer bir yapımda hep izlemeye başlayıp yarım bıraktığım bir yapım olan Chicago'ydu. 1920'li yılların Amerika yaşamını anlatan yapımda kimler yok kimler: Catherine Zeta Jones, Richard Gere, Renee Zellweger, Lucy Li, Queen Latifah... Filmin konusu: Velma Kelly şehrin en ünlü dansçısıyken kocasını ve kız kardeşinin ilişkisini öğrendikten sonra onları öldürmüş ve hapse atılmıştır. Roxie Hart ise ilişki yaşadığı adamın bir yalancı olduğunu ve kendisini kullandığını öğrenince onu kurşunlamış ve aynı hapse o da düşmüştür. İki kadın bir yandan birbiriyle yarışırken bir yandan da onları kurtarmaya çalışan düzenbaz avukat Flynn'in ilgisini kazanmaya çalışmaktadır.

1920'li yılların Amerika'sı hakkında çok fazla bir yorum yapamam çünkü çok bilgili sayılmam ancak birkaç soruma cevaban o dönemde adalet, siyaset ve basın sisteminin çok kötü olduğunu, insanların birbirini kandırıp işlerini istedikleri gibi hallettiklerini öğrendim. Filmde zaten bundan yola çıkmış. Düzenbaz bir avukat, şöhretin tepesindeyken hapishaneye düşmüş bir dansçı ve ünlü olmak için her şeyi göze almış sıradan Amerikalı bir kadın...


Filmde benim favorim Catherine Zeta Jones'tu. Hem sesi, hem oyunculuğu, hem de güzelliğiyle göz doldurdu. Richard Gere ve Renee Zellweger hakkında aynı yorumu yapamayacağım. Gere'in sesi kulaklarımı resmen tırmaladı. Zellweger'a ise nedense Bridget Jones tadında roller daha çok yakışıyor.

Benim notum ise 10 üzerinden 7...


Burlesque uzun zamandır listemde olan bir filmdi. Arkadaşlarla oturup izleme fırsatı buldum sonunda. Konusu ise kısaca şöyle: Ali küçük bir kasabada yaşayan ama şarkıcı-dansçı olmanın hayalini kuran bir taşra kızıdır. Bir gün aniden Los Angeles'a taşınma kararı alır ve Burlesque adında bir kulupte çalışmaya başlar. Bu kulüp onu şöhrete götürecek imkanlarla doludur.

Başta filme biraz tereddütle yaklaştığımı itiraf etmeliyim. Malumunuz başrolde Christina Aquilera vardı. Zaten filmin genelinde biraz tutuk buldum oyunculuğunu itiraf etmeliyim ama sahne performansı ve şarkıları ile arayı kapattığını söyleyebilirim. Cher hakkında söyleyecek sözüm yok. Bizim sözde orta karar yapımlarda araya bir tane Türkan Şoray ya da Ajda Pekkan eklerler ya aynen öyle olmuş. Filmi biri batırsa bile, diğeri mutlaka kurtarır hesabı...

Göklere çıkaracağım bir yapım değil Burlesque ama sahne şovları ve makyajlarına hayran kalmamak elde değildi. Benim notum ise 10 üzerinden 6.5....


Bu yapımlardan izledikleriniz oldu mu? Yorumlarınız neler? Benim için önereceğiniz müzikaller var mı?  


1 Eylül 2012 Cumartesi

Bitti... Bitti... {11}


 
 
Bu ürünleri bitirip resimlerini çekeli bir aydan fazla oldu. Neyse geç olsun güç olmasın. Soldan sağa doğru:
 
 
Uniq One Hair Treatment: Bu üründen daha önce bahsetmiştim. Blogda yazısı mevcut... Çok memnun kaldım. Netten ikinci şişesini sipariş verdim ve şu an kullanıyorum.
 
Natur Vital Şampuan ve Saç Kremi: Bu seri Türkiye'deyken favorimdi. O nedenle buraya gelirken de bir set yanımda getirmiştim. Ne yazık ki çok dayanmadı bana. Şu an başka bir set kullanıyorum ama bu seriyi arayacak gibiyim.
 
Nivea Double Effect Roll-On: Bir başka favorim daha ama ne yazık ki burada bulamadım yav... Başka bir marka kullanıyorum şu an...
 
CVS Cocoa Butter: Güneşlenirken kakao yağı sürmeyi çok seviyorum. Bu ürün ucuz olduğu için alıp denemiştim ama pek beğendiğimi söyleyemeyeceğim.
 
 
 

11 Ağustos 2012 Cumartesi

Uluslararası İlişkiler - Volume II



Anladığım kadarıyla Uluslararası İlişkiler'in birinci bölümü bayağı ilgi çekmiş. Türk Milleti olarak seviyoruz yabancıları ve onlarla ilişkileri... Hele ki Türkler ve ülkemiz hakkında pek bilgileri yoksa bazen sinirlensek de çok eğlendiğimiz aşikar... Bu posta uçaktan indiğim ilk dakikalarda başıma gelen bir olayla başlamak istedim. Daha sonra kurs muhabbetlerimle umarım iyi vakit geçirirsiniz. (İnanmıyorum kendime! Televizyondaki ucuz programlardaki spikerlere benzedi bu yazının başı. )

Uçaktan yeni inmiş, gümrüktü, kontroldü, 14 saatlik yolculuktu, yanınızdaki iki İtalyan yakışıklıydı derken canınız çıkmıştır. Derken İnformation Center'ı görünce aklınızda ampüller yanar. Ne alacaktım ben, bir şey soracaktım nidaları eşliğinde, biri doğal sarışın, diğeri çikolata iki iri Amerikalı teyzenin önüne gelinir ve advance ingilizce bir anda yerle bir olur.

Peri: I need a map. (Bir haritaya ihtiyacım var.)

Sarışın teyze benim o şaşkın halimden pek eğlenmiş olacak ki hemen atılır.

Sarışın Teyze: Really!!! (Gerçekten mi?)

Sonrasını zaten kahkalardan dolayı pek hatırlamıyorum.




Derste dünyanın son zamanlarda yaşadığı sorunlardan bahsedilmektedir. Güney Koreliler, Kuzey Kore'den dert yanar. Kimisi ülkesindeki işsizliği anlatır. Derken hoca mikrofonu bana uzatıp "How about Turkey?" der. Buraya kadar her şey normaldir. Ancak at misali bir Rus kızın araya parazit yapıp "Turkey is a small country. I think they don't have any serious problem." (Türkiye küçük bir ülke. Ciddi sorunları olduğunu sanmıyorum.) demesiyle zaten buraya geldiğinden beri kabaran milliyetçilik duygularım tavan yapar. Sınıftaki öğretmene, diğer öğrencilere rağmen bir an bile çekinmeden "Küçük mü? Bizim kadar sorunlu komşunuz var mı?" denir ve kız cevap veremez, bozulmuş şekilde önüne geri döner. Öğretmenin şaşkın bakışları arasında, ne kadar bu durumdan hoşlanmasam da Suriye'yle olan son zamanlardaki problemden bahsedilir. Bilin bakalım bu konudan kaç kişinin haberi vardır?



Bulunduğum okulda Arap öğrenciler çok fazla. O nedenle diğer ülkenin öğrencileri benim Müslüman olduğumu öğrenince Türkiye ve Arabistan'ı karşılaştırıp duruyor. "Türkiye'de nasıl giyiniyorsunuz?"dan tutun da "Alkol yasak mı?" diye soranı mı ararsın, yoksa "Erkekler kaç tane eş alabiliyor?" diyenini mi... Karşımda eğitimsiz insanlar olsa anlayacağım ama üniversite bitirmiş ya da hala eğitimi devam eden insanlardan bahsediyorum burada. Bir laf vardır. "Eğitim cehaleti alır ama eşeklik baki kalır." diye. Doğru vallahi... Hal böyle olunca benim de zamanla bu cahil insanlara karşı olan kızgınlığım yerini eğlenmeye bıraktı. En son bana evlilikle ilgili soru sorduklarında aldıkları cevap aynen şuydu. "Üç tane kocayla evlenebiliyorum. O nedenle şu anda araştırmalarım devam ediyor. " Varın gerisini siz düşünün.




Daha önce duydunuz mu bilmiyorum ama Japonların birçoğu -en azından benim burada tanıştıklarımın hepsi- inançsız ya da herhangi bir dini kabul etmiyor. Bizim gibi ataerkil Müslüman olan bir toplum için bu anlaşılması zor bir durum. Çoğu Türk'e göre bir insanın mutlaka bir inancı ya da dini -Müslüman, Hristiyan ya da Budist fark etmez, Ateistlikten bahsetmiyorum- olmalı...  Aynı şeyi de onlar bizim için hissediyorlar. İnsan bu kadar kuralla nasıl yaşıyor diye düşünüyorlar sanırım. Gerçi kuralcı yapılarıyla tanınan Japonlardan bahsediyoruz. Aşağıda aldığım sorulardan bir kaçı var. (Bu arada sorular genel olarak Japonlar'dan gelse de birkaçı başka milletten insanlara aittir. Belirtmem gerkiyordu mecburen.)

"Neden domuz eti yemiyorsun?" (İşte ilk olarak milli sorumuz...)

"Domuz eti yemesen ama içinde karışımı olsa yine aynı şeklde o yemeği yemiyor musun?" (Ne fark ediyorsa...)

"Ramazanda bir ay boyunca hiçbir şey yeyip  içmiyormuşsunuz doğru mu? Nasıl dayanıyorsunuz?" (Burada sanırım bizi açlık grevi falan yapıyor sanıyorlar. )

"Nasıl dua ediyorsunuz? Elleriniz nasıl duruyor?"

"Sen pek içki falan içmiyorsun. Ama Arap arkadaşlar gündüz oruç tutup, akşam alkol alıyorlar normal mi?" (Ben şimdi buna nasıl bir cevap vereyim ki?)

"Neden bir ay boyunca böyle yemek yemeyip, bir şeyler içmiyorsunuz?" (Şu ara number one numara sorum bu...)

"Annen baban seni bu dine uyman için zorladı mı?" (Yani bu yaşıma gemişim zorlasalar ne işe yarayacak?)

"Öldüğünüzde neden gömülüyorsunuz? Yakılsanız daha iyi olmaz mı? Öldüğünüzde bedeniniz çürüyor çünkü. Kötü görünüyor." (Allah'ım toprağın kaç kat altında olacağım, güzel olsam neye yarar olmasam neye yarar.)

"Kiliseye ya da başka bir dinin kutsal mekanına girmen yasak mı?" (Pazar ayinine mi gideceğiz beraber ne yapacağız anlamadım ki?)

Bu şekilde o kadar çok soru alıyorum ki -eh gruptaki tek Türk ben olunca, hepsine ben maruz kalıyorum haliyle- aklıma gelenler şimdilik bunlar. Bir de nedense, anlamadığım bir şekilde aynı ortamda Araplar olsa da onlardan ziyade bu sorulara daha çok ben maruz kalıyorum. Hayır çok dini bütün bir insan olsam anlayacağım ama dışarıdan gören Türk olduğumu öğrense bile Müslüman olduğumu ben söyleyene kadar çözemiyor. Teorisi olan?




Neyse gelelim sonuncuya... Malumunuz Japonya, Türk turistlere 3 ay kadar vize uygulamıyor. Bunu anlattığım Japon arkadaşım "Madem öyle kesin gelmelisin." dedi. Ben de tepkisini ölçmek için "Evet, üç ay siz de kalacağım evi hazırla." demiş bulundum. Japonların kendine has şaşırma ifadesiyle bir an bana baktı ve benim gülmeye başlamamla ancak şaka olduğunu anlayabildi garibim. Şakası bir yana eğer Japonya'da ya da Kore'de beni tanımamazlıktan gelirseniz Facebook'ta sizi rezil ederim, resimleriniz üzerine "Never trust!" yazarım falan diyorum. Umarım ciddiye alıyorlardır.

7 Ağustos 2012 Salı

Ebay'den The Face Shop Alışverişi



Bu satıcıdan ilk alışverişim ama kesinlikle son olmayacak.  Çünkü satıcı ticari kaygı gütmüyor. Kargo ücreti olarak cüzi bir rakam talep ediyor. Dahası ilk alışverişim olmasına rağmen hediye göndermiş bana ve iyi dileklerini ileten bir not bırakmış. Resim özetliyordur sanırım.

Satıcının ebay profili... Bu da Facebook sayfası...

IOPE ürünlerimi kullandığımı biliyorsunuz. Ancak benim için hem parasal hem de kalite açısından yüksek bir marka olduğu için o ürünleri anneme bıraktım. Hiç önemli değil benim için. Face Shop'un ürünleri denemek için, hem kalite hem de fiyat açısından uygun bir marka gibi geldi bana. Ben Calendula toniği seçtim. Malum cilt yapım kuru... Tonik hakkında şimdilik tek söyleyebileceğim diğer markaların aksine ambalajının cam olması... Bununla birlikte satıcı bana tam boy bir Rice Water Bright Cleansing Foam göndermiş. Daha önce hiç bu tarz bir ürün kullanmamıştım. Değişik bir deneyim olacak benim.




Kutuyu açtığımda bu manzarayla karşılaşınca nasıl sevindim anlatamam. Notun arka kısmında ise, I Love You yazısı var. Hediye gönderdiği üründen daha çok, not sevindirmişti beni.  Zor başlayıp sonunda mutlu olduğum bir günün sonunda almıştım bu paketi. Evren bana mesaj mı gönderiyor nedir? Allah'ın hikmeti bence...

Kargom bir haftada elime ulaştı... Kesinlikle tekrar tekrar alışveriş yapacağım bir satıcı bu... Listesinde fazla ürün yok ama istediğiniz ürünü mesaj atın. Büyük ihtimalle size geri dönüş yapar. Eğer istediğiniz ürün varsa ne mutlu... Benim gibi bir sürprizle karşılaşmanız muhtemel...


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...