28 Aralık 2013 Cumartesi

Peri'nin Yeni Yıl Hediyesi Laneige Sleeping Pack EX Kimin Oldu?

 

 
 
Hediye çekilişime gösterdiğiniz ilgi için hepinize teşekkürler... 47 yorum yapılmış ancak 3'ü yorumlara atılmış eksik cevaplardı, sonuçta toplamda 44 yorumumuz vardı. Laneige Sleeping Pack, 33. yorumu atan Miss_Nefertiti'nin oldu. Umarım sen de en az benim kadar severek kullanırsın.
 
 


Bu da o meşhur yorum... ^_^




Hediyeni güzel günlerde kullanmanı diliyorum canımcım. Benimle bir an evvel iletişime geçebilirsen pazartesi hediyeni kargolamış olacağım.

 

25 Aralık 2013 Çarşamba

Sessiz ve Sakin Yerler Peri'nin Mekanları


 
Oldum olası çok kalabalık, gürültülü mekanları sevmem. Buluşma mekanları olarak yok Mado'ymuş, yok Burger King'miş hiç seçmemişimdir. Bana göre bir ortam ne kadar sessiz ve sakinse o kadar gidilesidir. Kenarda köşede kalmış, sade bir şekilde dekore edilmiş, abartıdan uzak mekanlar beni temsil ediyor sanki. Öyle yerleri bulunca da öyle mutlu oluyorum ki her defasında gittiğimde ayrı mutluluk ve huzur duyuyorum. Tek başıma sokaktan geçen insanları izlemek ya da sevdiğim bir kitabı okumak en iyi meditasyon benim için...
 
Ankara'da yaşarken bu tarz mekanlarım çoktu. Hem üğrenci olmanın avantajı, hem vakit bolluğu, hem de buluşma mekanlarının bu tarz yerler olması dolayısıyla şanslıydım. Gel gelelim İstanbul'da bu durumu pek yaşayamadım.    
 

 

Rezene Cafe ve Bistro'yu bugün tesadüf eseri keşfettim. İstanbul'da bulduğum sakin ve küçük mekanlardan birisi... Bahariye Caddesi'nde boğanın bayağı yukarısında... Eğer Kadıköy'e giderseniz ve bu tarz mekanları seviyorsanız uğrayabilirsiniz.

Yemek çeşitleri çok fazla değil ancak ev mantısı ve ıslak hamburgerleri mevcut. Ben ıhlamur ve tiramisu sipariş etmiştim. Ihlamuru poşet çay olarak değil de, dal ıhlamur olarak demleyip getirmeleri hoşuma gitti. Tiramisu da çok lezzetliydi hakkını vereyim. Üstelik mekan sahibi ve çalışanları da çok tatlıydı ki benim için en önemli olan da buydu.

Mekanda ayrıca fal da bakılıyor. Eğer meraklıysanız söylemesi benden. Üstelik ben oradayken 3 ayrı kişi kahve falı baktırmak için geldi. Ayrıca İsa'nın doğum günğ nedeniyle mekan sahibi Paskalya yumurtaları ve çörekleri hazırlamış. Hazırladıkları küçük masanın çok hoş göründüğünü söylediğimde, bana da istediğim hangıisi ise almamı söyledi mekan sahibi hanımefendi. Çok sevindim.


 
 
Bu da yumurtam... Morun anlamı para demekmiş. Bakalım 2014'te buluruz belki. Olayı anlattığım Bulgar oda arkadaşım bilmediğimi düşünüp bana "Biz bu yumurtaları Paskalya'da yapıyoruz Christmas'ta değil." diye açıklama yaptı. "Sanırım onlar bilmiyorlardı ya da sadece yapmak istediler." dedim. Gülüp geçtik. Yalnız kız bayağı etkilenmişti. Eh ne de olsa onlar Ramazan ve Kurban Bayramı kutlamıyorlar. Bizim onların dini bayramını kutlamamız, üstelik iki şeyi karıştırıp yapmamız bayağı garibine gitti galiba.

Rezene Cafe, Peri'nin mekanlarından birisi bundan sonra. Siz de Kadıköy'de gezmeyi seven biriyseniz tavsiye ederim.

Sizin bu tarz mekanlarınız var mı peki? Önerin, ben de bir Ankaralı olarak öğreneyim. Kesin dönüşte işime yarayacak.
 

22 Aralık 2013 Pazar

Yusuf ile Züleyha: Kalbin Üzerinde Titreyen Hüzün {Nazan Bekiroğlu}




"Ne mutlu kalbine sen düşene... Ne mutlu senin kalbine düşene..."

Yusuf ile Züleyha'yı nisan ayında Türkiye'ye ilk geldiğim zaman okumuştum ancak yorumumu yayınlamak içimden gelmemişti. Öyle ki bu kitap uzun zamandan beri okuduğum en anlamlı kitaplardan biriydi diyebilirim.

Dünya üzerinde yaratılmış olan en güzel insan Hz. Yusuf ve Mısır'ın Siyah Gülü Züleyha'nın asırlardır bilinen aşkını ben Nazan Bekiroğlu'nun kaleminden okudum bu sefer. Yusuf'un kuyuya atılması, köle pazarlarında satılması, Züleyha'nın hatası, Hz. Yusuf'a atılan iftira, hapiste geçen onca yıl, Züleyha'nın acısı, Nazan Hanım'ın kendine has anlatım tarzıyla hayat buluyor. Kitap bittiğinde bu aşka aşık oluyorsunuz.

Nazan Hanım'ın dili o kadar akıcı ki kitabı okurken, bir hikaye mi okuyorsunuz yoksa aslında şiir mi yazılmış anlayamıyorunuz. Kullandığı benzetmeler, yaptığı tanımlamalar, tasvirler o kadar güzel ki, kendimi tekrar, tekrar ve tekrar okurken buldum. Hatta Twitter'daki hesabımdan beğendiğim benzetmeleri de paylaştığım çok oldu.



Kitabın üzerinde geçen ifade "Kalbin Üzerinde Titreyen Hüzün" Aşkın aslında hüznü de birlikte getirdiğini, hüzün olmadan bir aşık olunamayacağını da sadece tek cümleyle anlatıyor Nazan Hanım...

"Görmekten sonra görülmek, aşkın ikinci kademesiydi..."

Kitabı ayrıca sevmenin bir nedeni de benim ismimin(Zeliha) Züleyha'dan geliyor olmasından dolayı yapılan atıfların, benzetmelerin sanki bir an bana yapılıyormuş hissine kapıldım. Ablasının ismi de Zeliha olan dedem küçüklükten beri bana "Hz. Yusuf'un dillere destan güzellikteki hanımı Züleyha'sın sen!" derdi de, ben "İsmimi değştiriyor bu ihtiyar. " diyerek kızardım ona. Bu kitabı okuduktan sonra daha iyi anladım dedemin ne demek istediğini. Nur içinde yatsın.

Kitap hakkında ne söylesem az, yetersiz çünkü kitap tarifsiz... Tek söyleyeceğim okuyun, okutun. Sevdiklerinize falan hediye edin.

Peki, siz Nazan Bekiroğlu'nun eserlerinden daha önce hiç okudunuz mu? Yazımını, anlatım tarzını nasıl buldunuz? Umarım bu hanımefendiyi çok seven ve okuyan birkaç takipçim vardır aranızda.

 

16 Aralık 2013 Pazartesi

Dr. Jart+: Nourishing Beauty Balm {BB Cream}

 
 
BB krem tavsiyelerine devam... Cilt makyajında çok ucuza kaçmadığımı biliyorsunuz artık. Üç kuruş fazla olsun ama memnun kalayım psikolojisindeyim ben. Sonra çöpe giden bir sürü ürün şeklinde paramı çar çur etmek istemiyorum. Bugüne kadar kullandığım BB kremlerde de durum değişmedi. Daha önce kullanıp memnun kaldığım CLIO BB Krem için tıklayın!
 
BB krem araştırmalarım devam ederken Koreli ev arkadaşıma sormuştum. O da iyi bir marka istiyorsan "Dr. Jart'ın bbsi geçen sene Kore'de en iyi bb olarak seçildi. O zaman onu alıp deneyebilirsin." dedi. Onun tavsiyesi üzerine ve netten araştırdığım kadarıyla bu markada karar kıldım.

Bu bbnin 4 farklı çeşiti bulunuyor. Şöyle ki;



Ben bunların içinden kendime en uygun olanı Black Label'ı olarak görüp almıştım. Silver Label yağlı ciltlere yönelik, Blue Label pembe alt tonlu ciltler, Pink Label ise çok açık ten rengine sahip olanlar için daha uygun geldi. Şemadan benim anladığım bu en azından... Ben ocaktan nisan ayının başına kadar bu ürünü kullandım. O zamanlar cilt tonumdan biraz daha açık olsa da ne de olsa bb krem olduğu için cildimle uyum sağlıyordu. Ancak yazın gelmesi ve benim cilt rengimin koyulaşması ile bir süreliğine ara vermek zorunda kaldım.

Bu bbnin kırışıklık karşıtı ve beyazlaştırıcı özelliği de varmış. Ayrıca SPF25 koruma faktörü de içeriyor. Bu güneş koruması şekilden de görüldüğü gibi labeline göre değişiyor. Üstelik Dr. Jart ürünleri hayvanlar üzerinde test edilmiyor. Benim için artı bir özellik daha...


 

Bu bbnin en fazla memnun kaldığım yönü renk tonunun daha koyu olması. Zaten Black Label'ın özelliği de bu... Aslında Blue Label'ı almayı düşünüyordum başta ama Black Label'ın kapatıcılığı daha fazla... Ayrıca diğer tonlar daha açık ya da benim cilt yapıma uygun değildi. Koreli arkadaşım bana "Bu ürünle cildin çok yumuşak görünüyor." der dururdu hep. Sanırım onlara göre bu güzel bir şey... Elbette bunun tek nedeni bu bb değil. Üzerine kullandığım pudranın da etkisi var. Onu da bir ara tanıtacağım. Çok memnun kadlım çünkü...

Yapısı kullandığım diğer bblerden biraz daha koyu. Bunun nedeninin kapatıcılığı ile alakalı olduğunu düşünüyorum. Hafif kremsi bir kokusu var. Ben beauty blenderımla kolayca uyguladım. İsterseniz parmaklarınızla ya da fondöten fırçanızı da kullanabilirsiniz. Ayrıca ürün 50 ml...




Gelelim fiyatına... Dediğim gibi bu ucuz bir bb krem değil. Her zaman ki gibi ebay'i baz alarak konuşursam satıcısına göre 25 dolardan başlıyor. Ancak top-rated satıcılarda bu ürün 35 dolardan satışa çıkmış. Güvendiğiniz satıcılar varsa onlardan alın derim. Çünkü 3-5 dolarlık bir ürün almıyorsunuz. Elinize sahte ürün geçmesini istemem.

İnternette aradığımda genelde Missha'nın bb creamleri karşıma çıkıyor malum yasak nedeniyle ulaşmak zor. Ben Missha'dan kullndığım ürünlerden pek memnun kalmadığım için bbsini şu an denemek istemiyorum.

Peki, Missha dışında önereceğiniz ürünler var mı? Dr. Jart'ın bu ürününü hiç deneme fırsatınız oldu mu?

 

30 Kasım 2013 Cumartesi

Peri'den Yeni Yıl Hediyesi: Laneige Water Sleeping Pack EX {Son Gün Belli Oldu}



Selam canlar!

Umarım başlık sizi heyecanlandırmıştır.

Belki biliyorsunuz, belki bilmiyorsunuz yaklaşık 1.5 senedir Amerika'da yaşıyorum. Buraya geldiğimden beri en büyük rahatlığımdan birisi uluslararası alışverişlerim oldu. Özellikle Güney Kore kozmetiklerine rahatlıkla ulaşıp kullanıyor, deneyimlerimi sizlerle paylaşıyordum. Ancak sizin bu ürünlere benim kadar rahat ulaşamadığınızı bildiğim için zaman zaman da kendimi kötü hissedip, bu rahatsızlığımı dile getiriyordum zira.

Neyse yakın zamanda Christmas tatilimi fırsat bilip, ailemi ve arkadaşlarımı ziyaret etmeye geleceğim. Onlara hediye bir şeyler alırken sizleri de unutmadım. Blogumu takip eden, arada hatır gönül soran, merak edenler için de eli boş gelmek istemedim. Gerçi bu bir çekiliş ve şans ama olsun. Belki yeni insanlarla tanışmak için de bir fırsat olur.

Bu da, işte o meşhur(!) sleeping pack... ^_^




Aslında vermek istediğim birkaç ürün vardı ama hem uzun süreli kullanılabilecek, hem her cilt tipine uyacak, hem de benim çok memnun kaldığım bir ürünü seçmek isteyince seçeneklerim bayağı azaldı. Benim Laneige ile ilgili yorumumu okumak için tıklayın!

Neyse gelelim sizin yapmanız gerekenlere:

* Blogumu sağ taraftaki Google Friends Connect'ten takibe almak... (Birden fazla katılımı engellemek için başka çarem yok.)

* Bu yazıma blogumu hangi isimle takibe aldığınızı belirterek, blogumla ilgili görüşlerinizi yazmak...

* Varsa blogunuzda, Facebook ya da Twitter hesabınızda bu yazının tanıtımını yapmak... (Malum Güney Kore ürünlerini pek bilen yok. Elimden geldiğince bu sayıyı artırmaya çabalıyorum. )

Son katılım tarihi olarak tam bir gün veremiyorum.Malum daha ülkeye ayak basmadım. Karar verdiğim zaman bu yazımı güncelleyeceğim. Bir de ne yazık ki Türkiye dışına gönderim yapamayacağım. Tr içinde bir adres verirseniz neden olmasın. Kazananı eski dostumuz Random.org belirleyecek.

Çekiliş 28.12.2013 Cumartesi tarihinde sona eriyor. Pazar günü bir seyahat durumum var. Kazanan o nedenle benimle aynı gün iletişime geçmeli. Ona göre... ^_^ Büyük ihtimalle sleeping pack pazartesi günü kargolanmış olacak.  

Herkese şimdiden bol şanslar!

 

25 Ekim 2013 Cuma

Earth Science: Eye Makeup Remover {Mükemmel Göz Makyaj Temizleyicisi}



Herkesin geçmiş Kurban Bayramı kutlu olsun.

Ne zamandır post atamıyorum. Bu ara biraz fazla yoğunum, bu yazıyı bile yazamayacaktım ama erteleye erteleye kaç ay geçti. Neyse bakalım...

Keşfettiğimden beri kullandığım tek göz makyaj temizleyicisi de diyebilirsiniz kendisine... Beni blogumdaki kozmetik yazılarından biraz olsun tanıyorsanız, bir ürünü yere göre sığdırdığım, ballandıra ballandıra anlattığım pek olmaz. Hatta aldığım birkaç mailde "Sen ürünleri fazla överek anlatmıyorsun, çok beğenmedin mi yoksa?" gibi yorumlar almıştım. Ne düşünüyorsam onu yazıyorum, sadece bunu bilin. Ancak böyle ürünler bulduğumda bilin ki tavsiye etmemin kesinlikle iyi gerekçeleri vardır. Başkaları gibi boşuna şişirme yapmıyorumdur.

Benim ürüne bayılma nedenim gözlerimi yakmaması... Benim gözlerim küçüklükten beri sorunlu, çok fazla hassas... Ne denersem deneyeyim, kızarır, sulanır, makyajımı temizledikten sonra bir süre kendime gelemem ki günlük göz makyajında kapatıcı, eyeliner, rimel üçlüsüyle yetinen biriyim. Öyle kat kat çıkartılacak bir makyaj da yapmışlığım yoktur.




Ürünün içinde papatya ve yeşil çay bulunuyor. Zaten adını veren de bu iki madde... Tamamen renksiz ve kokusuz, üstelik vegan ve dahası ph değeri de 5.5'miş. Bütün cilt tipleri için uygun... Üretim yeri Amerika... Jel kıvamında bir yapısı var. Benim rimelimi, eyelinerımı rahatlıkla çıkardı. Ürünü göz çevrenize uyguladıktan sonra parmaklarınızla masaj yaparak yediriyorsunuz. Sonra da yüzünüzü ılık suyla yıkıyorsunuz. En azından ben öyle yapıyorum.

Bunun dışında marka hakkında söyleyebileceğim; Earth Science'in en büyük özelliği doğal ürünler sunan bir kozmetik şirketi olması... Eğer bu tarz ürünleri tercih ediyorsanız, bu markaya kesinlikle bir şans vermenizi tavsiye ederim. Ben beğendim ve diğer birkaç ürününü daha denemek istiyorum.

Gelelim fiyatına... Ebay'de fiyatları 8 dolardan başlıyor ve birçok markaya göre daha uygun olduğunu söylemeliyim. Markanın kendi satış sitesinde de yaklaşık olarak bu fiyatlarla satış yapılıyor. Ürün çok küçük olduğu için sipariş verirseniz gümrükten geçeceğini düşünüyorum. Gerçi bu sadece bir ihtimal... Şansınızı deneyebilirsiniz. Linke tıklayarak Earth Science'in web sayfasını ziyaret edebilir, Ebay'den de isterseniz sipariş verebilirsiniz.


Keyifli bir hafta sonu dilerim.
 

30 Eylül 2013 Pazartesi

Bitti...Bitti... {16}



Bu ay ikinci kez dolabımı karıştırıp biten ürünlerimi çıkardım. Çöpe giden kutuları gördükçe seviniyorum. Çünkü bu aldığım ürünleri kullandığım ve bitirebildiğim anlamına geliyor. Yoksa dolapta bekleyip bozulması çok daha kötü...

1- Laneige Moisture Deep Cleansing Oil: Şurada kendisinden detaylı bahsetmiştim. Memnun  kaldığım bir ürün. eğer deneyecek bir sürü cleansing oil olmasaydı bundan bir kere daha alabilirdim.

2- Revlon Uniqone All in One Hair Treatment: Bu sprey benim devamlı kullandığım saç bakım ürünleri lğstesine girdi. Şurada da bahsettim zaten... Tüm saç tipleri için uygun, herkese tavsiye ederim.

3- The Body Shop Wild Rose Nourishing Hand Butter: İndirimdeyken aldığım bir üründü bu. Sırf gül kokusu için almıştım zaten ama garip bir şekilde gül kokusuyla birlikte plastik gibi bir kokusu vardı. Nemlendiricilik deseniz orta düzeyde... İndirimli hali dışında alın diyemem. Orta karar bir ürün...  

4- The Body Shop Honey & Oat 3 in 1 Scrub Mask: Bu ürünü çok sevmiştim ben. Hassas ciltler için tavsiye edebileceğim bir maske. Cildi tahriş etmiyor, kurutmuyor. Gerilmelere neden olmuyor. İçinde bal olduğu için kokusunu çok sevmiştim. Özelliği bakımından orta karar bir ürün...

5- Bepanthol El ve Yüz Kremi: Bu kremden mutlaka edinin bir adet... Cilt bakımından anlamasanız da, tonikmiş, emulsiyonmuş karıştırıyorsanız, bu kremi sadece gül suyu ile kullanın. Ben arada -özellikle güneşten yanmış cildim için- kullanıyordum. Güneşlendikten sonra kullanamızı ayrıca tavsiye ederim.. Kesinlikle alın, kullanın.

6- MAC Gel Eyeliner Blacktrack  Bu ürünü duymayan yoktur herhalde. Benim sürekli makyaj ürünlerim arasında... Bir seneden fazla süredir kullanıyorum. Eğer jel eyeliner kullanabiliyorsanız kesinlikle edinin.

7- Makeup Forever HD Foundation: Favori fondötenim... Şurada detaylı yorumum mevcut... Bundan sonra makyaj dolabımda kesinlikle olacak. Elimdeki bb krem stoğunun azalmasını bekliyorum. Mutlaka ekleyeceğim

8- Rohto Hydra Göz Damlası: Bir süredir bu damlalardan kullanmaya başladım. Benim aslında sürekli kullandığım doktorumun şart koştuğu bir damlam var. Ancak gözleim en ufak dokunuşla kızardığı için bu damlalardan da kullanıyorum artık. Önceleri yeşil olanla başlamıştım. Sonra bu beyaz olana geçtim. Gözlerinizi biraz yakıyor haliyle ama hem rahatlama sağlıyor hem de kırmızılığı azaltıyor. Başka özellikleri varsa da bilmiyorum açıkçası.

9- Vitacreme B12 Yüz Kremi: Annemin favori ürünü... Bağımlısı oldu kadın, her paket yolladığımda bundan istiyor. Ben de kullandım, memnun da kaldım ama düzenli kullanıma geçip daha ayrıntılı yorumumu yazmak istiyorum.  

Yeni haftanızın keyifle geçmesini dilerim...


  

18 Eylül 2013 Çarşamba

Uluslararası İlişkiler VIII - Ev Arkadaşlığı Sorunsalı



Amerika'ya geldiğimden beri sanırım en çok şikayetçi olduğum ya da uyum sağlamakta zorlandığım tek ve yegane konu ev ortamıydı. Yurt dışına eğitim almaya gelmişseniz ve kaldığınız bölge emlak fiyatları yüksek bir çevreyse haliyle ev arkadaşlığı kavramına kendinizi alıştırmanız gerekiyor. Ben son 15 ayımı 2 odalı bir öğrenci evinde, benden başka 3 kızla birlikte geçirdim. Haliyle ev ortamında yaşadığım bir sürü gariplikler, sıradışılıklar ve güzellikler oldu...

Türkiye'deyken hep merak ederdim "Acaba bir gün benim de yurt ya da ev arkadaşlarım olacak mı? Olacaksa nasıl olacak? " şeklinde... İnternetten öğrenci evleriyle ilgili geyikleri okur, garip öğrenci evi resimlerine bakar, benden büyüklerimin hikayelerini dinlerdim. Üniversitede ailemin iş durumu nedeniyle bunu gerçekleştiremedim. Ancak Los Angeles bu merakımı da fazlasıyla giderdi.



Gelelim benim meseleme... Ev ortamı benim için kutsaldır. Hiç tanımadığım insanların evimin içinde dolanmaları beni rahatsız eder. Üstelik uyku problemi yaşayan bir şahsım ben. Hemen uykuya dalamam, odada ses, ışık olursa bana batar. Çıt sesinden uyanırım. Üstelik temizliğe düşkün de biriyim. Üniversitede okurken 4 sene sadece kedileriyle yaşamış bir insandan bahsediyorum burada. Ne yalan yazayım Amerika'ya ilk geldiğim dönemlerde bu ev arkadaşlığı mevzusu canımı fena halde sıkıyordu. Tanımadığınız insanlar, başka milletlerden, başka kültürlerden gelmiş 4 kız aynı evin içinde... Bir de üstüne üstlük zaman zaman davet edilen arkadaş çevresini eklerseniz evin içinde atom bombası var sanırsınız. Öyle bir enerji mevcut...

Şimdi diyeceksiniz ki Peri sende madem bu kadar özeline düşkünsün ayrı eve çık... Bu kadar kolay olsaydı keşke derim ben de size...Benim yaşadığım bölgeden daha uygun fiyatlı mahalleler elbette mevcut ama okula çok uzak -otobüsle 1,5 saat- ve ne yazık ki tehlikeli kesimler... Hırsızlık, yan kesicilik gibi olayların sık sık olduğunu duyduğum yerler. Gideceğim yolu ve otobüse ödeyeceğim ücreti düşündüğümde, pek bir kazancım olmadığını düşündüğüm için en azından güvenli ve okula yürüyerek gidip geleceğim bir yerde yaşamak bana göre daha mantıklı...



Bugüne kadar birçok milletten ev arkadaşım oldu: Bulgar, Rus, Brezilyalı, Kanadalı, Alman, İsveçli, İspanyol, Venezuelalı, Kuzey Koreli, Güney Koreli ve elbette ki bunlar haricinde 4-5 tane de Türk'le ev arkadaşlığı yaptım... Hani klasik bir laftır ya bu, aman ev arkadaşın Türk olsun da daha rahat anlaşırsınız, aynı kültür aynı millet diye... Dışarıdan öyle görünse de kazın ayağı ne yazık ki pek öyle değil. Ne yalan yazayım bugüne kadar ki ev arkadaşlarımdan en iyisi bir Türk'tü ama ne yazık ki beni illallah ettiren de başka bir Türk'tü. O nedenle her zaman dediğim gibi her milletten iyi ve kötü bireyler çıkabiliyor. Ev arkadaşlarım da bunu bir kez daha ispatladılar bana...

Bakmayın böyle şikayet eder gibi yazdığıma aslında o kadar güzel yanları var ki bu ev arkadaşlıklarının... Şimdi geriye dönüp geçen bir yıldan daha fazla zamana baktığımda tüm olumsuzluklarına rağmen iyi ki ev arkadaşlarım özellikle yabancı olanların var olmasına, bu deneyimleri yaşadığıma seviniyorum. Aslında o kadar çok yazmak istediğim şey var ki bu konu hakkında en azından en fazla aklımda kalanlarla idare edeceğim bu yazıyı...




Sanırım en kötü deneyimim Brezilyalı 2 çılgın kızla olan geçmişimdi ki, o da sadece bir gün sürdü. Amerika'ya yeni gelmişim, eve yeni yerleşmişim. Ertesi gün gözümü tümüyle yumurtayla kaplı bir sabaha açtım. Meğerse bizim ev sahibiyle sorun yaşayan, bu iki marihuana çeken çılgın kız, evden ayrılmadan önce iyi fikir olur diyerek balkonu, kendi odalarını, duvarları yumurtaya bulamış. Bu da yetmemiş mutfaktaki kap kacağı da alarak kayıplara karışmışlar. Ben ne olduğunu anlamaya çalışırken o dönemdeki benden yaşça oldukça büyük olan Kanadalı oda arkadaşım siyahi kadın başlamaz mı "They are Brazilian. They did black magic!" (Bunlar Brezilyalı. Kara büyü yapmışlar.) diye... Bir yandan kadını sakinleştirmeye çalışıyorum, bir yandan ev sahibini arayıp ne olduğunu anlatmaya uğraşıyorum. İlk haftam ve böyle bir şey yaşadığım için kızsam mı, yoksa kızlar defolup gitti diye sevinsem mi, yoksa oda arkadaşımın yorumu üzerine gülme krizine mi girsem bilemedim. Neyse ki şansıma bundan sonraki ev arkadaşlarım daha uyumlu insanlardı.

İlginç ev arkadaşlarımdan birisi de geçen sene bir dönem Süryani ama İsveç'te doğup büyümüş profesyonel bir oryantaldi. Çok seviyordum kendisini... Salonun ortasında yelpazesiyle yaptığı kıvrak hareketleri hiç unutmam. Bana da bir-iki hareket göstermişti. Sadece dans yeteneği değil, maşallah kadının on parmağında on marifet vardı... Gayet güzel, anlayışlı, konuşkan, dikiş dikebiliyor, temizlik, yemek yapabiliyor, üstelik saç, makyaj, ağda bütün işlerini kendisi hallediyor. Aynı coğrafyadan geldiğimiz için sık sık oturup konuşurduk... Bana bir gün hayalinin Los Angeles'a yerleşip burada kendi okulunu açmak olduğunu söylemişti. Aldığım haberlere göre Chris Brown'un videosunda rol almış. Onun gibi birisinin hayallerine kavuşacağına eminim...




Farklı kültürlerden ya da ülkelerden ev arkadaşlarınızın olması ön yargıları yıkmak, ülke ve kültürleri tanımak açısından çok daha önemli. Aynı evin içinde yaşamadan bir insanı tanımak da pek kolay değil aslında... Amerika'ya geldiğim ilk 3 ay çok fazla ev arkadaşım değişti. Bunun nedeni dil okulu ya da tatil için kısa süreliğine gelmiş olan insanlarla aynı evi paylaşmam. Daha sonradan benim gibi en az 1 sene burada kalacak bir oda arkadaşım oldu ki iyi de oldu, farklı farklı insanlara alışmak zaman alıyor çünkü...

Bir gün okuldan yorgun argın gelmiş, kulağınızda kulaklık kendinizi bilgisayara kaptırmışsınızdır. Arada bir de sinirlenip kendi kendinize bir şeyler söylersiniz. Oda arkadaşınız Bulgar kız dayanamaz ve size seslenir, der ki: "I wanna ask something. What does 'Gerizekalı ya!' mean? " (Bir şey sormak istiyorum. Gerizekalı ya ne demek?) Önce kalakalır, sonra kahkahalarla gülmeye başlarsınız. Meğerse farkında olmadan bu ifadeyi o kadar çok söylemişsinizdir ki, kız merak etmiş, üstüne bir de ezberlemiştir.

Bulgar oda arkadaşım Elisa ile bir yıldan fazladır aynı odayı paylaşıyoruz. Haliyle merak ettiği tek kelime bu değildi. Bir gün bana dönüp "Could you tell me what 'Anne napıyon?' means?" dedi. Dedim "Onu nereden öğrendin?" "Farkında değilsin ama telefonu açtığında söylediğin ilk şey o oluyor. Ezberledim artık." diye cevap verdi. Sonrasında ben ona bir-iki Türkçe cümle öğrettim, o da bana Bulgarca... Bu arada iki dilde meyve, sebze ve birçok eşya isminin aynı olduğunu biliyor muydunuz? Brn tahmin ediyordum ama bu kadar fazla olduğunu tahmin etmemiştim. 500 yıllık Osmanlı hakimiyetinin etkisi...



Beni hayal kırıklığına uğratmayan tek millet Koreliler oldu. Temizler, sessizler ve çok saygılılar... Üstelik basit yemekleri yapabiliyorlar, en azından deniyorlar. Siz bir şey rica ettiğinizde kırmıyorlar. Ancak beni çok güldüren bir yönleri var ki, o da bazen çok unutkan olmaları... Özellikle sevgili edindikleri zaman akılları pek başlarında olmuyor. Kışın birkaç aylığına bizim eve taşınan Koreli kız sürekli anahtarını evde unutup duruyordu. Ben telefonumu geceleri kapattığım ya da hep sessiz modunda bulundurduğum için kabak bizim Bulgar kızın başına patlıyordu. Bir gün yine aşağıya inmiş, kapıyı açmış, geldikten sonra "Bu kaçıncı oldu hatırlamıyorum artık." dedi garibim. Biz de çareyi bizim avareye anahtarlık-kolye yapmakla bulduk. Okula ilkokul çocuğu gibi kolyesini sallaya sallaya gittiği günleri hiç unutmam.

Bu olay yeni ev arkadaşımla da gerçekleşti. Birkaç gün önce Elisa'ya dönüp "Tam hatırlayamıyorum ama sabah erken saatlerde bizim kapımı çaldı, yoksa ben rüya mı gördüm. Çok yorgundum. Pek çözemedim." dedim. Elisa kriz geçirmiş şekilde "Biliyor musun? Neden hep ben? Stela anahtarını unutmuş. Sabahın yedisinde kapı çalışına uyandım. Kendi kendime Elisa bu saatte kalkan olmaz. İş sana düştü deyip kapıyı açtım. " diye yanıtladı. ""Elisa!" dedim "Bu senin kaderin galiba... Olmadı ona da bir tane kolye hazırlarız. Alıştık artık..." "Bence iyi fikir ama onu da unutur.". diye dert yandı garibim...




Koreliler'in diğer bir güzel yanı ise çok paylaşımcı olmaları... Bazen eve geldiğimde masa hazırlanmış "Unni seni bekliyordum. Hadi hemen otur, yemek yiyelim. " şeklinde size özel hazırlanmış güzelliklerle karşılaşıyorsunuz. Ağzım bazen acıdan kavrulsa da, çinguyu kırmak olmaz diyerek eşlik ediyordum onlara. Bir de gece yarısı "Sıkıldım." ya da "Konuşmak istiyorum." diyerek soluğu benim yatağın başında almaları var ki, ne yapacağınızı şaşırıyorsunuz. Bulgar oda arkadaşım Elisa benimle dalga geçip duruyor. "Unni olmak kolay değilmiş." Başa gelen çekilir yeter ki en kötü huyları bunlar olsun diyorum kendi kendime. (Unni: Korece de abla demek... )

Ev arkadaşlığının en güzel yanlarından birisi de asla yalnız kalamamanız... Canınız mı sıkkın, moraliniz mi bozuk hemen etrafınız sarılıyor, sorular soruluyor. Cevap alınamasa bile o kadar saçma şeyler söylenip, sonra da bunlara gülünüyor ki insanın ağız tadıyla hüznünü bile yaşaması mümkün değil. Diğer bir güzelliği ise kızlardan birisi size gaza getirse, diğerleri de ona uyuyor. "Hadi bu gece parti yapalım. Bu akşam yemek hazırlayalım. O olsun. Bu olsun. Şunu yapalım v.s." Okulda, otobüste yaşadığımız olayları, tanık olduğumuz komik ya da garip bir anı paylaşıyor, birbirimizi güldürüyoruz.




Üstteki video bu tarz gaza geldiğimiz bir akşama ait. Arka planda garip sesler çıkartan da benim... O akşamın ilerleyen saatlerinde Koreli ev arkadaşımı, karşı komşumuz Arap çocukların kapısının önünden toplamak zorunda kaldım ya, o da ayrı bir hikaye. Kız gidip hangi ara kapılarını çaldı bilmiyorum ama 3 tane birbirinden garip, şaşırmış ve biraz da korkmuş çocuğun bizimkine delirmiş gibi bakmaları hala gözümün önünden gitmiyor. Çocuklara aldırış etmemelerini söyleyip, bizimkinin adına özür diledim. Kızcağızı da kolundan çekip, eve soktum ama güzel bir geceydi. Ertesi gün bizimkinin elinde bir kutu çikolatayla gidip özür dilemesi ise daha da komikti. Şimdi bizim Koreli çingu ne zaman o çocukları asansörde ya da koridorda görse yüzünü kapatarak uzaklaşıyor.

Peki Türk ev arkadaşlarım... Türkler'le de gayet iyi ev arkadaşlıklarım oldu. Aynı dili konuşup, aynı kültürden geliyor olmamız nedeniyle anlaşmak daha rahat oluyor ancak karşınızdaki kişi düşüncesizse size yapacak bir şey kalmıyor ne yazık ki... İstediğiniz kadar uyarın, ne lavaboda dağ gibi birikmiş bulaşıklara engel olabiliyorsunuz, ne de gecenin bir yarısı bağıra çağıra yapılan skype görüşmelerine... Gerçi haksızlık olmasın o ev arkadaşımı da seviyordum. Türk gecesi yaptığımız akşamlar gayet eğlenceli geçiyordu. Ancak bir insanın iyi bir insan olması, iyi bir ev arkadaşı olacağına anlamına gelmiyor. İllallah ediyorsunuz en sonunda ve çareyi ev sahibinden "Ne olur bana hep yabancı ev arkadaşı bul, özellikle de Uzak Doğulu..." derken buluyorsunuz.




Şu ana kadar ki Türk ev arkadaşlarımdan birisi ise benim en yakın arkadaşlarım arasına girdi. Sadece 2 aylığına buraya gelmiş olan bebişimle neredeyse can ciğer kuzu sarması olduk o derece... Onun olaylar karşısında verdiği tepkilere katılırcasına gülüyordum bazen. "Kafama sıkıcam, kendimi kesicem, kendimi bıçaklıycam... " gibi ifadeler, sonra yaptığım yemeklere verdiği "Efsane!" tepkisi unutulur cinsten değil. Bebişim ülkeye dönerken annişime aldığım hediyeleri götürdü sağolsun. Üstüne bir de ziyarette bulunup bana bir sürü resim, video göndermiş. Resmen çatlattı beni Amerika'nın yad ellerinde... Nasıl teşekkür etsem azdır kendisine. Annem "Sanki kızım ziyarete gelmiş gibi hissettim." dediğinde öyle mutlu oldum ki anlatamam.

Son 15 ayımda başıma gelenlerden aklımda en fazla kalanlar bunlar canlar... Umarım sizin ev arkadaşlıklarınız çok güzeldir. Aynı odayı paylaştığınız insanlar çok saygılıdır. Sizin var mı bu tarz garip ev durumlarınız? İlla yurt dışı olmasına gerek yok, Türkiye'de de ev ortamında başınıza gelen ilginç olaylar vardır. Varsa siz de yazın, hep birlikte gülelim, eğlenelim...


 

12 Eylül 2013 Perşembe

Bitti... Bitti... {15}

 
 
Uzun zamandır biten ürünlerim için yazı hazırlamıyordum. Bunun nedeni 4-5 aydır sıkılıp ambalajları direk çöpe atmamdır. Neyse artık bu tembelliği bir kenara atmamın zamanı geldi. Aslında dolabımı kurcalasasm 3-4 tane daha boş kutu bulabilirdim ama onlar diğer yazının konusu olsun.
 
1 & 2- Natur Vital Yağlı Saçlar İçin Şampuan ve Hassas Saçlar İçin Saç Kremi: Bu iki ürün benim devamlı kullandığım ürünler listesine adını çoktan ekledi. Çok seviyorum. Hem doğal hem de aradığım özellikleri tam karşılıyor.
 
3- Dentiste Whiter Fresh Diş Macunu: Türkiye'deyken, gece yatmadan önce bu diş macununu kullanıyordum. Sabah kalktığımızda nefesimiz bir garip gelir ya bize, işte onu azaltmaya yardımcı bir ürünmüş bu. Ürünün tanıtımında doğal ibaresi var. Vitamin C ve doğal özler (papatya, tarçın gibi) içeriyormuş. Benim en çok sevdiğim yanı tadının çok güzel olmasıydı. Bana çocuk diş macunlarını anımsattı desem yalan olmaz. Etkisi bakımından diğer diş macunlarından bir adım önde olduğunu söyleyebilirim. Ancak sabah kalktığınızda nane kokusu gibi bir şey de beklemeyin.
 
4- Earth Science Chamomile & Green Tea Göz Makyaj Temizleyicisi: Hayatımda kullandığım en harika göz makyaj temizleyicisi işte bu... Gözlerinizi yakmıyor, temizledikten sonra kırmızılığa sebep olmuyor. Üstelik rimel, eyeliner herseyi kolayca çıkartıyor. Üstelik doğal ve de diğer göz makyaj temizleyicilere göre uygun fiyatlı. Daha ne olsun. Kaç kutu bitirdim bilmiyorum. Kesinlikle tavsiye ederim.
 
5- Herbal Essences Smooth Collection Shampoo: Amerika'da Natur Vital ürünlerini bulamadığım için ben de bu markaya öncelik tanımak istedim. Beğendim de açıkçası... Gül kokulu olması ve içeriğinin doğal olmasından dolayı hoşuma gitmişti. Şimdi bu markanın başka bir serisini kullanıyorum. O bitsin gül kokulu bu ürüne geçiş yapacağım. Bu arada ürün Fransa'da üretilmiş. Bu da küçük bir not olsun.
 
6- Laneige Water Sleeping Pack: Şurada kendisinden detaylı olarak bahsetmiştim. Yenisini alıp kullanıyorum ve memnun kaldığım bir ürün bu... Tavsiye ederim.   
 
7- Nivea Double Effect Roll-on: Nivea'nın ürünlerine burada hasret kaldım. Bir-iki denemem hüsranla sonuçlanınca Türkiye'den bu ürünleri getirmek zorunda kalmıştım. Başka markalara değişmem.
 
8- Beyu Light Reflecting Concealor:  Bir zamanlar severek kullandığım bir markaydı Beyu... Alman bir kozmetik şirketi aslında... Bu da favori kapacıtılarım arasındaydı. Hafif bir yapısı var. Gözde alerjiye sebep olmuyor. Kapatıcılığı orta seviye... Eğer benim gibi göz altı morluklarından şikayetçiyseniz orta karar bir ürün olarak adlandırırsınız. Orta kapatıcılık ve hafif yapılı ürünlerden hoşlananlara kesinlikle tavsiye ederim...
 
Ürünler hakkında herhangi bir sorununuz olursa yorum kısmından atabilirsiniz. Bir sonraki yazıda görüşürüz canlar... ^_^

15 Ağustos 2013 Perşembe

Paşalı Bayram



Hepinizin geçmiş bayramı kutlu olsun...

Geçen sene ve tabi ki bu sene bayramı ailemden ve sevdiklerimden uzakta geçirdim. Bu tarz özel günlere önem veren bir aileden geliyorsanız ve bu tarz değerleri önemseyen biri iseniz -benim gibi- haliyle bayramlarda biraz buruk geçiyor. Yine de bu demek değil ki, ben bir garip Peri boş dururum.

Bayramın ilk günü sabah kalkar kalkmaz Türk ev arkadaşıma elimi uzatıp "Öp!" dedim. Uykulu gözlerle, boş boş baktıktan sonra evin içinde çığlığı bastı. "Bugün bayramdı değil mi? Unutmuşum. " İkimiz bayramlaştık ancak kendisi aynı gün şehir dışına çıkacağı için pek bir şey yapma fırsatımız olmadı. Daha da kötüsü ertesi haftaya yetiştirmem gereken bir sunum, bir vize ve bir adet proje masamda boylu boyunca uzanmış beni bekliyordu.



Hal böyle olunca evde bayram geçirme planımı hayata geçirdim. Ailemi ve arkadaşlarımı aradım. Pislikler, bir araya toplanmışlar, bir de üstüne beni çekiştirmişler.. Neyse bayram akşamı Paşa'yı yine balkondan beni izlerken bulunca zaten evdeyim mantığıyla ertesi gün bir ziyarette bulunmaya karar verdim. Nasılsa bahanem hazırdı. Bayram kutlayacaktık. Yine bayram için hazırladığım irmik helvası ile düştüm üst katın yollarına... Amel ve Rhazwa nasılsa benim yüzsüzlüğümü hoş karşılıyorlardı. ^--^

Paşam beni yine kapıda karşıladı. Kıpır kıpırdı... Miyavlamalar, bacağıma sürtünmeler... Rhazwa'nın kızı Süreyya da vardı evde. San Francisco'dan bayramlaşmak için gelmiş. Ne güzel... Başta şaşırsa da Paşa'nın davranışlarına, Rhazwa Hanım hemen açıkladı durumu.

Hal hatır sorduk ama Paşa ilgi odağı olmak için yaratılmış sanırım. Hep sabote etti bizi. Kucağımdayken gözlüğümle oynadı, yanaklarıma patisiyle dokundu, çenemi ısırdı. Ancak o kadar sevgi doluydu ki onu görmezden gelmek mümkün değildi. Rhazwa Hanım "Paşa senin de kedin sayılır artık. İstersen şehir dışına çıktığımda sana bırakayım. Bakmak ister misin? " diye sordu. Ev arkadaşlarım onaylarsa hiçbir sorun olmayacağını belirttim.




Bana tatlı ve şeker ikram ettiler. O sırada biraz sohbet etme imkanı bulduk. Amel Hanım birkaç haftaya kadar ülkesine dönüyormuş. Rhazwa Hanım biraz buruktu bu yüzden... 20 senelik dostlukları varmış. Maşallah, Allah herkese böyle dostluklar nasip etsin dedim kendi kendime...

Paşa'nın güzel güzel resimlerini çekeyim diyordum ama kıpır kıpır bu veled, iki saniye hareketsiz yakalamak imkansızdı. Rhazwa Hanım video çekmemi istedi. Benim de işime geldi. Ben, Paşa'yı daha çok "Canım!", Rhazwa Hanım ise "Zuzu!" şeklinde seviyoruz. O nedenle garibim hayvan bayağı bir isim karmaşası yaşadı misafirliğim boyunca...

Umarım sizlerin bayramı çok güzel geçmiştir. İnsan eğer isterse dünyanın herhangi bir yerinde, sevgisini verecek ve kendini sevdirecek birilerini buluyor. İster insan, ister hayvan olsun...


 

 

6 Ağustos 2013 Salı

Uluslararası İlişkiler VII - Amerika'da Komşuluk İlişkileri



"Amerika'ya gelmiş kaç Türk öğrenciye hiç tanımadığı komşusu tarafından yemek verilir?"

Bu yazıda Peri'nin kedi manyaklığının ona neler yaptırabileceğine şahit olacaksınız. O nedenle okuyacaklarınıza şimdiden hazırlıklı olun. Arkanıza yaslanın.

Komşuluk ilişkilerini çok önemseyen bir anne tarafından yetiştirildim. Atalarımızın söylediği "Ev alma, komşu al..." sözünü ilke edinmiş anneciğim "Allah korusun evinde başına bir şey gelse sana ilk koşacak olan kişi kapı komşun olur." derdi. Bu nedenle küçüklüğümden beri sürekli misafirliğe gidip geldiğimiz teyzeler, bir sorun olduğunda çekinmeden kapısını çalacağımız bir sürü ev vardı. Nitekim apartman kültürü de bu geleneği bozamadı. Taşındığımız her apartmanda mutlaka bir-iki samimi komşumuz olmuştur. Hala da öyle... Özellikle üniversitedeyken 4 sene yalnız yaşadığım dönemde komşularımın çok yardımını gördüm, o nedenle annemim ilkesini devam ettirmek için ben de zaman zaman çaba göstermişimdir.

Amerika'ya geleli bir seneyi aştı. Bu süre zarfında komşudan ziyade ev arkadaşlarım için umarım anlaşabileceğim insanlardır temennisinde bulundum. Çünkü Amerika'da komşuluk gibi bir kültürün olmadığının farkındayım. Üstelik seri katilleri ile ünlü bir ülkede insanların komşularını pek önemsememesini, hatta zaman zaman korkmasını anlayabiliyorum. Bunlar elbette haklı gerekçeler ama görgüsüzlükle ikisini ayırmak gerekir diye de düşünmüyor değilim.

Mesela insan en azından asansörde gördüğü kişiye bir merhaba, iyi günler falan der. Hiç olmadı giriş kapısından girdiği zaman bir adım arkasından gelen, eli kolu dolu insan için kapıyı açık tutabilir. İki elimde kitap dolu olduğu halde kapının kaç kere yüzüme çarpıldığını, asansör kapısının umarsızca kapatıldığını bilirim. Eh yani hiç mi kibarlık görmedin be hayvan! Üstelik bunu yapanlar Amerikalılar da değil. Kaldığım apartman kampüse 15 dakika mesafede olduğu için oturanların çoğu öğrenci ve bu öğrencilerin de büyük çoğunluğu Asyalı... Karşılaştığım gariplikler bu kadarla da sınırlı değil...




Üstteki resimde gördüğünüz güya barikatı bizim yan kapı komşumuz aile, biz eve yerleştikten bir-iki ay kadar sonra koydu oraya. Hayır, gerçekten amaçları özel hayatlarını korumaksa pek bir işe yaradığını söyleyemeyeceğim. Çünkü evin içerisi hala sinema gibi, izlemek isteyene gayet seyretmelik...  
 
Neyse bu sevimli komşularımız Güney Koreli olup bir kız, bir erkek sahibi bir çekirdek aile... Gel gelelim gürültüleri biz öğrenci evinden fazla olur. Akşam kore barbeküsü eşliğinde misafirleri haftanın en az 2-3 günü eksik olmaz. Kızlarının çalmaya uğraştığı ama beceremediği, hep aynı melodiyi döndürüp durduğu kemandan bahsetmiyorum bile. Ancak haksızlık olmasın 11-12 dedin mi ayakta bulamazsınız bunları. En büyük avantajımız bu zaten. Gece gürültüleri hiç olmuyor nazar değmesin.



Gel gelelim güzelliklerle de karşılaşmadım değil. Güzel ülkemden buraya döndüğümde, beni üst katta çok güzel bir sürprizin beklediğinin farkında değildim. Daha önceleri bizim gibi birkaç öğrenciye ev sahipliği yapan daireyi bir aile tutmuş. Balkonda keyif yaptığım bir akşam yukarıdan beni gözetleyen bu sevimli afacanla karşılaştım. O yukarıdan mazlum mazlum beni izliyor ama ben nasıl mutluyum, nasıl mutlu... Allah'ım, Sarı ve Tekcan'dan sonra kedi alamadım, zaten burada kedi-köpek de sevemiyorum diye kuduruyordum. Üst kattaki bu sevimli yaramaz tüm beklentilerime değdi.

Gel zaman git zaman bu şekilde bakışmalarımız devam etti. Kıpırdamadan, sessizce dakikalar boyunca beni izlemesine dayanamadım, kararımı verdim. Ne yapıp edip o kediciği mıncıklayacaktım. Tabi önce ailesiyle tanışmam gerekiyordu ki asıl sorun oydu. Kediciğin bana dayanamacağını biliyordum. (Evet, beni sevmeyen kediye raslamadım daha önce... ^_^)   


 
 
Kafama taktım, üst kattakilerle ne yapıp edip tanışmam lazım ama nazik bir yöntem bulmak için çabalıyorum. Hani birisi balkondan falan baksa direk tanışacağım ama yoki kimse grünmüyor ortada. Adamların kapısını direk çalıp "Kedinizi sevmeye geldim." diyemem ki? Bu hem çok kaba olurdu hem de Amerika gibi bir ülkedeyiz. "Deli mi lan bu?" şeklinde polisi arama ihtimalleri de mevcut yani. Sonra gazetelere manşet olurdum "Türk Kızı Komşunun Evini Bastı" diye... Tabi saksıyı biraz çalıştırınca çok güzel bir yol bulmam zor olmadı. 
 
Malum mübarek ramazan ayındayız. Üst kattaki ailenin Arapça konuştuklarını duymuş, iftar ve sahur saatlerinde gürültülerin arttığını fark edince belki oruç tutuyorlardır düşüncesine kapılmıştım. Yanılmamışım. Elbette ki annemden gelen genetik özellik ve biraz da becerikliliğim sayesinde tatilde İzmir'de yediğim Şambali'nin tarifini alıp evde hazırladım. Neyse ki ilk denemeye göre fena değildi. Türk ev arkadaşım tatlıyı "Efsane! ", beni de"Los Angeles'ta tatlı da yaptı. Manyak! " şeklinde tanımlasa da planım yolunda gidiyordu.
 
Ertesi gün elimde bir tabak tatlıyla iftar saatine yakın üst katın yolunu tuttum ama tüm cesaretimi topladım. Kapının suratıma çarpılmasını bile bekliyorum o kadar yani... "Aman!" dedim sonra da kendi kendime, o kadar da ayı değillerdir herhalde. Zaten Arapça konuşuyorlarsa büyük ihtimalle Türk hayranlıkları da vardır diye düşündüm. Çünkü dizilerimiz sağ olsun, burada tanıştığım ne kadar Arapça konuşan insan varsa -ülkeleri önemli değil- bana çok iyi davrandılar. Diyorum ya size Beren Saat muamelesi görüyorsunuz diye, ona da güvendim biraz.
 

 

İlk önce kapı biraz çekingence açılsa da bayan, üstelik yalnız olduğumu fark edince rahatladı içerideki iki hanım. Kendimi tanıtıp, alt kat komşuları olduğumu, tatlı yaptığımı ve Ramazan ayında olduğumuz için onlara da getirdiğimi söyledim. Yüzlerindeki ifadeyi görmeliydiniz. İnanamamazlık, şaşırma, kuşku gülümseme ile karıştı. Biraz çekingence elimdeki tabağı aldılar ve nereli olduğumu sordular hemen. Türk olduğumu öğrenince yüzlerindeki tüm kuşku yerini samimiyete bıraktı. İşte o an yaptığımın doğru bir şey olduğuna karar verdim.

Tatlıyı neden yaptığımı ve onlara getirdiğimi merak ediyorlardı, zaten o sırada da bizim afacan kedi meraklanıp kapıya gelmişti. Ben dayanamayıp hemen cevapladım. "Sizin kediciğinizle biz uzun zamandır balkon muhabbeti yapıyoruz. " diye... "Ben de sizinle tanışmak istedim. Annem bu ayda evde tatlı yaptığında komşularına da verir. Tanışmak için iyi bir fırsattı..." şeklinde cevapladım. O kadar memnun oldular ki anlatamam. Sadece gözlerinin içine baktığınızda bunu anlayabilirdiniz.

Yakışıklımın ismi Paşa'ymış. Bakmayın siz tüylerinin gri olmasına Ankara kedisi kökeni varmış Paşa'nın... Benim köylü yani... Tüyleri sıradan tekirlere göre daha uzun ve gür ve kuyruğu da normal kedilerinkine oranla daha uzundu. Hanımlardan birisi "Paşa, Türkiye'den geldi, o nedenle Türk ismi koyduk. " dedi. Paşa önce biraz uzak durup sadece ellerimi koklasa da, sesime de aşina olmasından ötürü hemen yaklaşıp, oyunlara başladı yaramaz. Hatta paspasın önüne oturup, gözlerini dikmiş şekilde benim konuşmamı dinledi.




Üst kat komşum tahmin ettiğim gibi bir aileymiş. İki arkadaş ve oğulları kalıyormuş. Bayanların birinin adı Rhazwa, diğerinin ise Amel'di. (Yazılışlarının doğru olduğundan emin değilim. ) Lübnanlılarmış. Amel daha 1 ay kadar önce İstanbul'daymış tatil için. İngilizceleri mükemmel olmamakla birlikte gayet iyiydi. Beni içeri davet ettiler ama daha ilk tanışmamız olduğu için kabul etmedim. Üstelik iftar saatinde insanları daha fazla rahatsız etmek istemiyordum. Ayak üstü kapı önü sohbeti yaptık. Bana neden burada olduğumu, kimlerle yaşadığımı, ne kadar kalacağımı -işte bildik sorular- sordular.

Paşa'ya veda etmek istemesem de ayrılık vakti gelmişti. Bu iki hoş hanımefendi bana üstteki kaplardaki tatlıyı ve yemeği verdiler. Her ne kadar bunun gerekli olmadığını, yemek yapabildiğimi söylesem de kabul etmediler. Eve elimde bu iki kap yiyecekle geldiğimde ev arkadaşımın gözleri kocaman açılmış "İnanamıyorum. Nasıl yani? " şeklinde bir tepki vermişti. Dedim bu Peri'nin sırrı... Afiyet olsun sana.




Üst kat komşularımı o günden sonra bir kez daha ziyaret ettim. Bu sefer tabaklarını iade etmek için... Beni bir gün yemeğe davet edeceklerini söylediler. Paşa bu kez direk gelip benimle oyunlar oynadı. Kucağımdan ayrılmak istemedi yaramaz... Amel ve Rhazwa bana "Senin sesini tanıyor. Eğer duyarsa hemen pencerenin önünde alıyor soluğu." dediler. Dedim aynı köylüyüz, kan kanı çekiyor ne de olsa... ^_^

Paşa'yla aşkımız son hız devam ediyor. Ben evin içinde konuşurken ya da kahkahamı duyduğunda miyavlayarak benim balkona çıkmamı istiyor. Gerçekten bunu yapıyor. Ben balkona çıktığımda ise her zamanki yerini almış beni izlerken buluyorum onu... Kapanışı da onun gölgesiyle yapmak istedim.

Ne yalan yazayım bu yazıma gelecek tepkileri çok merak ediyorum. Çünkü güzel ülkemde artık bu kültür de yavaş yavaş unutuluyor. İnsanlar yan dairede oturanların kim olduğunu değil, yüzlerini bile bilmiyor. Hatta öğrenmeye korkuyorlar. Bazen hak veriyorum onlara ama benim  yine de umudum var. kötülük var diye, iyiliği de göremeyecek miyiz yani...

Amerika'daki ilk komşuluk deneyimim böyle çok güzel bir şekilde sonuçlandı. Tabi, ben bir risk aldım ve sonucu olumlu oldu. Her zaman böyle olacak şeklinde bir kesinlik veremiyorsunuz. Dünyanın neresinde olursanız olun umarım sizin de güvenilir, kapısını çalacağınız komşularınız olur.

 

31 Temmuz 2013 Çarşamba

Sasa.com'dan İlk Alışverişim



Amerika'ya geldiğimden beri farklı sitelerden alışveriş yapıp sizi de bilgilendirmeye çalışıyorum. Gönül ister ki, Türkiye'deki yasak kalksa da siz de benim gibi rahat alışveriş yapabilseniz ve istediğiniz çeşitte ürüne ulaşabilseniz...

Singapur kökenli Sasa mağazalarını eminim duymuşsunuzdur. Sasa bulunduğu yer itibari ile çok uygun fiyatlı ürünler satan bir mağazalar zinciri... Rafları indirim zamanlarında resmen yağmalanıyormuş. Keşke Türkiye'ye de açılsa... Singapur'a hiç gitmediğim için mağazaları hakkında yorum yapamıyorum ancak bir süre önce Sasa'nın online alışveriş sitesi olduğunu öğrendiğimde nasıl sevinmiştim anlatamam. Çünkü Uzak Doğu kökenli markaları uygun fiyata alabileceğim -cosme-de ve ebay'den başka- site arıyordum.

Sasa'nın en büyük avantajı her hafta bir indirim kampanyasının olması... Yok cilt bakım ürünlerinde %65'e varan indirim, yok kırışıklık karşıtı ürünlerde iki al üçüncüsü bedava gibi bizim kozmetik dükkanları gibi kampanyaları mevcut. Yaklaşık bir aydır siteyi ara ara ziyaret edip, sipariş versem mi diye düşünüyordum. Çünkü bazı ürünlerinin fiyatları bana inanılmayacak kadar uygun gelmişti. Mesela annem için artık sürekli aldığım bir krem olan Vitacreme B12'nin indirimli fiyatı 16 dolardı. Ebay'de 25 dolar ödediğim bir ürün için çok çok iyi bir rakamdı bu. O nedenle ben de mantıklı herkesin aklına gelen aynı aoruya düştüm. "Acaba Sasa sahte ürün satıyor mu?"

İnternetten forum sitelerine göz attığımda birçok insanın online alışveriş yaptığını, ürünlerden çok memnun kaldıklarını, sahte ya da günü geçmiş ürünle ilgili hiç şikayette bulunanın olmadığını gördüm. Ancak tek şikayet herhangi bir sorunla karşılaştığınızda size geri dönüş yapacak iyi bir customer service'in olmaması... Geç verilen cevaplar alışveriş yapanların en büyük sıkıntısı gibi göründü benim gözüme....




Neyse gelelim benim siparişime... Ben 29 dolar üstüne Amerika'ya bedava kargo olduğunu görünce daha önceden gözüme kestirdiğim Vitacreme B12'den sipariş vermek istiyordum ancak sonuç hüsran oldu. Ben sipariş verene kadar çoktan tükenmiş. Böhü!!!

Peki neler aldım? Şurada bahsettiğim Laneige sleeping packim bitmek üzereydi, indirimde 20 dolara düştüğünü görünce sepete ekledim. Diğer ürün ise benim için artık vazgeçilmezlerden olan cleansing oil... BeautyMate'in gül aramolı bu ürünü hakkında sitede olumlu yorumlar vardı. %50 de indirime girmişti.

10 temmuzda verdiğim siparişim, 12 temmuzda kargolanmıştı. Karton bir kutunun içinde yukarıdaki resimdeki gibi sıkıca paketlenmiş halde 29 temmuzda elime ulaştı. Diğer ülkeler için kargo ne kadar sürüyor bir yorum yapamıyorum maalesef... Alışveriş yapan arkadaşlar beni de bilgilendirirse sevinirim.

Bana sorarsanız Sasa, özellikle Uzak Doğu markalarını uygun fiyatlara alacağınız iyi bir site... Batılı markalar genelde başka sitelere göre daha pahalı geldi bana... Eğer siteyi incelemek isterseniz tıklayın!!! Sorularınız olursa da yorum kısmından sorabilirsiniz.

Sasa mağazalarından ya da Sasa.com'dan daha önce alılveriş yaptınız mı? Yorumlarınız neler? Paylaşın biz de öğrenelim...

Dip Not: Bu yazıyı sabahladığım bir gecenin sonunda hazırladım. Hatalı bir yer varsa görmezden geliniz... :)

15 Temmuz 2013 Pazartesi

Golden Rose Rich Color 44 + 19 {Kalyon Ambiance}



Ne zamandan beri oje yazısı yazmamıştım. Malum benim ojeyle pek aram yok, çok sık kullandığım da söylenemez. Üstelik hemen sıkılır, iki gün geçmeden tırnaklarımı temizlerim ama bu yazıyı yazmadan edemedim.

Türkiye'den ayrılmadan önce burada denerim belki diyerek, Golden Rose'un yeni çıkan serisinden birkaç tane bavuluma atmıştım. İyi ki de atmışım, çünkü Rich Color serisine bayıldım desem yeridir. Malumunuz Golden Rose'un ojelerinin renk dağılımı çok iyi olsa da, kalite bakımından aynı yorumu yapamıyordum. Gerçi 1 TL'ye alınmış bir üründen de çok fazla beklenti içinde olunmamalı. Ancak Rich Color serisi beni oldukça şaşırttı. Tam hatırlamıyorum ama bu serinin fiyatları diğerlerinden biraz daha pahalı ama değer...




Tırnaklarımda 2 kat bulunuyor. Kalın bir tabaka halinde tek kat sürdüğümde oldu, çünkü fırçası diğer serilerine göre daha kalın ve uygulaması kolay. Benim gibi sakar ya da eli titreyenler için ideal anlayacağınız. Yüzük parmağımda olan koyu renk 19, diğeri bu yaz için favorim olan 44... 19 bana daha çok sonbahar ve kış rengi gibi geldi. Ben böyle yüzük ya da işaret parmağıma farklı renkte oje sürmeyi çok seviyorum. Kimileri beğenmese de tek renk kullanımından daha hoş geliyor gözüme.




Gelelim Kalyon'un oje koruyucu, renk canlandırıcı ürününe... Ben bu tarz ürünleri genelde kullanmıyorum. Oje sürerken bile acayip sıkılan bir insanım, ekstra ürünler kullandığımda ne kadar bunaldığımı varın, siz düşünün. Hele bir de kuruma süreleri hesaba katılınca... Koruyuculuğu hakkında 4. günün içerisinde olmama rağmen tırnaklarıma hiçbir şey olmadı, maşallah taş gibi ama parlaklık bakımından Kalyon'un bu ürünü bana biraz ortalama gibi geldi. "Eh işte kötünün iyisi!" diyebilirim. Renkleri daha canlı yapan ürünler görmüştüm çünkü...


 

Pepsi'nin reklamını yaparmış gibi oldu -ne kadar asitli içeceklere düşkünlüğüm olmasa da- ama oda arkadaşımın annesi Pepsi'de çalışıyor ve bana sürekli reklam yapıyor. "İyi!" dedim seni mi kıracağım.

Golden Rose'un bu seri ojelerinden denediniz mi? Favori renkleriniz var mı?
 

11 Temmuz 2013 Perşembe

Sigma Beauty Alışverişim

 
 
Sigma marka fırça kullananlar kervanına ben de katıldım sonunda. Türkiye'deyken hep bu markanın ürünlerini merak etmiş, deneyeceğim anı iple çekmiştim. Neyse ki ecotools ve elf fırçalarım ömürlerinin son demlerini yaşadıkları için ben de bu sefer tercihimi Sigma'dan yana kullandım.
 
Öncelikle bir şeye açıklık getireyim de sonradan başım ağrımasın. Ben bir süre önce Amerika'ya geri döndüm. Alışverişimi burada yaptım yani... Güzel ülkemdeki gümrük yasağı halen devam ediyor bildiğim kadarıyla ama fırça, sünger gibi alışverişlerin engellenmediğini biliyoruz artık. O nedenle siz de güvenli bir şekilde bu ürünleri sipariş verebilirsiniz.
 
Gelelim benim notlarıma... Dikkatimi çeken ilk özellik Sigma'nın o kına gecesi tüllerini andıran kırmızı keseden kurtulup, daha profesyonel görünen kutulu koruyuculara geçmesi oldu. Daha güzel göründüğü kesin... Ayrıyeten en başından beri sürdürdükleri hediye fırça gönderme işini devam ettiriyorlar. Eh, sürekli jel eyeliner kullanan biri olarak işime geldiğini söylemeliyim.
 
Gelelim benim siparişime... Aslında set şeklinde olan ürünlerinden almak istiyordum ancak çok istediğim F20 kodlu geniş pudra fırçası (large powder brush) hiçbir setin içinde yoktu. Ben dolgun pudra fırçası kullanmayı seviyorum. Ne yapayım? Başlangıç olarak ihtiyacım olanları alayım, set olayına sonra gireyim diye düşündüm ki iyi de yapmışım. Çünkü pudra fırçasına bayıldım. Neyse aldıklarım;
 
Large Powder Brush F20 (Geniş Pudra Fırçası)
Duo Fibre Powder/Blush Brush F15 (Duo Fibre Pudra/Allık Fırçası)
Eyeliner Brush E05 (Eyeliner Fırçası)
Travel Size Eyeliner Brush E05 (Seyahat Boyu Eyeliner Fırçası) *Kendisi hediye geldi yihhuuu!
 
Bunları böyle açıklamalı yazarak biraz küçük çocuğa anlatıyormuşum gibi oldu ama bu makyaj işine ilk başladığımda hangi fırçayla, ne uygulanacağı aklımı çok fena karıştırıyordu. En azından benim blogun okuyucularından bu işe yeni başlayanlar varsa küçük bir yardımım olur. İkinci fırçam Duo Fibreyi ben daha çok aydınlatıcı uygulamak için aldım. Bakıp göreceğiz artık. Dip Not: Bu Duo Fibre'nin Türkçe meali ne ola ki yahu?!
 
Ben ülke içinden alışveriş yaptığım için takipli postaya ayrıyeten ücret ödemedim. Çünkü takipsiz posta da olsa Amerika içi yaptığım tüm alışverişlerim kapıma sorunsuz ulaştı. Hiçbir postamın da kaybolduğunu görmedim. Paketim postalandıktan iki gün sonra elimdeydi. Eğer siz de Amerika'da yaşıyorsanız, boşuna takipli postaya extra ücret ödemeyin derim.
 
Sigma'dan ilk alışverişim sorunsuz elime ulaştı. Tabi aynı ülkede olmanın getirdiği avantaj yadsınamaz, onu da kabul ediyorum. Makyaj bloglarında bu markanın fırçalarından övgüyle bahsediliyor zaten. Umarım bir gün sizin de deneme fırsatınız olur.
 

2 Temmuz 2013 Salı

Etude House: Collagen Moisfull Facial Freshener + Emulsion

 
 
Koreliler'in cilt bakımı için günde ortalama 5-6 ürün kullandığını artık biliyoruz. En basiti softener + essence + göz kremi + emulsion + krem şeklinde vuku buluyor. Tabi ileri yaşlar için bunların üzerine kırışıklık karşıtı serum ve ampüller ekleniyor. Ben şahsen yaşım gereği kırışıklık karşıtı ürünlere el atmadım. Bu yaşta o ürünleri kullanırsam ilerde ne halt yiyeceğim diye düşünüyorum. Yaşınıza uygun ürünleri kullanmak her zaman daha mantıklıdır.
 
Guzzi bacım aylar öncesinden bize bu ürünleri yazmıştı aslında. Benim de kullandığım ürünler bitince Türkiye'ye gitmeden sipariş vermiş, ülkemdeyken de kullanmaya başlamıştım. Yaklaşık 3 aydır düzenli kullandığım halde daha yarılayamadım bile. Oldukça bereketli ürünler...
 
Bana son zamanlarda cilt bakımı ile ilgili çok fazla soru geliyor. Ben kısaca kendi rutinimden bahsedeyim yeri gelmişken. Ben bu ürünler dışında göz kremim -olmazsa olmazım- ve essence dediğimiz şurada bahsettiğim ürünü kullanıyorum. Ayrıca Vitacreme B12 denilen bir krem de keşfettim ki -ondan da bir ara bahsedeceğim- siz de edinebilirseniz kesinlikle memnun kalırsınız. Şimdi diyeceksiniz ki geriye ne kaldı? Bu kadar ürüne para yatırmak normal mi? Verdiğimiz paraya değer mi? Ben de bu soruları çok sordum kendime. O nedenle hak veriyorum hepinize.
 
Avrupalı kadınlar gibi sadece tonik ve krem kullandığım dönemlere göre cildimin daha güzel ve parlak göründüğünü keşfettim ki, oldukça kuru bir cilde sahibim. Ayrıca bu ürünlerin -evet hepsine ayrı ayrı para ödüyorsunuz- ama ürünleri bitirme süreniz en az 6 ayı buluyor. Ben sadece tonik ve krem kullandığım dönemlerde aldıklarım bana en fazla 2 ay dayanabiliyordu. Performansından memnun kaldığım da çok nadir görülmüştür.    
 
 



Bazı markalar ürünlerinin tanıtımını yaparken şu ibareyi çok kullanırlar. "Tonikle birlikte krem ve göz kremimizi de kullanırsanız çok daha başarılı sonuç alırsınız. " Sanki başka marka kullanınca ters tepki yapacak. Kimyasal reaksiyon gösterecek. Ben bu kafada bir insan olmadım hiç. Kullandığım ürünlerin markaları hep birbirinden farklı olmuştur bugüne kadar. Tonik ve emulsiou genelde aynı markadan seçiyorum ama onun dışındaki ürünleri genelde hangi markadan canım istediyse ondan alıp kullanmışımdır.

Gelelim benim yeni bebeklere... Ürünlerin ikisi de oldukça dayanıklı görünen şeker mi şeker 150mllik cam şişelerde üstelik kutulu halde geliyor. Facial freshener denen ürün, daha önce bahsettiğim softener gibi tonikten daha koyu kıvamlı ve ilk olarak cildime onu uyguluyorum. Emulsion ise artık hepimizin bildiği krem ile tonik arası yine akışkan, losyon gibi bir ürün... Ben kremden önce emulsionu uyguluyorum son olarak.

Ürünlerin ikisinin de çiçeksi bir kokuları var. Kesinlikle rahatsız etmiyor. Eğer cildiniz çok kuru değilse sadece bu iki ürünün bile nemlendirmek için yeterli geleceğine inanıyorum ben. Sıcakların bastırdığı şu günlerde bazen krem sürmeyi bile ihmal ediyorum o derece... Siz benim dediğimi yapın ama yaptığımı yapmayın sakın.

Bu serinin kremini Koreli arkadaşım ve şu anki Türk ev arkadaşım da kullanıyor. Üstelik oldukça da memnunlar... Sadece ben değilim yani övüp övüp bitiremeyen... Neyse gelelim fiyat mevzusuna... Ebay'de tek fiyatları 17 dolardan başlıyor. Tavsiye eder miyim? Deneyin, pişman olmazsınız. Sorularınız olursa da yorum kısmından yazabilirsiniz.

Siz, Etude House ürünlerinden hiç kullandınız mı? Tavsiye edeceğiniz yeni kozmetikler var mı?
 

25 Haziran 2013 Salı

Laneige: Deep Cleansing Oil Moisture {Makyaj Temizleme Yağı}

 
 
Aslında güncelleme yapıp yapmamak konusunda çok kararsızdım. Biliyorum Türkiye'deki ortam hala tam olarak rayına oturmadı. Ben de her dakika bir şeyler öğrenmeye çalışıyorum. Ancak blogumun üzerindeki ölü toprağını atmak istedim.
 
Diğer temizleme yağı yazıları için sizi şöyle alayım. DHC ve IOPE... Buradan da Laneige'in kendi sitesinden ürünü inceleyebilirsiniz.
 
Makyaj temizleme yağlarını yani nam-ı diğer cleansing oillere takıntımı artık bilmeyen yoktur. Bu sanırım 4 ya da 5. makyaj temizleme yağım... Deneme boyu olarak da bitirdiğim çok ürün olduğu için onları saymıyorum bile.
 
Laneige ürünlerini artık ayrı bir kategoride değerlendirmeye başladığımı söylemem gerekiyor. Bu markadan kullandığım her üründen memnun kaldım. Üstelik ürün performansları, ambalajları, gramajı ve fiyat oranıyla bence geçer not olabilecek markalar arasına çoktan girdi. Gelelim bu ürüne...
 


Ürün 175 mllik gayet orjinal bir ambalajda geliyor. Ayrıca diğer Laneige ürünleri gibi kutulu bir şekilde elinize ulaşıyor. Benim tercihim kuru ciltlere yönelik olan Moisture olanı ki, bir de yağlı ciltler için Refresh olanı mevcut... Çiçeksi, insanı rahatsız etmeyen hafif bir kokusu var. Cildinizi tahriş etmiyor, yıkadıktan sonra yanaklarınızda bir gerilmeye neden olmuyor. Şimdiye kadar denediğim temizleme yağları için şunu söyleyebilirim ki, performansları hemen hemen aynı... Yalnız ben tıpkı denediğim diğer ürünler gibi bunu da göz çevresi için önermiyorum. Göz çevrem için bulduğum mükemmel bir ürün var, onu da bir ara yazarım.
 
Gelelim fiyat olayına... Laneige'in diğer ürünleri gibi bu da çok ucuz değil ama fiyatı hak ettiğini söylemeliyim. Ebay'de şu an satıcısına göre 25 ile 32 dolar arasında satışa sunulmuş. Ne diyelim umarım bu marka en kısa zamanda Türkiye'ye gelir. Beklediğim yeni bir temizleme yağı var, çok heyecanlıyım blog. Umarım sizin de bu markayı deneme fırsatınız olur...
 
Sizin deneyip memnun kaldığınız temizleme yağları var mı? Yeni tavsiyeleri bekliyoruz...
 

18 Haziran 2013 Salı

Direniş Her Yerde

 
 
"Durduramayacaklar Halkın Çoşkun Akan Selini..." Cem Karaca
 
Ne güzel söylemiş Cem Üstat... Onlar bu tarz olayların belki de kat be kat fazlasını görmüş, geçirmiş insanlar olarak zamanında çok güzel mesajlar vermişler. Tarih tekerrürden mi ibaret, yoksa ders alma vaktimiz gelmiş de yeni mi fark etmişiz bilemiyorum.
 
Olaylar ben İstanbul-Los Angeles uçağındayken başladı. Yabancı arkadaşlarım ve ailem beni şanslı olarak nitelerken, ben orada biber gazı yiyip, tomalar tarafından kovalanmadığma yanıyordum... Keşke orada olabilseydim diyordum. Elbette binlerce kilometre uzakta olsam da, bu destek veremeyeceğim anlamına gelmiyordu. Ben de elimden geldiğince birşeyler yapmaya çalıştım.
 
80lerin sonunda doğmuş biri olarak şunu söylemeliyim ki, ben ve benim gibi bir çok arkadaşım apolitik olarak yetiştik. Sokakta, duvarlara "Slogan bulamadım. Lanet olsun Bağzı Şeyler..." yazan bir gençlikten bahsediyoruz. O kadar da samimiler... Küçüklükten beri ailemin "Aman kızım oku, düşün, muhakeme yap ama sakın tartışmaya girme... Başını derde sokma. Aklımız sende kalmasın." şeklinde telkinleri olmuştur. Ailemi suçlayamam. Kendilerine göre haklı sebepleri var elbette. Başlarda çocuk aklımla anlayamıyordum bu mevzuyu ama ne zaman ki ailem ve etrafımdaki insanlar bana o dönem kaybettikleri dostlarından, arkadaşlarından, yakınlarından bahsettiler, o zaman bir şeyler anlamaya başladım. Bu demek değil ki bana "Haksızlığa karşı sessiz kal..." demediler ama kardeşin kardeşi kırdığı bir düzenin parçası olmamı da istemiyorlardı.
 
Günlerdir olayları hem facebook hem twitter hesabımdan elimden geldiğince duyurmaya , paylaşımlar yapmaya, konuyu bilmeyenler varsa da açıklayarak bazı şeyleri görmeye, en azından okumaya yönlendiriyorum. Bu dönemde beni en çok üzen ne biliyor musunuz? Siyasi görüşü ne olursa olsun, ne yazık ki bazı insanların hiçbir şekilde at gözlüklerinden kurtulamaması...
 
Benim en çok korktuğum insan modeli EĞİTİMLİ CAHİLLERdir. Okumuş ancak içte BOMBOŞ olup, dünyaya ancak kendi penceresinden bakan insandan uzak durmak gerekir bana göre. Çünkü adam bir kere kendi görüşünün doğru olduğuna ve onu savunması gerektiğine inanır. Bunda bir zarar yok. Herkes elbette inandıklarını savunacak ama bu tarz insanlar kendi düşüncelerinin doğruluğunu ispat etmek için eğitim seviyesini koz olarak kullanır. Ben OKUMUŞ insanım, benden daha iyi mi bileceksin modunda kendini halkı çıkarmaya çalışır. Başkasının fikrini dinlemeden, kendi düşüncesini aşılamaya kalkar ki, hayatta en nefret ettiğim adam modeline dönüşür.
 
Bu son birkaç haftada olanlar, Türkiye'de hala güzelliklerin olduğu, insanlarımızın kendi değerlerini unutmadığı ve hala birbirine sahip çıkıp, baskı yönetimine karşı koyabildiğini ve bunu kaba güç kullanmadan yapabildiğini gösterdi.  Bana en güzel getirisi ise, etrafımda bulunan üstte bahsettiğim boş insanların asıl yüzünü görmem oldu.
 
Olaylar boyunca çok güzel fotoğraflarla karşılaştık ama ben de en fazla beğendiklerimden bir iki tane yayınlayıp görüşlerimi yazayım dedim.
 
 


İstanbul'a döndüğümde bu kütüphane hala yerinde duruyorsa kitap götüreceğimi söylemiştim. Ne yazık ki olaylar sonrası harabeye dönmüş. Umarım yeniden yapılır. Ben de evde duran bir yığın kitabın birazından kurtulurum.




Bazılarınızın bildiği üzere Arjantin Tango hastasıyım. Bu kareyi görünce içim yandı. Üstelik Ankara'daki tango kursumun Kuğulu'da eyleme gittiklerini öğrenince daha da delirdim. Ben de orada olmalıydım dedim.




Kurtuluş Savaşı sırasında çok aç kalan askerler, çarıklarını pişirip yemişler. Köylerde olan insanlar, hasat zamanı geldiğinde yarısını kendileri alıp, diğer yarısını cephelere göndermişler. Şu manzara bana savaş döneminde geçen o mevzuyu hatırlatmıştı. Dünyanın en güzel manzarası demiştim kendi kendime.




Bana ve birçok insana göre yılın fotoğrafı... Dünyanın neresinde böyle bir manzarayla karşılaşmıştır ki insanlar... Yabancı ev arkadaşıma gösterdiğimde resmen kahkahayı patlatıp, "Sizin haksızlık karşısında yapamayacağınız şey yok gibi görünüyor." dedi. Bunu söyleyen kişi Bulgar üstelik. Galiba biraz da korktu sıradan insanların iş makinesiyle polis araçlarını kovaladığımı söylediğimde... Dedim bak ona göre...




Oy!!! Çapulcu Amcalarım benim... Birkaç Marjinal Adam...



Köprüde bir mola... Şu manzaraları gördükten sonra gel de hayıflanma orada olmadığına...

Bunu okuyan, "Çapulcu" ya da "Ayyaş" ya da "Marjinal" her kimsen ya da her ne isen... Önce karşındaki insana saygı duymayı bil ki zaten senin başından beri yaptığın buydu. Yoksa farklı siyasi görüşten, kültür ve eğitim düzeyinden binlerce insan nasıl bir araya gelebilirdi ki? Hala bunu anlamayanlar var ya, yanarım da ona yanarım...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...