Peri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Peri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Kasım 2014 Çarşamba

Peri, Artık Mutlu Mikrop'ta






Bir süre önce keşfettiğim ve ürünlerine bayıldığım Mutlu Mikrop ailesine yazar olarak ben de katılmış bulunuyorum. Yazılarımı her ay Yazarlar bölümündeki Peri başlığı altında bulabilirsiniz.

İlk yazımı okumak için tık!!!

Mutlu Mikrop ana sayfasına gitmek için tık!!!

Birbirinden ilginç ve tarz ürünlerin bulunduğu Mutlu Mikrop Shop'u incelemek için tık!!!





 

3 Eylül 2014 Çarşamba

Bir Taşı Acem Ülkesine Değişilmeyen Şehir: İstanbul



Selam canlar;

Uzun bir aradan sonra size merhaba diyebiliyorum. Aslında aktif olarak Twitter ve Instagram hesaplarımı kullansam da buraya uğrayamamak canımı sıkıyordu. O kadar emek verdiğim, zaman geçirdiğim, güzel insanlarla tanışmama vesile olan bu mekanı öksüz bırakmışım gibi hissediyordum.

Yeni yazı göndermediğim son birkaç ayda neler oldu kısa bir özet geçeyim merak edenler varsa. Mayıs sonu güzel ülkeme kesin dönüş yaptım. Ailemle, arkadaşlarımla, dostlarımla bol bol vakit geçirdim. Ramazan ayından sonra da iş başvurularıma yoğunlaştım. Şu an hala aktif olarak işsizim ama elbette kendi kriterlerime göre bir iş bulacağımı biliyorum. Allah herkesin gönlüne göre versin. :)

Bu yazıda son aylarda İstanbul'da çektiğim ve daha önce Instagramda paylaştığım bir kaç kareyi yayınlayacağım. İstanbul'u özleyenler varsa onlarda hasret gidermiş olur. Sorularınız var ise yorum kısmından atabilirsiniz.
 

 
 
Üsküdar Sahil
 


 
Beyoğlu, Cezayir Sokağı



 
Kadıköy İskele




Los Angeles'ta alışkanlık haline gelen akşam yürüyüşlerimi burada da devam ediyorum. Koca metropolde böyle güzel alanlar görmek çok güzel.




Bir İstanbul Masalı'ndan tanıdık gelmiştir. Bu da yine tarihi bir bina...


 
 
Son olarak Taksim Kore Restoranı... Sevda, nam-ı değer Minikprof ile bir buluşma gerçekleştirdik Süperdi En kısa zamanda tekrar görüşmek dileğiyle...
 
Herkese iyi haftalar...

30 Kasım 2013 Cumartesi

Peri'den Yeni Yıl Hediyesi: Laneige Water Sleeping Pack EX {Son Gün Belli Oldu}



Selam canlar!

Umarım başlık sizi heyecanlandırmıştır.

Belki biliyorsunuz, belki bilmiyorsunuz yaklaşık 1.5 senedir Amerika'da yaşıyorum. Buraya geldiğimden beri en büyük rahatlığımdan birisi uluslararası alışverişlerim oldu. Özellikle Güney Kore kozmetiklerine rahatlıkla ulaşıp kullanıyor, deneyimlerimi sizlerle paylaşıyordum. Ancak sizin bu ürünlere benim kadar rahat ulaşamadığınızı bildiğim için zaman zaman da kendimi kötü hissedip, bu rahatsızlığımı dile getiriyordum zira.

Neyse yakın zamanda Christmas tatilimi fırsat bilip, ailemi ve arkadaşlarımı ziyaret etmeye geleceğim. Onlara hediye bir şeyler alırken sizleri de unutmadım. Blogumu takip eden, arada hatır gönül soran, merak edenler için de eli boş gelmek istemedim. Gerçi bu bir çekiliş ve şans ama olsun. Belki yeni insanlarla tanışmak için de bir fırsat olur.

Bu da, işte o meşhur(!) sleeping pack... ^_^




Aslında vermek istediğim birkaç ürün vardı ama hem uzun süreli kullanılabilecek, hem her cilt tipine uyacak, hem de benim çok memnun kaldığım bir ürünü seçmek isteyince seçeneklerim bayağı azaldı. Benim Laneige ile ilgili yorumumu okumak için tıklayın!

Neyse gelelim sizin yapmanız gerekenlere:

* Blogumu sağ taraftaki Google Friends Connect'ten takibe almak... (Birden fazla katılımı engellemek için başka çarem yok.)

* Bu yazıma blogumu hangi isimle takibe aldığınızı belirterek, blogumla ilgili görüşlerinizi yazmak...

* Varsa blogunuzda, Facebook ya da Twitter hesabınızda bu yazının tanıtımını yapmak... (Malum Güney Kore ürünlerini pek bilen yok. Elimden geldiğince bu sayıyı artırmaya çabalıyorum. )

Son katılım tarihi olarak tam bir gün veremiyorum.Malum daha ülkeye ayak basmadım. Karar verdiğim zaman bu yazımı güncelleyeceğim. Bir de ne yazık ki Türkiye dışına gönderim yapamayacağım. Tr içinde bir adres verirseniz neden olmasın. Kazananı eski dostumuz Random.org belirleyecek.

Çekiliş 28.12.2013 Cumartesi tarihinde sona eriyor. Pazar günü bir seyahat durumum var. Kazanan o nedenle benimle aynı gün iletişime geçmeli. Ona göre... ^_^ Büyük ihtimalle sleeping pack pazartesi günü kargolanmış olacak.  

Herkese şimdiden bol şanslar!

 

14 Nisan 2013 Pazar

Melekler Şehri'nden Dönüş

 
 

"Birlikte olamayacaksak Tanrı neden karşılaşmamızı istedi?"

Açılışı, çok sevdiğim bir baş yapıt olan City of Angels'ın en sevdiğim repliklerinden biriyle yapmak istedim. Malum bu filmin çekildiği yer olan Los Angeles'tan güzel ülkeme dönüşüm kısa bir süre önce gerçekleşti. O arada memleketim olan Ankara'ya da bir uğradım ayak üstü.

Aslında açılışı çok memnun kaldığım bir kozmetik yazısıyla yapmak istiyordum ama çok fazla ara verdiğimi ve son 3 ayda hayatımda nelerin olduğunu kısaca yazmak istedim. Twitter'dan beni takip edenlerden soranlar oldu. Çok teşekkür ederim kendilerine tekrardan. Merak ediliyor olmak güzel bir şey. İnsan düşünüldüğünü ve değer veriliyor olduğunu hissedince nasıl mutlu oluyor bilemezsiniz.

Son yazımda bölüm derslerimin başladığını ve çok sık yazamayacağımı söylemiştim. Ancak bu kadar uzun bir ara olacağını hiç kestirememiştim. Üzgünüm bunun için... Ancak elimde olmayan sebepler vardı. İlki elbette çok ağır olan derslerimdi. İkincisi şubat ayının başı gibi rahatsızlandım ve Türkiye'de bile doğru düzgün ayak basmadığım hastanelere Amerika'da gitmek zorunda kaldım. Neyse ki çok ciddi bir şey değilmiş ama o ağrı ve yaşadığım psikoloji bana yetti... Allah kimseyi düşürmesin diyorum. Neyse ki beni düşünen arkadaşlarım vardı. Ödeyemem haklarını...

Hastalığımın ertesinde arkadaşlarımdan aldığım tatsız duyumlar, ölüm ve hastalık haberleri beni çok yıprattı. Değil yazı yazmak, blogumu açıp bakmak bile gelmedi içimden. Her şey ne kadar boşmuş dediğim bir dönemi yaşıyordum anlayacağınız.  Neyse ki artık bir süreliğine de olsa ülkemdeyim. Dahası bir de iyi haberim var. Türkiye'ye dönmemin en büyük nedeni yakında düğünümüzün olacak olması. Nisan ayının sonunda kardeşim evleniyor. Hem İstanbul hem de Ankara'da düğünümüz... Gelmek isteyenler bana haber etsin. Ankaralı düğünü görmenizi sağlarım. 

Daha önce blogumda hiç resmimi paylaşmamıştım. Uzun bir aradan sonra farklı bir yazı olsun istedim. Hem merak edenler vardı, onlar görsün diye geçirdim içimden.

Yazımı bitirirken umarım hepiniz çok iyisiniz ve mutlusunuzdur diyorum. Öyle diliyorum. Size yine City of Angels'tan bir replikle şimdilik veda ediyorum.

"Birbirini hak etmeyen milyonlarca insan yanyana iken, ben neden senden ayrı nefes alıyorum?"


21 Kasım 2012 Çarşamba

Peri İçin Doğum Günü Zamanı



Daha Cadılar Bayramı kutlamalarını atlatamadan bir başka kutlama içinde buldum kendimi. Kasımın ilk haftası olan doğum günümü de Amerika'da kutlamak kısmetmiş. Hava atmak gibi olmasın ama aileden uzakta da olsa güzel bir doğum günü geçirdim. Aslında doğum günlerine çok fazla düşkün bir insan değilimdir -yani kutlarım, sonuçta senede bir kere olan bir şey ama ölüp bitecek halimde yok- ama insan uzakta olunca böyle oluyor demek ki... Çünkü bu sene nedense bulunduğum ortam dolayısıyla -arkadaşlar, öğretmenler v.s.- kutlamaların biri bitip diğeri başladı. O nedenle bir 10 gün kadar doğum günü modundan çıkamadım haliyle.




Doğum günüm benim için bir o kadar yorucu hem de güzel geçti. Bütün gün gezip dolaştıktan sonra akşam için hazrlandım. Birkaç arkadaşımla birlikte İtalyan restoranına gittik. Benim favori mekanım olduğu için doğum günü kızı olarak yeri de ben seçtim. Ancak her şey beklediğimden daha da güzeldi. Yemekler, kutlamamız, ortam, hiçbirini unutmam mümkün değil.




Arkadaşlarımla ne zaman gitsem bizim masayla ilgilenen İtalyan abimiz bize bu sarımsaklı ekmekleri ikram olarak getirdi. Amerika'da doğum günü kutlamak gerçekten çok eğlenceli... Kasiyerinden, garsonuna, öğretmenine kadar sizi kutluyorlar. Ne yapacağınızı, doğum gününüzü nasıl geçireceğinizi soruyor, tavsiyede bulunuyorlar. Üstelik gittiğiniz her yerde mutlaka ufak hediyeler alıyorsunuz.




Bunlar da Çinli arkadaşımın benim için aldığı kekler... Mumları kendim seçmiştim ama o kızcağız da tesadüf eseri dört tane kek almış. Biz de o akşam yine dört kişiydik. "4" sanırım bu sene benim uğurlu sayım...




Bu da Meksikalı garsonun bana hediyesi... Tiramisuyu zaten çok severim. Benim için ayrı bir güzellik olmuştu doğrusu...




Sınıfımdaki Koreli bir arkadaşım, doğum günümü öğrenince bana bu şirin hediyeyi hazırlamış. Nasıl sevindim anlatamam. Malumunuz benim kozmetik manyaklığımın sonu yok. Üstelik Kore kozmetiğiyse tamam zaten... Olay bitmiştir.




Bu da paketten çıkanlar... İçinde ayak terapi setinden, gece maskesine, göz kremine her şey var. Daha kullanmaya fırsatım olmadı. Çok merak ediyorum doğrusu...  O kurabiye adam da Arap sınıf arkadaşımın jesti... Kızcağız doğum günüm olduğunu öğrenince ilk bulduğu yerden bunu kapıp gelmiş. Yemeye kıyamadım bir süre... Daha yarısından çoğu dolapta bekliyor.


 
 
Kendime doğum günü hediyem de uzun zamandan beri istediğim Makeup Forever'ın HD fondöteni oldu. Sephora'dan aldığım fondötenin yanında doğum günü hediyesi olarak Fresh'in dudak terapi setini verdiler. O şişedeki spreyde Bulgar ev arkadaşımın hediyesi... Malum burada gül suyu bulmak eziyet. O da bana bu armağanı layık görmüş. Bayağı işime yarayacak.  
 
Bir yaşımın başlangıcını da böylece atmış oldum. En kötü günüm böyle olsun deyip geçiyorum artık...Umarım bu sene bana öncekinden daha uğurlu gelir. 
 


7 Temmuz 2012 Cumartesi

Peri Ne Yer, Ne İçer? - Volume 2

Herkese selam...

Gezi ve Alışveriş yazılarına ara verip, buralarda ne yiyor ne içiyorum ondan bahsetmek istedim biraz. Bu ülkeye gelip de açlıktan ölüyorum diyen birisi varsa kesin ya salaktır ya da kusura bakmasın biraz mıymıntıdır. Bir kere her damak tadına hitap eden yemeği bulmanız mümkün... Hele ki benim gibi büyük bir şehirde ve göçü yoğun olarak almış bir bölgedeyseniz zaten çok şanslısınız. Neredeyse dünyanın her bölgesine ait mutfağı bulabilirsiniz.

Bir diğer hususta domuz eti meselesi... Şu ana kadar bana bu yönde soru, olumsuz eleştiri, saçmalık gelmedi ama olur da gelir diye açıklama yapmak istedim. Domuz eti elbette yaygın, hatta girdiğiniz her restoranda tavuklu bir yemek söyleseniz bile içinden bacon denen domuz ürünü çıkabiliyor. Ancak domuz eti kadar bu ülkede sığır eti de çok yaygın. Helal kesim değil ama ne yapalım zorda kalıyoruz. Merak edenler için şimdiden söyleyeyim; domuz eti yemiyorum ben.

Neyse gelelim postun asıl konusuna...



Japonya

California Rolls ve iki çeşit salata... Ayrıca yanında lapa gibi bir pilav da geliyor. Fiyatı yaklaşık 8 dolar... Bizim okulun altındaki japon restoranında yemiştim. Tadı fena değildi, hatta fiyatı düşünülürse çok da uygun sayılır. Ancak asıl sorun bitirememiş olmam. Buraya geldiğimden beri tabaklarımı bitiremiyorum. Mübarekler insan evladı için hazırlamıyorlar o tabakları...



Vietnam

İlk defa Vietnam mutfağına ait bir yemek yedim. Bir çeşit noodle soup... İçinden bizim alışık olduğumuz ramen ve dilim dilim doğranmış et parçaları çıkıyor. Tadı fena değildi ama umduğum gibi de çıkmadı. Fiyatı da 9 dolardı.


Tayland

İsmi combination teriyaki... Bizim sebzeli pilavı andırıyor tadı... İçinden sebze, et ve karides parçaları çıkıyor. Ben beğendim şahsen. Şu ana kadar yediğim pilav tarzı yemeklerden en lezzetli olan buydu. Fiyatı da 10 dolardı.


Japonya

Bir alışveriş merkezinin food courtundaki Japon yemekleri satan yerden almıştım bunu da. Fiyatı 6 dolar civarında... Beef Teriyaki ismi, pilav ve sebze de içeriyor. Tadını beğendim. Zaten beef teriyaki bizim pilav üzeri et soteyi anımsatıyor bana...




Japonya

Şimdiye kadar yediğim en lezzetli suşiydi. Yediğiniz yere göre de suşinin tadı çok değişiyor.
Bu menüyü okulumun çevresinde bulunan en ünlü mekanda yedim, arkadaşlarımla birlikte. Fiyatı 12 dolar, diğerlerine göre biraz daha fazla ama kesinlikle hak ediyor. Bu kadar lezzetli olacağını düşünmemiştim şahsen. Bir daha gitmek için sabırsızlanıyorum.




Kore

Koreli arkadaşıma beni gezdirdiği için yemek ısmarlamıştım. Korean Town bizim bulunduğumuz yere arabayla 20 dakika mesafede. Arkadaşım buradaki yemeklerin ülkesindekilerle neredeyse aynı tadı taşıdığını söyledi. Bunlar başlangıçlar... Çoğu kimchi, belki hepsi de kimchidir. Hatırlamıyorum. Hepsi ücretsiz, üstelik yemek süresince bitirdikçe yeniden istiyorsunuz, getiriyorlar. Tadları bana turşu ve acı sosları hatırlattı. İçlerinden favorim birkaç tane var ama isimleri çok zor.




Bunlar da çorbalarımız... Sağdaki domuz eti içerdiği için ben yemedim ama arkadaşım bayağı acı demişti. Soldaki ise soyadan yapılıyormuş. Ben tadını beğendim. Biraz acıydı ama idare etmeye çalıştım. Bir süreden sonra zaten hissetmiyorsunuz. ayrıca pilavıyla birlikte servis edildi. Bana toplam maliyeti 20 dolar...


Türkiye

Eski kaldığım apartmana çok yakın bir Türk restoranı vardı. Bir akşam ev arkadaşımla oraya gittik. Geç kaldığımız için iskender kalmamış şansımıza ama onun yerine Adana Kebap söyledik. Tadı fena değildi ama Türkiye'yle karşılaştırırsak çok beğendiğimi söyleyemeyeceğim. Burada en iyisi bu dedik doğal olarak... Fiyatı ise 11 dolardı.  

Daha eklemek istediğim resimler var ama yazı çok uzayacaktı, ben de bir sonrakine sakladım.

Bu yemeklerden denedikleriniz var mı? Beğendiniz mi, yoksa benim gibi kararsız mı kaldınız?


9 Haziran 2012 Cumartesi

Peri Ne Yer, Ne İçer?



Buraya geldiğimde fast food çok yemeyeceğim, ancak çok zorda kalırsam yiyeceğim diye kendi kendime söylemiştim. Sözümü tutuyorum. Öğlen aralarını genelde Çin yemeği şeklinde geçiştiriyorum. Akşamları zaten evde kendim hazırlıyorum.


İlk gelişimde bulunduğum şehir küçük olduğu için her şeyi bulamıyordum. Allah'tan bulunduğum süre kısa olunca çok zorlanmamıştım. Ancak bu sefer daha uzun kalacağım ama yemek bakımından daha şanslıyım. Çünkü bulunduğum şehir özellikle İran başta olmak üzere Orta Doğu'dan çok göç almış. O nedenle birçok restoranın yanı sıra marketlerini ve hediyelik eşya dükkanlarını da açmışlar.




O bahsettiğim marketlerden birinde buldum sarmayı da zaten. Bu üstteki tencere büyüklüğündeydi ama ben küçük bir tane aldım. Türk, Yunan ve Bulgar malı dolmalar vardı, tabi benim seçimim Türk'ten yana oldu.




Annemin bavuluma sıkıştırdığı tarhana çorbası... İlk günler bundan çok az yapıp içtim. Hemen bitsin istemiyorum. Bitmesin.


İran marketinde bulduğum Türk Kahvesi... Beni evlerinde misafir eden arkadaşlarıma hediye aldım tabi. Kahvemiz bitti diyorlardı. Çok sevindiler...




Tabi ben de hediyemi aldım. Benim cezvem yok. Zaten misafirim pek olmadığı için gerek de duymadım. Onlar da ne zaman canın kahve çekerse gel, beraber içeriz, fal bakarız dediler.



Bunlarda yine aynı marketten Türk ürünleri...



Hayatımda ilk defa İran dondurması yedim. Yapısı bizim pastanelerde satılan dondurmalara benzese de tadının alakası yok. Vanilyalı dondurma yerine gül suyu katılmışını düşünün. Ben beğendim gerçi. Çok şekerli değil. Dondurma da şekeri pek sevmiyorum.




Yeni yeni yerleştiğim için öyle çok malzemeli yemekler yapamıyorum. Birini alsam, biri eksik kalıyor evde. Böyle bir-iki çeşit hazırlıyorum kendime yetiyor zaten.



Evet, son gözdem. Aslında ihtiyacım yoktu pek ama ben kahve insanım değilim. Poşet çayı da bitki çayları hariç pek sevmiyorum. Her gün okuluma gidip gelirken önünden geçtiğim bir "Gift Shop" vardı. Vitrinde bizim ya da İran tarzı tepsiler, çaydanlıklar, bardaklar dizilmiş. Dün merak edip girdim. İçeride 60 yaşlarında bir adam oturmuş Arapça olduğunu sandığım bir müzik dinliyordu. Etrafıma bakındıktan sonra çaydanlığın fiyatını sordum. 28 dolarmış. Neyse nereli olduğumu falan sordu tabi. Dedim ben Türküm. Biraz sohbet ettik ayak üstü. Adam meğerse yazarmış. Bana kitaplarını gösterdi. Üniversitelere çağrıldığından bahsetti. Çayı sevdiğimi söyleyince hemen bir bardak ikram etti. Çok sevindim. Sana 25 dolara vereyim çaydanlığı dedi. Öğrenciyim ben üstelik yirmi dolarım var dedim. "Olsun bakalım. Zaten buradan para kazanmıyorum ben. Sadece hobi olarak yapıyorum zaman doldurmak için, eğer bir ihtiyacın olursa her zaman beklerim." dedi. Çaydanlığımı alıp evin yolunu tuttum.



O akşam oda arkadaşımın son günüydü. Bu nedenle ona çay yaptım. Yanına da lokum koydum ikram olarak. Sen bu akşam misafirsin, o nedenle bunlar dedim. Gülmekten kırıldı. Lokumu çok beğendi. Türkiye'ye dönünce ona göndereceğim.  

Annemin yemeklerini özlesem de kendi başımın çaresine bakmayı görev bildim kendime. Gerçi anneme göre ev arkadaşımla birleşip yemek yapsak daha iyi olurmuş. Her milleti Türkler gibi sanıyor garibim...

2 Haziran 2012 Cumartesi

Amerika'nın Yolları Taştan


Ülkemden, ailemden, arkadaşlarımdan kısacası sevdiğim, sahip olduğum her şeyden 11000 kilometre uzaktayım artık. Sanırım ilk günlerin hezimeti olsa gerek biraz burukluk var içimde. Ancak uzun zamandır hayalini kurduğum, bu nedenle kendimi çok zorladığım zamanların olduğunu düşündüğümde kendimi daha iyi hissediyorum. Facebook'tan, Twitter'dan iyi dileklerini eksik etmeyen arkadaşlara çok teşekkürler... Buna bile lüzum görmeyenlere bir şey demiyorum. Kıskançlıktan çatlayın...

Bu ara dizi, film izleyeceğimi pek sanmıyorum. Daha çok "Gezi Yazıları" paylaşacağım sizlerle. Umarım hoşunuza gider. 




True Blood yaklaştıkçe beni de bir heyecan alıyor ki sormayın gitsin. Hele ki okulumun olduğu caddede bu resmi görünce ahanda dedim benim için asmışlar. Eric her gün bakıp bakıp sana iç çekiyorum. Bilesin!!!




Okulumun olduğu caddede birçok restoran var. Kore, Çin, Japon, İran, Lübnan ne ararsanız. Bir Türk restoranı yok zaten. Denemek için Taywan yemeği yedim ama pek beğenmedim.




İlk birkaç günümü babamın bir arkadaşının kızında geçirdim. Şanslıyım diyorum bu yüzden. Yoksa üç-dört gün ya motelde kalacaktım ki burada aşırı pahalı kalacak yerler ya da sokakta yatacaktım homeless misali. Bu havuza bakıp bakıp iç çektim. Hava biraz daha sıcak olaydı...


Evler gerçekten çok güzel... Bu üstteki aslında hiçbir şey gördüklerim yanında. Hele ki nezih bir semtteyseniz zaten kendinizi Hollywood filminde gibi hissediyorsunuz. Türkiye'de de olsa keşke böyle evler diyorsunuz.  




İlk tapiocam... Güney Koreli çok tatlı bir kızla tanıştım. Sıkıldıkça bana haber ver, beraber dışarı çıkarız falan dedi. Onun tavsiyesi üzerine almıştım zaten. Ne olduğunu merak edenler varsa sakız misali minik minik parçalar var içinde. Çok şekerli de değil.




Annemin bavuluma sıkıştırdığı kuruyemiş ve kuru meyveler... Ah ah!!! İyi ki getirmişim onca yoldan...




Yeni yerime yerleştim. Battaniye, yastık falan aldım kendime. Halimi görseydiniz gülmekten ölürdünüz. Koca koca poşetlerle falan... Amerika'da arabanız yoksa hiçsiniz. Dört teker olsun el arabası olsun anasını satıyım!!!  Neyse düzene girecek her şey zamanla.



Allah'tan salonun manzarası yerinde... Güneşte alıyor. Güneşlenmeye çıkarım diye düşünüyorum. Havalar biraz daha ısınsın.




Bunu neden koydum bilmiyorum. Bir dizide görmüştüm sanırım. Aynısı kaldığım evde de var.

Benden şimdilik bu kadar... Hepinizi çok özlüyorum valla... Eğer sorunlarınız olursa, yorum kısmından ya da Twitter'dan sorabilirsiniz. Kendinize çok iyi bakın!  


27 Mayıs 2012 Pazar

Hoşçakalın!



Siz bu yazıyı okurken ben muhtemelen ülkemden 11000 kilometrelik uzaklıkta bir yolculuğa çıkmış olacağım. Uzun zamandır aklımda, kalbimde olan bir ukteydi bu. Beni nelerin beklediğini, geleceğin benim için nelere gebe olduğunu bilmiyorum. Her şeyin iyi olacağını umut etmekten ve dua etmekten başka bir şey de gelmiyor elimden. 

Sizden tek isteğim var. Benim için bol bol dua edin olur mu? İyi dileklerinizi eksik etmeyin. Çok sevdiğim bir büyüğüm "Sen insanlar için ne düşünürsen Allah da sana aynısını verir." demişti. Allah'ım benim dualarımı sonunda gerçeğe dönüştürdü, inşallah sizinkileri de gerçekleştirir.  

Hoşçakalın...   

Resim: Alıntı

5 Mart 2012 Pazartesi

İstanbul'da Ankaralı Olmak


Blogumu takip edenlerin bazılarının bildiği ama çoğunun haberinin bile olmadığı üzere ben Ankara'lıyım. Hem de öyle başka şehirden Ankara'ya göçüp oradan yetişmiş olanlardan da değilim. Köyümüz Ankara'ya iki saat uzaklıkta ve dedemin ailesi, dedem daha 5 yaşındayken merkeze yerleşmişler. Biz de kaç nesildir Ankara'dan kopamadık, ta ki benim ailem iş nedeniyle İstanbul'a yerleşene kadar...

Yaklaşık 1.5 senedir İstanbul'da yaşıyorum. Haliyle burada tanıştığım birçok insanda iki büyük şehirden hangisini sevdiğimi sorup duruyor. Çünkü ben, benim ailem dışında İstanbul'a gelip yerleşen Ankaralı'yla daha tanışmadım. Hal böyle olunca bu nacizane yazıyı yazmak istedim. Bir Ankaralı neler düşünüyor bakalım?

1- Sevgili İstanbullular ya da başka şehirli olup, bu şehre göç edenler -ki bu kategori ilk seçenekten çok daha kalabalık- yeni tanıştığınız Ankaralı birine bakıp "Ankara iyidir ama işte, deniz yok." demeyin. Biz de biliyoruz denizin olmadığını... Ankara'da yaşamışız bunca sene, uzayda değil. Biraz coğrafya bilgisi olan herkes de bilir bunu. Sinir oluyorum her tanıştığım insanın bunu söylemesine...

2- Birisi size nereli olduğunuzu sorduğunda İstanbul demeyin. Yemezler canım... Gerçek İstanbullu kaldı mı bu devirde? Utanmadan, sıkılmadan nereli olduğunuzu söyleyin. Civciv yumurtadan çıkmışta, kabuğunu beğenmemiş hesabı, geldiğiniz yere burun kıvırmayın.

3- Bu İstanbullular bir alem valla... Yağmur, çamur, kar onları durduramaz. Eğer gezmeyi akıllarına koydularsa, kar dizi boyu olup, yolları kapasa da, yazın sıcaklık 40 derece olsa da, onlar gene gezmelerinden kalmazlar. Sanırım biz Ankaralı'lar biraz rahat insanlarız. Ben karın yağdığı günlerde bırakın gezmeyi, işe bile gitmek istemiyordum...

4- Yeni tanıştığınız bir Ankaralı'ya "Oyun havası bilir misin?" diye sormayın. "Ne o, düğünde beni mi çağıracaksın?" gibi bir yanıt alırsanız da şaşırmayın. Ankaralılar'ın hepsi olmasa da geneli oyun havasından, misketten az çok anlar. Ancak her duyduğumuz müzikte de ortaya çıkıp da iki kırıtacak halimiz yoktur.

5- Ankara'da adım başı AVM dolu... Haliyle denizde olmayınca, özellikle kışın millet hafta sonlarını buralarda alışveriş yaparak geçirir. İstanbul'da tam tersiyle karşılaşırım diye düşünüyordum ama yok. Burada da durum az çok aynı... Giderek tüketim toplumu oluyoruz, gerçek olan bu.

6- İstanbul'un trafiği kötüdür. Hatta kötü demek az kalır, berbattır. Hele ki kış ayları ve hava biraz yağışlıysa, vay halinize... Megan Fox "İstanbul'u kasaba sanıyordum." dediğinde arkasından ana, avrat düz gitmediğimiz kalmıştı bir tek ama kadın doğru söylemiş. Kar düştüğü anda kent felç olur, etraf doğuda ulaşılamayan köylerin yollarına döner. Bunca senedir Ankara'da yaşadım, onca sene o kadar kar gördüm ama bir gün bile arabamızın yolda kaldığına şahit olmamışımdır. İstanbul'da ilk karda araba yolda kaldı. Eve yürüyerek gelmek zorunda kaldım.

7- Her şey elinizin altındadır. Bu güzel bir şeydir. En iyi markaların, en güzel ürünlerine ulaşabilirsiniz. Üstelik çeşit de çok fazladır. Üniversiteyi Ankara'da okurken arkadaşlarım bana iç geçirir, çok şanslı olduğumu söylerlerdi. Gerçi artık pek bir fark kalmadı ama bunu da söylemeden geçemeyeceğim.

8- İstanbul'daki çoğu kişi çalışır. Bizim ev hanımı komşu teyzelerden, ortaokul, lise öğrencisi çocuklarına kadar her yaştan ve cinsiyetten insanı çalışırken görmeniz mümkündür. En azından ev hanımları, çocuk bakıcılığı yaparlar. Öğrenciler ise market tarzı yerlerde tanıtım işlerinde görev alırlar. Nüfusün en yoğun olduğu şehir olarak işsizlik oranı bu esaslara bakılarak hesaplansa, işsizlik oranı çok düşük çıkar.

9- Eğer hayatınızın neredeyse %95'lik kısmını Ankara'da geçirdiyseniz en fazla çevrenizi özlersiniz. O yüzden buraya yeni yerleşmiş birine, arkadaşların var mı diye sormayın. İki günde arkadaş mı edinilir? Ha edinilir ama o arkadaşlıklar nasıl olur, işte orada bir sorun vardır.

10- Çok ilginçtir ki Türkiye'de bulaşık makinesi satışı düşük olduğu halde, İstanbul'da ev hanımlarının bile mutfaklarında bulaşık makinesi vardır. Ancak bu makineler daha çok millete gösteriş amaçlı orada bulunurlar. Toplanan tabakların yine elde yıkandığına kaç defa şahit olmuş biriyimdir. Ankara'da mı? Orada da durum az çok aynıdır ama genelde ev hanımlarının bulaşık makinesi yerine başka ev aletleri tercih ettiğini görürdüm. Şimdi nasıl pek bilmiyorum.

11- Kimilerine sallıyorum gibi gelebilir ama Ankara, İstanbul'dan daha yeşil görünür. Caddelerin kenarları, otobanların etrafı, binaların ön bahçeleri, bulunan en ufak toprak araziye belediyeler hemen ya çiçek eker ya da çim döşerler. Bir gün kuru toprak olan alan, ertesi gün bir bakmışsınız yemyeşil çimlerle kaplıdır. Üstelik öylece kalmaz bu alanları her mevsimde ve aralıksız sularlar. Malum Ankara karasal iklime sahip. Eğer yazın yeterli yağış almayan çimleri sulamazsanız iki günde cayır cayır yanar ve kurur. Öyle ki bu sulama işini bayağı bir abartmışlar. Yağmurlu günde bile adamların tankerlerle sulama yaptığını bilirim.

12- İstanbul gibi, Ankara'da da son yıllarda özel üniversite sayısı tavan yaptı. Hele ki meşhur bir Eskişehir Yolu'muz var ki sormayın gitsin. Etrafında boş arsa olması nedeniyle bu yolun her 10 kilometresinde bir üniversite görmeniz mümkün. Gerçi artık şehir merkezlerindeki güya kampüs dedikleri 5 katlı binalara da açıyorlar üniversiteleri ama Eskişehir Yolu'ndakiler daha büyük bir alana sahip.

13- Ankara soğuktur. Hele ki bu sene -ben kışın gidemedim ama arkadaşlarımın yalancıyım- sıfırın altında yirmiye kadar düşmüştü sıcaklıklar. Kış tatillerinde İstanbul'a geldiğim zaman kendimi güneye gelmiş gibi hissederdim. İstanbul'da, Ankara'daki gibi kız olsa, yollar buza bağlasa herhalde 3 gün değil, 15 gün hayat felç olurdu.

Bir Ankaralı olarak şimdilik aklıma gelenler bunlar... Var mı aranızda Ankaralı ya da Ankaralı tanıdıkları olan?   
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...