3 Mayıs 2011 Salı

Visitors: "Bir Uzaylı Dizisi Ne Kadar İlgi Çekici Olabilir? "



"We are of peace. Always..."

Bir sabah uyandığınızda mavi gökyüzünü kaplayan uzay gemileriyle karşılaşsanız ne yapardınız?

Geçen ay dizi listemde bir uzaylı dizisi olan "Visitor" ya da kısa adıyla "V" vardı. Aslında uzaylılarla ilgili yapımlar bana biraz klişe gelir. Nedeni ise çok basit... Uzaylıların önce dost ayağıyla gelmesi, dünyalıların güvenini kazanması ve sonra da dünyayı işgal etmesi konu edilir. Bu nedenle genelde uzaylılarla ilgili yapımlardan uzak durmaya çalışıyorum. Ancak V benim fikrimi değiştiren yapımlar arasında desem yeridir.

Visitor^s da bir sabah dünya güne 29 uzay gemisi ile merhaba diyor. Bu gemiler çeşitli ülkelerin, bazı şehirlerine konuşlanmışlar. Tam bir kaos yaşanırken ziyaretçilerin güzel lideri Anna bir konuşma yaparak, niyetlerinin barış olduğunu, zarar vermek için gelmediklerini, yakın zamanda insan liderlerle temasa geçeceklerini belirtiyor.

Nitekim onların dost olduklarını düşünenler çok fazlaysa da, küçük bir grup insan onların iyi niyetle buraya gelmediklerini düşünüyor. Anna ve ziyaretçiler dünyaya yerleşmek için elindeki tüm imkanları -teknolojik faaliyet, sağlık alanındaki başarı v.b.- kullanarak insanların güvenini her geçen gün kazanırken, bu küçük grupta ziyaretçilerin burada olma amaçlarını çözmeye çalışıyorlar.

İlginç olan bir şey var ki o da ziyaretçilerin hepsinin ya güzel ya da yakışıklı olması... Hiçbir özelliği olmasa bile çekici bir yanları var. Sanki bir elden çıkmışcasına kusurlu ziyaretçi bulmak imkansız...

Dizi aslında 80'li yıllarda TRT'de yayınlanan Ziyaretçiler'in yeni versiyonu. ABC kanalı Lost'tan sonra bu dizinin tutacağını düşünmüş sanırım. Bence heyecanlı bir 3. sezon olursa bence dileği gerçekleşebilir.

Yapım, çok klişe bir şekilde başlasa da bölümler ilerledikçe heyacan dozunun arttığını söyleyebilirim. Nitekim ziyaretçilerin aslında pek de iyi niyetli olmadıkları zamanla anlaşıldı. Ben 2 sezonu bitirdim ve dizi öyle bir yere geldi ki 3. sezon şimdiye kadar yayınlanan en heyecanlı bölümlere gebe gibi görünüyor. Görsellik açısından bir diziye oranla iyi bir iş çıkartılmış, ancak uzay gemilerinin kalkış ve iniş hareketleri sırasında daha kaliteli bir çalışma yapılabilirdi.


 Ziyaretçilerin Kraliçesi Anna, elbette ki dizinin temel taşlarından... Güzel, akıllı, etkileyici ve çok zeki... Bir planı varsa bunun yanında beş tane yedek planı mevcut. Aynı zamanda çok acımasız... Amacına ulaşmak için yapamacağı şey yok. Eğer o ölürse dizi biter. Bu kadar açık konuşuyorum. Karaktere can veren Morena Baccarin ise şimdiden benim favorilerim arasına girdi. Umarım kendisini daha fazla yapımda görebiliriz.


Erica Evans bir FBI ajanı ve nedeni bilinmedik bir şekilde ziyaretçiler onun oğluyla yakından ilgili... Erica hem bu sebeple hem de insanlığı kurtarmak için ziyaretçilerin planlarını çözmeye çalışıp, bir yandan da onları koruma görevini üstleniyor. Erica rolü için aslında Lucy Lawness'a teklif götürülmüş, ancak kendisi Spartacus için zaten anlaşma yaptığından rolü Elizabeth Mitchel kapmış.  

Ryan Nichols ziyaretçilerden biri ama o ihanet eden bir ziyaretçi. Sessiz süren savaşta insanların yanında... Bir insana aşık olunca olması gerektiği yerin insanların yanı olduğuna karar veriyor. Ziyaretçi olması nedeniyle birçok bakımdan yararı olan bir asker...


Jack Landry bir peder ancak ziyaretçilerin amacını anladığında savaşa katılacak kadar cesaret ve erdem sahibi... Peder olmanında ayrıcalığıyla insanları ziyaretçilere karşı uyarıyor.


Kyle Hobbes eski bir asker ancak bu yönünü kötüye kullanan bir adam. Ziyaretçilerin peşine düştüğünü anladığında o da savaşta insanlar için çalışıyor. Birçok yerde eli olduğu için en etkin isimlerden biri olduğu söylenebilir. Grup içinde benim favorim diyebilirim. Oyunculuk babında da kötü adam rolünü çok güzel oynuyor. Siyah tişörtleri ise saymakla bitmez.


Aslında hikayenin kilit isimleri Ericâ'nın oğlu Tyler ve Anna'nın kızı Lisa... Anna planı doğrultusunda Lisa'yı sürekli Tyler'ı göz hapsinde tutması için kışkırtıyor. Erica ise oğlunu onlara karşı sürekli uyarıyor. Sonuç olarak Tyler ve Lisa arasında bir şey doğmasına engel olamıyorlar.

 Tavsiye eder miyim? Eğer uzaylı yapımları ve oyun içinde oyun dönen yapımları seviyorsanız bir şans vermenizi tavsiye ederim. Zaten kadın karakterlerin daha baskın olduğu yapımları seviyorsanız dizi tam size göre... Benim puanım ise 10 üzerinden 7.5...

Ayrıntılı bilgi içerir.

Dizi 2. sezonun finalini öyle bir yaptı ki insanlar bu savaşı nasıl kazanacak diye düşünmeden edemiyorum. Ryan, Diana, Tyler öldü, Kyle ortalarda yok. Lisa, bir yere hapsedildi. Tek umutları belki Joshua olabilir ama o da müttefiki olmadan pek bir şey yapamaz. En kötüsü ise Anna'nın Ryan'ın yarı insan yarı ziyaretçi kızı sayesinde saadetini insanlara da verip onları da ziyaretçiler gibi kendisine bağlaması... Artık insanlar ziyaretçilerin kötü olduğunu bilse bile Anna'ya sadık kalacaklar. 

Benim teorim ise Anna'nın Ryan'ın kızı nedeniyle insani duygulara giderek kendini kaptırması... Nefret ettiği insan ruhu ve insani duygular Ryan'ın kızı sayesinde onun bedeninde yerini buluyor. Sadece bu durumdan haberi olduğunda çok geç kalmış olacak. 

2 Mayıs 2011 Pazartesi

Spartacus'un Talihsiz Güzeli Diana: Jessica Grace Smith


Her yapımda, bizi güldüren, eğlendiren karakterler olduğu kadar bizi ağlatan, kalbimizde bir yere dokunanlar da var. Spartacus: Gods of the Arena'nın, Diana'sı da öyle bir karakter işte...

Spartacus'u izleyenler bilirler. İzlemeyenler içinse belki gönüllerini çelip, onları da izletmeye teşvik edecek bilgiyi vermeyi bir borç bilirim. Bildiğiniz üzere Spartacus, Eski Roma'daki gladyatörler üzerine kurulu bir yapım olsa da her yönüyle dönemin siyasi, ekonomik ve günlük yaşamıyla ilgili bize bilgiler veriyor. Alt sınıfla, üst sınıfın arasındaki uçurumu ve arada kalanların neler yaşadığını etkileyici bir dille anlatıyor.

Kölelikte o dönemde oldukça yaygın... Parası olan herkes, pazardan mal alır gibi satın aldıkları köleleri her türlü amaçları için kullanıyorlar. Amaçtan kasıt efendisinin dilediği her şeyi köleler yapmak zorunda... Yoksa ya işkencelere maruz kalıyor ya öldürülüyor ya da çok daha farklı acılar çekeceği bir yere sürgün ediliyor.

Diana, Batiatus'un sahip olduğu ludusta yaşayan köle kızlardan sadece birisi. Ancak onu diğerlerinden ayıran en büyük özelliği -ki aslında tek önemli özelliği- dokunulmamış yani bakire kızlardan biri olması... Diğer kız da zaten ilk sezondan tanıdığımız Naevia... Naevia ve Diana çocukluklarını beraber geçiren, bu özellikleri sayesinde etraflarındaki kötülüklerden olabildiğince korunan iki genç kız... Etraflarında dönen dolaplardan habersizler... Özellikle Doctore'nin eşi Melitta onları bu konuda yeri geldiğince uyarıyor.


Bu kısım dizi hakkında ayrıntılı bilgi içerir...

Diana, ludusun yükselmesi için her şeyi yapabilecek olan sahibesinin isteği doğrultusunda, soylu bir adamın isteklerini yerine getirmek için seçilmişti. Ya onun başına gelecekti bu olay ya da en sevdiği arkadaşı Naevia'nın... Bu istekler öyle kolayca yerine getirilecek şeyler değildi elbette... Sanırım bir bayan için en zor ve en küçük düşürücü muameleye maruz kalmıştı Diana... Bir değil iki kişi tarafından tecavüze uğramıştı. Üstelik soylu adamın o sahnede söyledikleri işkencenin dozunu daha da artırıp, Diana'nın yaşadıklarının, yaşayacakları yanında hiçbir şey olmadığını açıklar gibiydi.

"Bu dünyada güzellikler ve çirkinlikler bir arada yaşar.

Tıpkı paranın iki yüzü gibi...

Tecrübe edilmesi ve asla unutulmaması gerekir. "

Diana'nın tek suçu güzel bir köle kız olmasıydı. Bunun ardından diğer soylu(!) insanların da zevki uğruna malzeme oldu. Naevia'ya söylediği "Bir sonraki yatacağım erkeğin canımı almasını diliyorum." sözü sanırım izleyen herkesin kalbine dokunmuştur.

Gannicus bir sahnede Melitta için "O bu hanede saflığın, merhametin, güzelliğin simgesiydi." demişti. Onu asıl hak eden, kocasını en yakın arkadaşıyla aldatan Melitta değil, Diana olmalıydı.
Diana dizinin yeni sezonunda görmek istediğim karakterlerden biriydi ancak ilk bölümden itibaren onun ya öleceğini ya da Naevia gibi sürgün edileceğini biliyordum. Nitekim ludustan kaçtığı için cezası ölüm oldu. Sanırım onun için ludustaki yaşam mı yoksa ölüm mü diye sorsanız sanırım cevabı çoktan hazırdı.

Diana'yı bu kadar sevmemin bir nedeni de karaktere hayat veren Jessica Grace Smith... Ne yazık ki kendisi hakkında pek fazla bilgiye sahip değiliz. Çok fazla projede yer almamış. Ancak geleceği parlak görünen oyunculardan... Yeni Zelandalı...

Smith'in fanları için bir Facebook sayfası var ve kendisi de sürekli bu sayfaya destek veriyor. Tatile gittiğinde çektirdiği resimleri, film çekimlerini buradan düzenli paylaşıyor.  Öyle ki French manikür yaptırdığında ellerini fotoğraflayarak hayranlarıyla paylaşacak kadar alçak gönüllü... Sorulan soruları da fırsat buldukça cevaplıyor. Türk hayranları da oldukça fazla...

Peki siz Diana'yı seven Spartacus'cülerden misiniz? Onun hakkında ne düşünüyorsunuz?

Oriflame Alışverişim


Bu ürünleri aslında geçen ay Oriflame temsilcisi olan kuzenimden almıştım. Ancak şehir farkı nedeniyle yeni elime geçti. Parlatıcılar çok hoşuma gitti. Tender Care'leri ise daha önceden kullanmıştım. Ayrıntılı yorumlarım yakında gelecek. Bakalım neler almışım?

1- Essential 3 in 1 Cleanser
2- Tender Care Vanilla, Caramel
3- Powershine Lip Gloss Trendly Berry, Soft Pink, Soft Coral

1 Mayıs 2011 Pazar

Sucker Punch: "Ya çok seversiniz ya da nefret edersiniz..."



Bu film için ne söylemem gerektiğini açıkçası bilmiyorum desem inanır mısınız? Ya çok şey söylenir ya da sadece susup kalınır...

Çok beğendiğim 300 Spartalı'nın yönetmeni Zack Snyder'in her zaman aklının ucunda olan ancak daha yeni hayata geçirdiği proje için aslında beklentimin çok yüksek olduğunu itiraf etmeliyim. Elbette ki bunun en büyük nedeni benim de çok sevdiğim filmlerden birisi olan 300 Spartalı'dan sonra çıtayı yükseltmiş olmasıydı.

Filmin asıl konusu üvey babasının kız kardeşini öldürüp suçu üzerine atmasıyla, kendini akıl hastanesinde bulmuş bir genç kızın oradan kaçma çabasını anlatıyor. Aslında konu çok basit... Edindiği 4 arkadaşla planını yürürlüğe koyuyor.


Peki filmde görülen samuraylar, ejderhalar da neyin nesi peki?

Filmde aslında verilmek istenen mesaj çok açık... Çok zor anlarımız olur hani... Daha ilk birkaç dakika da zor zamanlarımızda hiç anlamadığımız şekilde o işlerden kurtulduğumuzu görürüz. İşte o sırada bizim koruyucu meleklerimiz devrededir. Aslında onlar melekler tam olarak bizlerizdir.

İnsanoğlunun en büyük dostu da, en büyük düşmanı da yine kendisidir. Bir şeyi elde etmek istediğimizde ona ulaşmak için o engelleri yaratan da o engelleri büyük mücadelelerle aşan da yine bizleriz... İşte yönetmen de bu basit konudan yola çıkarak insanoğlunun zihninin derinliklerine bir yolculuk düzenlemiş filmde... O samuraylar, ejderhalar, uçaksavarlı savaş sahneleri işte bu noktda devreye giriyor.

Hani sadece sanatsal içerikli filmler vardır. İzlersiniz ne konudan bir şey anlarsınız, ne de görsel efektlerden ancak mesaj o kadar güzel iletilir ki ne olursa olsun beğenilir. Bu filmde yönetmen o sanatsal içeriğe aksiyon ve savaş sahnelerini eklemiş. Bir yandan da psikolojik gerilimi içine dahil etmeyi de unutmamış.


Gelelim karakter ve oyunculara;

Zack Synder aslında bize bilmediğimiz bir şey vermemiş filmde... Bizim beş kişilik kız grubumuz -Baby Doll, Sweet Pea, Rocket, Blondie ve Amber- bana küçükken izlediğim en sevdiğim animelerden Ay Savaşçısı'ndaki gezegen savaşçılarının birer kopyası... Hele ana karakterimiz Baby Doll iki yandan ayırıp bağladığı sarı saçlarıyla Ay Savaşçısı Usaki'nin kötü bir taklidi...

Emily Browning'in dolgun dudakları ve iri gözleriyle süslü masum yüz hatlarını kullanmak isteyen Zack Synder saçlarını boyatarak Talihsiz Serüvenler Dizisi'ndeki imajını unutturmaya çalışmış. Fragmanı ilk izlediğimde bu kız bana hiç yabancı gelmiyor dediğim olmuştu. Nitekim savaş sahnelerindeki eğreti duruşu, silahı tutarken bileğinin kavisi, aynı zamanda dans ederken ki hareketleri bile bu film için yakışmamış. Ben onu Baby Doll rolüne hiç yakıştıramadım. Ayrıca o müthiş dans sahnesini de göremedik... Sadece bir-iki sallandı o kadar... Dövüş sahneleri için bir kaç ders alsa, en azından silahın nasıl tutulacağını öğrense hiç fena olmazmış.

Sweet Pea rolündeki Abbie Cornish ise benim için filmin kurtarıcılarından biriydi. Konuşma tarzı, savaşırken ki sert hali, kız kardeşini korumak için her tehlikeyi göze alması benim favorilerimdendi. Zack karakter için Abbie'yi seçmekle en iyi kararı vermiş.

Vanessa Hudgens ise alışıla gelmişin dışında bir karaktere bürünmüştü. Amber, Rocket gibi o da rolünde eğreti durmayanlardan biriydi.


Filmin görsel bir şölen sunduğunu itiraf etmek gerekir. Savaş sahneleri, helikopter ve uçaklarla geçişlerde kullanılan teknikler birinci sınıftı. Zack Snyder bu konuda fazlasıyla itina göstermiş.

Aslında Zack Snyder'ın yapmak istediği masum ve güzel kızları güçlü birer savaşçı olarak karşımıza çıkarmak. Akıl hastanesi fikriyle günlük hayattan bir kesitle sıradan kızları önce bize sundu. Daha sonra onları çok güzel göstermek ve filmin çekiciliğini artırmak için karakterleri başka bir boyuta geçirip birer şov yıldınıza dönüştürdü. Elbette ki ismine yakışır şekilde aksiyon severleri filme çekmek için samuraylar, ejderhalarla ve robotlarla dolu bir başka boyutun kapılarını açtı. İşin özü bu kadar basit...

Filmin kuşkusuz en sevdiğim yönü elbette ki soundtrackleriydi. Emily Browing'in söylediği Sweet Dreams'i özellikle çok beğendim. Giriş sahnesiyle çok güzel bir etki yarattı. Onun dışında samuraylarla savaş sırasında kullanılan Army Of Me ise ayrı keyifli bir şarkıydı. Soundtrackler için tık!

Ayrıca filmin makyajları hakkında da bir kaç cümle söylemek isterim. O takma kirpikler, allığa bulanmış yanaklar belki filmin konusuna uygun olabilir ama görüntü olarak çok kötüydü. Renkler çok uygunsuz ve abartıydı. Verilmek istenen mesaj açık ancak benim makyaj anlayışıma göre bu güzelleşmek değil soytarılaşmak...

Son olarak Baby Doll'a uygulanan cerrahi bir yöntem olan lobotomiden de bahsetmezsem olmaz. Araştırmam sonucunda şizofren gibi ağır psikolojik rahatsızlıkları bulunan hastalardan son yöntem olarak kullanıyormuş, beynin ön lobunda bir parça kesiliyormuş ve psikolojik bir hastalığı tedavi etmek amacıyla kullanılan tek ameliyatmış. Baby Doll'un gözünün önündeki o sivri çubuğu ve çekici ilk gördüğümde kesin öldürecekler bu kızı demiştim.

Açıkçası ya çok beğenirsiniz ya da nefret edersiniz... Ben bu film için en fazla 10 üzerinden 6 veririm. Neden mi? Konu daha sağlam bir şekilde iletilebilir, oyuncu seçiminde daha dikkatli olunabilirdi.

30 Nisan 2011 Cumartesi

Peri Kutusu: Sucker Punch


Ne zamandır Peri Kutusu'na bir şey atmamışım. Bakalım bugün en var?

Yönetmeni, oyuncuları ve fragmanı ile sinema severlerin gündemini bayağı meşgul etti. Gösterimi hala devam ediyor. Açıkçası makyajlı, revü yıldızları gibi giyinmiş kızların,  ejderhalarla, en az 10 metre boyundaki samuraylarla, nasıl karşı karşıya geldiklerini ve savaştıklarını merak ediyorum.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...