19 Aralık 2012 Çarşamba
San Francisco - Volume III
San Francisco gezimize bir süre ara vermiştim. Zaten bu yazımda serinin sonuncusu... Bundan sonra bu geziyle alakalı bir post daha atmayı düşünüyorum. O da yol üzerinde durakladığımız yerlerle alakalı...
San Francisco'ya gitmişken Golden Gate Köprüsü'ne uğramazsak olmazdı. Gerçi hava muhalefeti nedeniyle köprünün yarısını göremedik ama olsun. Sonuç olarak birkaç resim çekmeyi başardım.
Başka ünlü bir durak olan Fisherman's Wharf'a mutlaka uğrayın. Benim yengeçle aram yok ama bizim Konya'nın ünlü çorbası gibi altı ekmekten oluşan bir yengeç çorbası servis ediliyor burada. Mekan bana biraz da İstanbul-Eminönü'nü hatırlattı. Bizim ekmek arası balık yapan satıcılar falan... Bu nedenle San Francisco bana bir yönüyle İstanbul'u anımsattı ama onun yanına yaklaşamaz tabi ki...
Bir de bu dükkan vardı limanda. Millet önünde bir kalabalık oluşturmuş sanırsınız ki bedava bir şey dağıtılıyor. Biz de meraklanmıştık değişik bir şey göreceğiz diye... Meğersem bizim mantıcılardaki gibi birkaç kadın geçmiş tezgahın başına ekmek yapıyorlar. Ohooo dedim ben bunları kendi memleketimde her gün görüyorum. Siz bakın anacım bana eyvallah deyip ayrıldım mekandan...
Bu savaş gemisi de İkinci Dünya Savaşı'ndan kalmış. Kaybettikleri askerlerin resimlerini falan koymuşlar. Turistler resim falan çekiyorlardı. Benim Çinli arkadaşlarda "Bu kadar mı asker kaybetmişler? Püfff!" şeklinde söyleniyorlardı. Haklılar tabi...
Son olarak şov yapan akrobatlar... Baya merak uyandırdıkları kesin... Uğrayacağımız bir sürü yer olduğu için biz durup izlemedik ama şu görüntüyü yakalamayı başardım.
Ssan Francisco gezisi umduğumdan daha güzel geçmişti. Her ne kadar Çince konuşmalar sırasında biraz sıkılsam da fotoğraf çek, etrafı incele derken zaman nasıl geçti anlamamıştım. Umarım siz de bir gün bu şehri görme fırsatı bulursunuz. Benim gezdiğim büyük şehirler arasında -New York, Los Angeles, Boston- en sevdiğim San Francisco oldu. Ne diyelim? Darısı diğer görmediğim şehirlerin başına...
6 Aralık 2012 Perşembe
Uluslararası İlişkiler III {Türk Kızları Güzel Mi?}
Konunun aslı şuradan geliyor canlar...
Bir de bu var...
Yazdığım makalelerimden bunaldığım bir akşam Google Amca'nın beni nerelere sürükleyebileceğine şahit oldum. Malumunuz biz bloggerlar olarak en fazla gülüp eğlendiğimiz mevzu "Blog İstatistikleri" başlığı... O başlıkta neler neler gördüğüme bazen inanamıyordum. Beni bu mevzu hakkında yazmaya itense buraya geldiğimden beri karşılaştığım muhabbetler...
İngilizcesi olmayanlar ya da bütün bir yazıyı ve yorumları okumaya üşenenler için kısa bir özet geçeyim. İlk yazıda yabancı bir abimiz Türk kızlarının özelliklerini sıralamış ve altına Türk ya da yabancı bir sürü okuyucu yorum yapmış. Bu yorumların ortak özelliği ise yabancı yorumcuların Türk kızlarını genel itibari ile çok güzel ve çekici buldukları, Türk erkeklerinin ise onlardan daha farklı görüşte oldukları yönünde... (Sanırsınız ki hepsi Kıvanç Tatlıtuğ ya da Çağatay Ulusoy anasını satıyım...) İkinci yazı ise yine yabancı bir abimiz tarafından sorulmuş "Türk kızları güzel mi? " diye... Bunları gördükten sonra durur muyum, kısa bir Google turunun ardından Türk kızlarıyla ilgili yorumların atıldığı bir sürü konu başlığı bulmam zor olmadı tabi ki...
Malum bizim ülkemizde hangi ülke kızların meşhur olduğu ya da hangilerinin ucuzluğundan bahsedildiğini hepimiz az çok biliyoruzdur. Açıkçası buraya gelene kadar -ya da daha basite indirgersem şu yukarıdaki başlığı Google'da aratana kadar- ben de Türk kızlarının dünya çapında bu kadar ünlü olduğunu bilmiyordum. Vallahi ne canlar yakmışız da haberimiz yokmuş... Buradan yola çıkıp da koskoca dünya güzelimiz var, Azra Akın gibi saçma salak tespitlerde bulunanlar olabilir ki kendilerine söyleyeceğim Hindistan'ın da bir sürü dünya güzeli var ama ben yüzüne bakılacak tek Hintli görmüş değilimdir ki altı ay boyunca Hint mahallesinde yaşadım. Tek tük her ülkeden çıkıyor yani...
Neyse girizgahı yaptıktan sonra gelelim asıl mevzuya... Amerika'da yaşıyorsanız ve özellikle de bir dil okulundaysanız etrafınızda her milletten insanı görmek mümkün. Üstelik sosyal ortamınızda oldukça genişse garip tesadüfler içinde buluyorsunuz kendinizi... Hal böyle olunca tespitlerinizde uluslararası düzeye taşınıveriyor birden bire... Uzak Doğu'sundan Latin Amerika'sına kadar geniş bir yelpaze sizi bekliyor...
Bir gün Japon bir sınıf arkadaşım yüzümün on santimetre kadar ötesine yaklaşıp, gözümün içine odaklanmış şekilde "Türk kızları çok güzel yaaaa..." şeklinde bir inilti koparmıştı. Bunu söyleyen bir kız, üstelik güzel de birisi olunca insan kendisiyle ve milletiyle övünmüyor değil ki bana sorsalar ortalama bir Türk kızı ne kadar güzelse ben de o kadar güzelimdir. Amacım kendimi övmek falan değil maksat komedi olsun. Hem de birkaç itirafta bulunayım, kendimden bahsedip sizlerle yakınlaşayım istedim. Gülelim bu arada merak eden cancağızlarım varsa onların da merakını gidereyim. Buraya geleli neredeyse 7 ay olacak. Kimine göre kısa, kimine göre uzun olsa da belirli milletlerden azımsanmayacak kadar insan tanıdım. Bu nedenle yazıyı okurken ön yargılı olmayın lütfen...
1- Türk kızları Araplar'ın favorisi... Kimileri bu durumdan hoşlanmasa da fazladan birkaç hayran bence göz çıkarmaz. Türk olduğunuzu öğrendikleri anda bir ikram, bir iltifat sormayın gitsin. Vallahi kendinizi Mısır'a davet edilmiş Beren Saat gibi hissediyorsunuz. Kuveytliler de sanırım bu kategoriye girebilir.
Bir gün yemeğe gideceğiniz mekanı ve yemeği siz seçmişsinizdir. Haliyle karşınızdaki kişinin hoşlanıp hoşlanmayacağından emin değilsinizdir ve bu benim gibi bir bünyeyi fazlasıyla rahatsız etmektedir. Derken bunu dile getirirsiniz ama gelen cevap fazlasıyla samimidir.
Peri: It is my favorite and I hope you like it. (Bu benim favorim, umarım beğenirsin. )
Boy: I like everything that you like... (Senin beğendiğin her şeyi beğenirim.)
Peri: ?!?!?!?!?
2- Japonlar da az değil hani... Hele ki ülkeleri hakkında biraz ilgiliyseniz tamamdır. İki ülke çok uzak olduğundan mıdır, Türk kızlarını sıcak bulduklarından mıdır nedir bilinmez Japon erkek arkadaş edinme olasılığınız çok yüksek... Gerçi sürekli içine kapanık, duygularını saklayan bir Japon'la, benim gibi sevdiceğinin ne düşündüğüyle fazlasıyla ilgili bir Türk kızı nasıl olur bilmiyorum ama kişiden kişiye değişir bu durum.
Sıkıldığınız bir partiden sonra sizi evinize bırakan Japon'a fazlasıyla gıcık olmuşsunuzdur. (Madem sinir oldun ne işin var elin arabasında dediğinizi duyar gibiyim. Arkadaş kurbanı oldum aaa dostlar...) Onu sinir etmek için ne yapsam diye düşünürken aklınıza Japonlar'ın fazlasıyla kibar olması gelir. siz ne söylerseniz söyleyin yarabbi şükür deyip, susup oturacaktır yerine.
Peri: Ben genelde Japonları severim ama sen Japon gibi değilsin. Daha çok Amerikalı gibisin.
Boy. Gerçekten mi? Bu çok güzel bir iltifat. Teşekkürler... Dürüstlüğün çok hoşuma gitti.
Peri: !?!?!?! (Tabi Peri hemen öyle vaz geçer mi?)
Peri: Siz Japonlar hayır demeyi bilmiyorsunuz. Bu da benim işime geliyor. Bir şey istediğim zaman hep yerine getiriyorlar.
Boy: Açıkçası ben hayır diyebilirim. 5 senedir burada yaşıyorum.
Peri: Beni eve bırakmak zorunda değildin mesela. Sırf kibar olduğunuz için yapıyorsunuz. Ben de yalan yok.
Çocuk en sonunda benimle baş edemeyeceğini anlayıp sustu ama peşimi de bırakmadı desem. Ben de bu kadar hakarete rağmen hala benimle görüşmek istiyorsa vardır bir hinlik, dur bakayım diyerek araştırmacı kişiliğimle görüşme teklifini kabul ettim. (Ne yapıyorsam sizin için zaten, bir gün kim vurduya gideceğim.) Aynı zamanda sonradan öğrendim ki, bizim elemanın en yakın arkadaşı da Türk kız arkadaş istiyormuş. Vallahi ne kadar ünlüymüşüz yahu... İşin doğrusu sadece Türk kızları değil burada tanıştığım Türk erkeklerinden de Japon kızlarla çıkanlar azımsanmayacak kadar fazla... Anlayacağınız Japon kızları In! - Rus kızları Out!
3- Siyahiler... Bir yerde Türk kızlarının siyahi fantazisi var gibi bir yazı okumuştum. Yalan ayol yalan. Siyahilerin Türk kızı fantazileri varmış da bizim haberimiz yokmuş. Türk kızlarını bu arkadaşlar da keşfetmişler. İnanmıyorsanız size iki örnek birden vereyim.
Amerika'ya ilk geldiğim zamanlar ki -bir beş sene öncesine tekabül ediyor- çalıştığım departmanda, ilk gün 190lık zenci bir abimiz yemek teklifinde bulunmuştu. Ben saf garibim de "So what?" şeklinde kalmıştım tabi ki, kendisi o dönemde bana asılan tek siyahi şahısta değildi ama pek sallamadığımı itiraf etmeliyim. Çok küçükmüşüz o zamanlar... Cahillik kötü şey... Diğer örnek ise ev sahibem... Şekerden tatlı doğal sarışın Türk ev sahibemin eşi bir siyahi ve çok tatlı birisi... Siyahiler iyi, hoş, eğlenceli insanlar ama favorim değiller ne yazık ki yav...
4- Latinler... Amerika'da azımsanmayak bir grubu oluşturan Latinler, biz Türkler'i kendilerine yakın hissediyorlar. Malumunuz Akdeniz insanı olmanın verdiği bir özellik olan sıcak kanlı olma potansiyelimiz Latinler'in dikkatini çeken ilk özellik... Diğer hususta eğer benim gibi buğday-esmer ve Latin kadınlarını andıran bir vücuda ve saçlara sahipseniz, Taco Bell'de, Macy's de, olur olmadık saçma sapan yerlerde sizinle İspanyolca konuşmaya başlayıp tanışmak isteyen insanlar olacaktır. Başlarda bu durum canımı sıksa da (Ne yani ten rengi biraz koyu olan herkes İspanyolca konuşmak zorunda mı?) yeni bulunduğunuz bir ortama ısınmada ve arkadaş edinmede en kolay yol bence...
Şimdilik dikkatimi çeken en belirgin gruplar bunlar. "Eee, hani Peri hiç Avrupalı göremedik. Yoksa bizi beğenmiyorlar mı?" dediğinizi duyar gibiyim. Açıkçası Avrupa takımı ilgi alanım olmadığı için genelde onlarla pek aynı ortamlarda bulunmuyorum. O nedenle bir grup açacak kadar deneyim yaşamadım. Ancak merakınızı gidermek adına iki örnek vereyim, o da Türk kızlarının genelde düşkün olduğu bir ülke olan Fransa'dan... Bunlardan biri yine bir siyahi olan ve bana en az beş kere hafta sonları boş vaktimi soran bir arkadaşımın arkadaşı, diğeri ise kız arkadaşı olmasına rağmen beni her gördüğünde kaba bir tabir olacak ama yiyecekmiş gibi bakan ve konuşmak için fırsat kollayan ve ben de suratına geçirme hissini uyandıran iri yarı çocuk... Eşantiyon olarak da Türk ev arkadaşımın Türkiye'deyken 8 ay kadar birlikte olduğu Fransız bir erkek arkadaşı varmış.
Buraya kadar yazıyı okuyup bitirdiyseniz bravo vallahi... Bu mevzu hakkında daha neler neler çıkar önüme benim ama çok da uzatmak istemiyorum. Peki, sizin böyle yaşadığınız deneyimleriniz var mı?
Karikatürler Alıntıdır...
24 Kasım 2012 Cumartesi
Bitti... Bitti... {13}
Bu ay bitirdiğim ürünlerin fazlalığı beni bile şaşırttı. Biriktirmenin sonucu ancak iki resime sığdırabildim. İlk olarak söyleyebileceğim blogumda tanıtmadığım yeni ürünler göreceksiniz. Eğer sorunuz olursa yorum kısmından sorabilirsiniz.
Secret Koltuk Altı Deodorantı: Buraya geldiğimden beri doğru düzgün koltuk altı deodorantı bulamamıştım. Target'ta standlar arasında sızlana sızlana dolanırken görevli bayan bana bu markayı tavsiye etti. İlkini bitirdim ikinciye başladım. Ter kokusunu engelliyor, kıyafetlerinizde beyaz lekeler bırakmıyor. Kaşıntı v.b. şikayetler yaratmıyor.
Mane'n Tail At Şampuanı: Evet o gördüğünüz koca şişe at şampuanı... Eski ev arkadaşımın tavsiyesi üzerine almıştım. Penelope Cruz gibi Hollywood ünlülerinin de at şampuanı kullandığını okumuşsunuzdur belki. Şampuan ne işe mi yarıyor? Saçlarınızı güçlendiriyor, parlaklık veriyor, dökülmeleri azaltıyor. Düzenli kullanımda daha fazla yararını göreceğimi düşünüyorum. Üstelik bu dev gibi şişenin fiyatı da gayet uygun. 10 doları geçmeyen bir rakama satın almıştım. Bu ara başka bir şampuan kullanıyorum. Bu şampuanın ayrıntılı yazısını tekrar başlarsam yayınlarım.
Aussie Confidently Clean Şampuan: Bu şampuanı da yine eski ev arkadaşım tavsiye etmişti. Bu da uygun fiyatlı bir ürün... Benim sevdiğim en güzel yanı kokusu oldu. Onun dışında tek şişe bitirdiğim için çok fazla yorum yapmam mümkün değil. At şampuanıyla birlikte ara sıra bu şampuanı kullandım. Malum sürekli at şampuanı kullanmak saçınızı yorabilir. Onun dışında bu seriye devam etmek istiyorum.
Lemon&Olive Bath Shower: Markanın ismini unuttum ama çok da önemi yok. Buradaki bir mağazada indirimden aldığım duş jeli... Limon ve zeytinyağı aroması vardı ve duştan çıktıktan sonra cildimin yumuşadığını fark ettim. Gramajı düşük olsa da memnun kaldığım bir üründü.
Body Shop Gül Aromalı El Kremi: Geçen ayki favorilerimde bu ürün mevcuttu zaten. El kremi bana dayanmadığı için bunu da bitirmem fazla zamanımı almadı. Bir daha indirim olursa alırım sanırım. Yoksa 20 dolar bu ürün için fazla bir rakam.
L'oreal Volumious Rimel: Geçen ayki favorilerimde olan bir rimel... Elimdeki rimeli bitireyim tekrar alacağım.
Diadermine Kuru Ciltler İçin Yüz Kremi: Türkiye'deyken kullandığım tüm yabancı marka cilt bakım ürünlerini anneme bırakırken Türkiye'de satışı olan markalardan birkaç tanesini bavula atıp gelmiştim. Bu kremde onlardan biriydi. Eğer Loreal'in kuru ciltler için olan kremini kullanıp memnun kaldıysanız bu üründen daha fazla memnun kalırsınız.
IOPE Moisture Intense Cilt Bakımı Seti: Bu seti zaten şurada detaylı anlatmıştım. Ebay'den başka bir alışverişim sırasında hediye gönderildi bu set bana. Memnun kaldığım bir ürün zaten.
Mamonde Aqua Fresh Moisture Cilt Bakımı Seti: Bu seti aslında detaylı anlatmam gerekir ama kullanıp bitireli bayağı oldu. Taşınırken bavulda kalmış unutmuşum neyse ki sizlere gösterme imkanım oldu. Genel bir açıklama yapacak olursam bu seri isminin hakkını veriyor. Cildinizi güzel nemlendiriyor. Üstelik tam set kullandığınız için daha etkili sonuç alıyorsunuz. Ben özellikle göz kremini çok beğenmiştim. Belki elimdeki göz kremi bitince tam boyunu alabilirim.
21 Kasım 2012 Çarşamba
Peri İçin Doğum Günü Zamanı
Daha Cadılar Bayramı kutlamalarını atlatamadan bir başka kutlama içinde buldum kendimi. Kasımın ilk haftası olan doğum günümü de Amerika'da kutlamak kısmetmiş. Hava atmak gibi olmasın ama aileden uzakta da olsa güzel bir doğum günü geçirdim. Aslında doğum günlerine çok fazla düşkün bir insan değilimdir -yani kutlarım, sonuçta senede bir kere olan bir şey ama ölüp bitecek halimde yok- ama insan uzakta olunca böyle oluyor demek ki... Çünkü bu sene nedense bulunduğum ortam dolayısıyla -arkadaşlar, öğretmenler v.s.- kutlamaların biri bitip diğeri başladı. O nedenle bir 10 gün kadar doğum günü modundan çıkamadım haliyle.
Doğum günüm benim için bir o kadar yorucu hem de güzel geçti. Bütün gün gezip dolaştıktan sonra akşam için hazrlandım. Birkaç arkadaşımla birlikte İtalyan restoranına gittik. Benim favori mekanım olduğu için doğum günü kızı olarak yeri de ben seçtim. Ancak her şey beklediğimden daha da güzeldi. Yemekler, kutlamamız, ortam, hiçbirini unutmam mümkün değil.
Arkadaşlarımla ne zaman gitsem bizim masayla ilgilenen İtalyan abimiz bize bu sarımsaklı ekmekleri ikram olarak getirdi. Amerika'da doğum günü kutlamak gerçekten çok eğlenceli... Kasiyerinden, garsonuna, öğretmenine kadar sizi kutluyorlar. Ne yapacağınızı, doğum gününüzü nasıl geçireceğinizi soruyor, tavsiyede bulunuyorlar. Üstelik gittiğiniz her yerde mutlaka ufak hediyeler alıyorsunuz.
Bunlar da Çinli arkadaşımın benim için aldığı kekler... Mumları kendim seçmiştim ama o kızcağız da tesadüf eseri dört tane kek almış. Biz de o akşam yine dört kişiydik. "4" sanırım bu sene benim uğurlu sayım...
Bu da Meksikalı garsonun bana hediyesi... Tiramisuyu zaten çok severim. Benim için ayrı bir güzellik olmuştu doğrusu...
Sınıfımdaki Koreli bir arkadaşım, doğum günümü öğrenince bana bu şirin hediyeyi hazırlamış. Nasıl sevindim anlatamam. Malumunuz benim kozmetik manyaklığımın sonu yok. Üstelik Kore kozmetiğiyse tamam zaten... Olay bitmiştir.
Bu da paketten çıkanlar... İçinde ayak terapi setinden, gece maskesine, göz kremine her şey var. Daha kullanmaya fırsatım olmadı. Çok merak ediyorum doğrusu... O kurabiye adam da Arap sınıf arkadaşımın jesti... Kızcağız doğum günüm olduğunu öğrenince ilk bulduğu yerden bunu kapıp gelmiş. Yemeye kıyamadım bir süre... Daha yarısından çoğu dolapta bekliyor.
Kendime doğum günü hediyem de uzun zamandan beri istediğim Makeup Forever'ın HD fondöteni oldu. Sephora'dan aldığım fondötenin yanında doğum günü hediyesi olarak Fresh'in dudak terapi setini verdiler. O şişedeki spreyde Bulgar ev arkadaşımın hediyesi... Malum burada gül suyu bulmak eziyet. O da bana bu armağanı layık görmüş. Bayağı işime yarayacak.
Bir yaşımın başlangıcını da böylece atmış oldum. En kötü günüm böyle olsun deyip geçiyorum artık...Umarım bu sene bana öncekinden daha uğurlu gelir.
16 Kasım 2012 Cuma
Amerika'da Cadılar Bayramı {Halloween}
Şaşırdınız değil mi? Eh blogu yazmaya başlayalı 2 sene oldu ama ben bir resmimi bile paylaşmamışım. Ama bu resmi okulda bir hocam benden habersiz çekmiş, beceriksizce kabak oymaya çalışan bir Peri... Dayanamadım sizlere de göstermek istedim.
Malumunuz ekimin son haftası Amerika'da Cadılar Bayramı'ydı. Dünya üzerinde hiçbir ülkede Cadılar Bayramı'nın bu kadar heyecanla beklendiği ve genci, yaşlısı eğlendiği bir ülke daha yoktur. Sokaklar, mağazalar cıvıl cıvıl, insanlarda bir kostüm seçme telaşı, her an sorulan bir "Cadılar Bayramı gecesi ne yapacaksın?" sorusu... Sona doğru biraz bıkkınlık verse de insan keşke biz de bayramlarımızı böyle kutlayabilsek diye geçiriyor.
Cadılar Bayramı'nda her yer gerçekten bayrama özel süslenir. Bu bizim okuldan bir görüntü... Son gün deyim yerindeyse boş duvar göremedim etrafta... Korkutucu bir o kadar da eğlenceliydi.
Öğretmeninden tutun da, genel direktörüne kadar herkes kostüm ya da en azından maske takmıştı... Yukarıdaki resimdeki arkadaş da benim Tayvanlı sınıf arkadaşım... Bizde ki gibi eli belinde herkese yukarıdan bakan öğretmenler ya da yöneticiler yok Amerika'da. En azından benim okulumda yok. O gün anladım bunu. 60 küsür yaşı geçmiş genel koordinatörün Rapunzel kılığına girdiğini söylesem ne dersiniz? Hocalarımdan biri vampir, diğeri de domuz kılığına girmişti.
O gün çok sevgili hocam bize nasıl kabak oyulacağını gösterdi. Hayatımda ilk defa kabak oyacağım için görmemiş gibi -ki aslında benim için doğru bir tabir bu- hemen kuruldum en ön masaya. Hocam da bana verdi hangi şekli seçme görevini. Kendisi 8-10 tane kabak, bir sürü kesme aleti ve birkaç tane de şekil içeren kitapçık getirmiş. Ben kolay olması ve fazla vakit almaması için üstteki vampirmizi seçtim.
Buradaki oyulmak için yetiştirilen kabaklar bizimkilerden çok farklı. Bir kere renkleri çok canlı ve kabukları da çok ince... Keserken hemen elinize geliyor. Bu nedenle çok kesici olmayan özel aletler üretmişler. Hani çocuklar da kullanabilsin, bir yerlerini de kesmesinler kazara diye...
Bu da kabağımızın son hali... Öğretmenime söyleyip bu şahesere el koydum. Ders bittikten sonra ana bina da olan partiye katıldık ve bendeniz hayatımda ilk defa kabak oydum. Tabi başkaları da vardı. Kolay olması açısından en basitlerden birini seçtim.
En soldaki şahıs benim kabağım oluyor... Şaheserimi(!) sınıfta dalga konusu olmuş bir çocuk var, ona verdim. Başta inanmadı, şaka yapıyorum falan sandı. Dedim "Sana veriyorum. Benim çoktan bir tane bal kabağım oldu." Bir de üstüne şaka olsun diye "Yaparken içine kalbimi koydum." dedim. Başta anlamadım ama sonra gülmeye başladı. Bana diyor ki "Bunu evimde özenle saklayacağım." Valla oyulan kabağın kaç gün dayanacağı ortada. Ben de en azından Cadılar Bayramı da olsa bayram değil mi sevaba girdin işte Peri derken buldum kendimi...
Bunlarda diğer kabaklar... İtiraf ediyorum, kabağım dereceye giremedi ama garip bir deneyimdi benim için. bana küçükken şeker topladığımız bayramları hatırlattı nedense. Çocuk oldum birkaç saatliğine...
Bunlarda markete gittiğimde karşılaştığım kabak tezgahı... O kadar büyük kabakları nasıl oydukları hala muamma benim için...
Son olarak akşam evimin balkonuna koyduğum bal kabağım... Güzel bir görüntü olmuştu ama ancak bir-iki gün dayanabildi. Son gün benim için gerçekten çok eğlenceli geçti. Tarot falına baktırdım. Birbirinden ilginç ve çılgın kostümler giyen öğrencileri izledim. Öğretmenlerin ne kadar eğlenceli olabileceğine şahit oldum. Bir daha ne zaman yaşarım böyle bir gün daha bilmiyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


















