26 Aralık 2012 Çarşamba

The Body Shop: Deep Cleansing Scrub Mask + Warming Mineral Mask

 
 
 
Yavaş yavaş Body Shop ürünlerini yazsam iyi olacak sanırım. Cilt bakımı için buraya geldiğimden beri Mario Badescu ürünlerini kullanmak istiyordum. Ancak Body Shop üst üste o kadar kazançlı kampanyalar düzenledi ki ben de dayanamadım, eksiklerimi bu markadan tamamladım. Hem böylesi Mario'dan daha uygun fiyata geldi. Bir dahaki sefere artık...
 
Bu iki üründe ben de 3 aydan beri bulunuyor ama onlar hakkında iyi mi, yoksa kötü mü bir şeyler yazacağıma bir türlü karar verememiştim. Bu yazıya başlamamın bir nedeni de Türkiye'de yabancı markalara ulaşamayanlar için bir alternatif sunmak... Umarım yardımcı olur... Neyse ilk olarak iki üründen sevmediğimle başlayayım...
 
 
 
Blue Corn 3in1 Deep Cleansing Scrub Mask: Bu ürünleri aldığım dönemde resmen bulunduğum bölge yanıyordu. Bir de üstüne benim siyah noktalar çoğalınca ve de özel günlerde olmanın bana hediyesi birkaç sivilce yüzümde yerini alınca Body Shop'taki bayana bana ne önereceğini sordum.O da bana bu ürünü tavsiye etti. Keşke etmeseymiş... 
 
Maske aslında üzerindeki açıklamasının sizi yönelttiği gibi normal ya da yağlı ciltler için daha uygun... Ben de "Ya zaten kampanya, hem de özel günlerimde kullanırım." mantığıyla kıza uyup almıştım. Maalesef öyle yapmamak gerekiyormuş. Bu deneyim bana bir kez daha öğretti ki kendi cilt bakım ürünlerimi kendim seçeceğim. Kimseye de pabuç bırakmayacağım. Saçma sapan şeyler önerip benim de kafamı karıştırıyorlar.
 
Neyse gelelim benim yorumlarıma... Bu ürün kuru ve hassas ciltler çin kesinlikle uygun değil. Ben ilk birkaç seferde tüm yüzüme uyguladım ve sonuç yanaklarımda yanma şeklinde bana geri döndü. O nedenle uzak durun derim. Ancak yağlı cilde sahip olanlar beğenecektir. Kullandığım dönemde alın bölgemde olan parlama neredeyse yok oldu, burun çevremde oluşan siyah noktalarda azaldı. Bu tarz cilde sahip olanlar memnun kalır diye düşünüyorum. Ben de bu maskeyi artık sadece özel günlerimden önce ve yazın T bölgemde oluşan parlama için kullanacağım. Tecrübeyle sabit...
 
 
 
 
Warming Mineral Mask: Bu ürününü beğendim işte... Yüzünüze sürdüğünüz anda bir sıcaklık hissediyorsunuz. Kullandığım ilk an "Noluyoruz, bu ürün alerji falan mı yaptı bana nedir?" dedim, meğerse özelliği buymuş. Maske tüm cilt tipleri için önerilmiş zaten. Blue Corn'un askine bu ürün benim yanaklarımda yanma ya da gerilme hissi bırakmadı. Ancak dürüst olmak gerekirse siyah noktalarla baş etme de onun kadar başarılı da olamadı. Kullandıktan sonra cildimi pürüzsüzleştirdiğini de fark ettim. Eh daha ne olsun...       

Ben warming mineral maskı haftada bir kullanıyorum ama blue cornu canım ne zaman isterse şeklindeye dönüştürdüm. Malum benim cildim için her zaman uygun bir ürün değil. Önerir miyim? Eğer kampanya dönemine denk geldiyseniz ve bahsettiğim cilt yapısına sahipseniz bir şans verebilirsiniz. Yoksa özellikle birer tane edinin diyemem...

Peki, siz bu maskeleri daha önce kullandınız mı? Önerileriniz neler?

23 Aralık 2012 Pazar

IOPE: Moisture Skin Cleansing Oil {Makyaj Temizleme Yağı}



Kullandığım DHC Cleansing Oilden sonra kendi kendime bundan sonra makyaj dolabımda mutlaka bir makyaj temizleme yağı bulunduracaksın demiştim. Temizleme yağları kolay uygulanması ve zahmetsiz olması nedeniyle artık benim vazgeçilmezlerim arasında... Bu üründen sonra bir temizleme yağı daha var sırada... Yalnız o batılı bir markanın...

IOPE, Kore markaları arasında favorilerim arasındaydı... İlk edindiğim ürünlerinden birisi de tabi ki bu temizleyicisi oldu. Kuru cilde yönelik bir ürün bu... Yağlı cilde sahip olanlarda kullanabilir bana göre ama sonrasında kesinlikle jel ya da köpük tarzı bir ürün kullanmalarını tavsiye ederim. Nedenini de açıklayacağım.

 
 
Ürün 180mllik dev, klasik pompalı bir şişede geliyor. İki pompa tüm makyajınızı kusursuz temizlemeye yetiyor. Cildinizi kurutmuyor, tahriş etmiyor. Kuru cilde sahip olanlar için gözü kapalı önereceğim bir ürün bu... Ben üşenmediğim günlerde bir de jel tarzı bir ürünle yüzümü tekrardan yıkadım. Ancak edindiğim deneyime bakarak bunu alışkanlık haline getirsem daha iyi olacakmış. Çünkü buraya geldiğimden beri -yaklaşık 7 aydır- makyajımı sürekli bu tarz yağlarla çıkartıyorum. O jel kullanmadığım günlerin getirisi yüzümde pırtlayan birkaç tane yağ bezesi olarak geri döndü. O nedenle siz siz olun bence bu ürünlerden sonra yüzünüzü tekrardan temizleyin derim. Tecrübeyle sabit... Neyse bu temizleme yağıyla ilgili birkaç noktaya değinmem lazım...
 
Birincisi kokusu... Sevemedim kokusunu... Tamam temizleme yağları genel olarak kokulu oluyor zaten ama bunun içine ekstra birşeyler katmışlar sanırım. Bana olması gerekenden daha yoğun bir kokusu varmış gibi geldi ki kozmetik ürünlerinde koku açısından çok takıntım yoktur.
 
İkincisi ise bu temizleme yağını ben göz çevresi için önermiyorum. Gerçi açıklama kısmında ayrıntılı bir yazı yoktu ama DHC'yi göz çevrem içinde kullanmış ve memnun kalmıştım. Ancak bu ürün ondan daha farklı bir yapıda sanırım ya da benim gözlerim çok hassas. Çünkü kullandıktan sonra gözlerimde yanma ve kızarmaya sebep oldu. O nedenle sadece yüz makyajınızı temizlemek için kullanın derim.
 
Bunların dışında markaya haksızlık etmek istemem. Bu temizleme yağını genel olarak beğendim ben. Üstte belirttiğim iki neden olmasa daha da beğenirdim. Neyse size önerebilirim ama bir daha alıp kullanacağımı sanmıyorum. Çünkü piyasadaki diğer temizleme yağlarına göre hem biraz daha pahalı -5 ya da 6 dolar- hem de daha denemek istediğim bir sürü markanın temizleme yağları mevcut..
 
 Peki, siz temizleme yağları hakkında ne düşünüyorsunuz?
 
 
 Bir sonraki yazı Body Shop'tan aldığım iki maske hakkında olacak.
Beklemede kalın...
  
 
 

21 Aralık 2012 Cuma

Laneige: Water Sleeping Pack + Purify-Tox Boosting Essence

 
 
 
Ne zamandan beri denediğim yeni cilt bakım ürünlerinden beni bu kadar heyecanlandıran olmamıştı. Guzzi Bacım aylar öncesinden bize bu ürünleri tanıtmıştı ve ben Amerika'ya gelir gelmez hemen sipariş vermiştim. Kullanmaya başlayalı aylar oldu ama fırsat bulup bir türlü ayrıntılı yorumumu yazamamıştım. Gerçi cilt bakım ürünü olduğu için bir ürün hakkında en erken yorumumu en az 1 ay sonunda yapabiliyorum. O nedenle bu süre içinde iki ürünü de fazlasıyla test etme imkanı buldum.
 
Blogumu takip edenlerin genel olarak bildiği üzere kuru bir cildim var. Yaz aylarında alın bölgemde hafif bir parlama ve banyodan sonrasında elmacık kemiklerimin üzerinde hafif bir gerilme hissetsem de genel olarak cilt bakımında tercih ettiğim ürünler pek değişmez. Kuru cilde yönelik ne varsa elimi atmışımdır. Guzzi Bacım bu ürünleri yazdığında "Aha!" dedim kesin denemeliyim bunları. Zira hem kullanım kolaylığı hem de fiyatlarının uygunluğu ile ben de artı bir puan kazanmıştı.
 
 
 


Laneige Water Sleeping Pack: Buna benzer bir ürün daha önce kullanmıştım. O da Skin79'a aitti ama daha çok jel bir yapısı vardı. Bu ürün daha akışkan, elinize aldığınızda eriyip gidiyor. 80 ml ürünü 6 aydır düzenli kullanmama rağmen 3'te 1'ini ancak bitirebildim. O kadar da bereketli bir ürün... Haftada 2 ya da 3 kez banyodan çıktıktan sonra bu ürünü uyguluyorum. Hemen emiliyor, yüzünüze bir şey sürmüş gibi hissetmiyorsunuz. Ardından başka bir şey kullanmıyorum. Kozmetik ürünlerinde koku sevmeyenler için bir eksi olarak hafif bir kokusu var. Ben rahatsız olmadım gerçi. Çok ağır olmadıktan sonra hafif çiçek kokusu benim hoşuma bile gidiyor.

Bu ürünü kullanmaya başladıktan sonra kullandığım kremleri de avuç avuç yüzüme sürmeme gerek kalmadı. O nedenle bir yandan da tasarruf etmiş oldum. Bu ürünün ayrıca ileriki yaşlar için olan çeşitleri var. Anneciğim için alacağım hediye şimdiden belli anlayacağınız. Tabi işin bir de ekonomik boyutu var... Ben genelde ebay'deki Koreli satıcıları tercih ettiğim için bu ürünü uygun fiyata, üstelik hediye samplelarıyla birlikte aldım. Son yaptığım kontrollerde ürünün çeşitine göre kutusu 25 ile 35 dolar arasında değişiyor. Bence bu kalite ve kullanım süresine göre karşılığını kesinlikle alacağınız bir ürün. Kendinize almıyorsanız bile hediye edin sevdiğiniz birisine. Kesinlikle memnun kalacaktır. O kadar da eminim bundan.




Laneige Purify-Tox Boosting Essence. Açık konuşayım Uzak Doğulular'ın essence ile aralarındaki mesele nedir anlayabilmiş biri değildim ta ki bu ürünü düzenli kullanmaya başlayana kadar. Yaptığım alışverişlerde gönderilen birkaç kutu essence sampleını kullanmıştım ama düzensiz kullandığım için ne için tam olarak işe yaradığını anlayamamıştım haliyle. Fondöten değil ki bu bir-iki sürüşte cildinizin rengine, yapısına uygun olduğunu anlayabilesiniz... Neyse bu ürünü düzenli kullanmaya başladıktan sonra fark ettim ki essence denen olay, yüzünüzdeki renk düzensizliklerini azaltmaya yardımcı bir ürünmüş. En azından ben öyle bir durum sezinledim. Ayrıca cildinizi çok güzel nemlendirmesi de cabası...

Cildimde ilgili çok büyük bir sorunum yok ama sabah kalktığım zaman renk düzensizliklerinden dolayı bazen aynaya bakıp kalıyordum. Yanaklar kızarmış, bir taraf solgun bir taraf gölgelenmiş. O nedenle kullandığım fondötenlerde hep renk düzensizliklerini azaltan ürünlerden oluşuyor. Bakınız: MUFE HD serisi...(Yakında onun içinde bir yazı yazacağım.) Bu ürünü kullanmaya başladıktan sonra yüzüme MAC'in MSF'lerinden birini pudra fırçasıyla geçip dışarı çıkıyorum. O kadar... Ayrıca bu ürünün başka bir işe daha yarayabileceğini keşfetmiş bulunuyorum. Ten makyajınızdan önce kullandığınız takdirde hem nemlendirici, hem de bir nevi baz görevi görmüş oluyor. Bu üründen önce aldığım MUFE'nin Elixir'ını bu üründen sonra bir kenara koymuş durumdayım. Gerçi yağlı ciltlerde bu işe yarar mı onu deneyip görmek gerekir. Benim cildim kuru olduğu için nemlendirici namına ne sürsem tutuyor.

Essencein sevmediğim tek yanı var o da kokusu... Ağır bir kokusu yok elbette ama daha çiçeksi bir kokusu olsa daha çok hoşuma giderdi. Onu da görmezden geliyorum artık... Gelelim fiyat kısmına... Ebay'de satıcısına göre 30 ile 40 dolar arasında bir bedeli var bu ürünün. 80 mllik gramajına göre değecek bir rakam...

Ben kısaca bu iki üründen de memnun kaldım. O nedenle gitmeden anneciğime de yaşına uygun olanlardan alacağım. Umarım sizler de bir gün deneme şansı bulursunuz.

Peki, ürünleri daha önce deneyenler, benim belirtiklerim dışında faydalarını gördünüz mü?  


Bir sonraki yazı IOPE Cleansing Oil olacak... İyi hafta sonları...

19 Aralık 2012 Çarşamba

San Francisco - Volume III



San Francisco gezimize bir süre ara vermiştim. Zaten bu yazımda serinin sonuncusu... Bundan sonra bu geziyle alakalı bir post daha atmayı düşünüyorum. O da yol üzerinde durakladığımız yerlerle alakalı...

San Francisco'ya gitmişken Golden Gate Köprüsü'ne uğramazsak olmazdı. Gerçi hava muhalefeti nedeniyle köprünün yarısını göremedik ama olsun. Sonuç olarak birkaç resim çekmeyi başardım.



Başka ünlü bir durak olan Fisherman's Wharf'a mutlaka uğrayın. Benim yengeçle aram yok ama bizim Konya'nın ünlü çorbası gibi altı ekmekten oluşan bir yengeç çorbası servis ediliyor burada. Mekan bana biraz da İstanbul-Eminönü'nü hatırlattı. Bizim ekmek arası balık yapan satıcılar falan... Bu nedenle San Francisco bana bir yönüyle İstanbul'u anımsattı ama onun yanına yaklaşamaz tabi ki...




Bir de bu dükkan vardı limanda. Millet önünde bir kalabalık oluşturmuş sanırsınız ki bedava bir şey dağıtılıyor. Biz de meraklanmıştık değişik bir şey göreceğiz diye... Meğersem bizim mantıcılardaki gibi birkaç kadın geçmiş tezgahın başına ekmek yapıyorlar. Ohooo dedim ben bunları kendi memleketimde her gün görüyorum. Siz bakın anacım bana eyvallah deyip ayrıldım mekandan...




Bu savaş gemisi de İkinci Dünya Savaşı'ndan kalmış. Kaybettikleri askerlerin resimlerini falan koymuşlar. Turistler resim falan çekiyorlardı. Benim Çinli arkadaşlarda "Bu kadar mı asker kaybetmişler? Püfff!" şeklinde söyleniyorlardı. Haklılar tabi...




Son olarak şov yapan akrobatlar... Baya merak uyandırdıkları kesin... Uğrayacağımız bir sürü yer olduğu için biz durup izlemedik ama şu görüntüyü yakalamayı başardım.

Ssan Francisco gezisi umduğumdan daha güzel geçmişti. Her ne kadar Çince konuşmalar sırasında biraz sıkılsam da fotoğraf çek, etrafı incele derken zaman nasıl geçti anlamamıştım. Umarım siz de bir gün bu şehri görme fırsatı bulursunuz. Benim gezdiğim büyük şehirler arasında -New York, Los Angeles, Boston- en sevdiğim San Francisco oldu. Ne diyelim? Darısı diğer görmediğim şehirlerin başına...

6 Aralık 2012 Perşembe

Uluslararası İlişkiler III {Türk Kızları Güzel Mi?}



Konunun aslı şuradan geliyor canlar...

Bir de bu var...

Yazdığım makalelerimden bunaldığım bir akşam Google Amca'nın beni nerelere sürükleyebileceğine şahit oldum. Malumunuz biz bloggerlar olarak en fazla gülüp eğlendiğimiz mevzu "Blog İstatistikleri" başlığı... O başlıkta neler neler gördüğüme bazen inanamıyordum. Beni bu mevzu hakkında yazmaya itense buraya geldiğimden beri karşılaştığım muhabbetler...

İngilizcesi olmayanlar ya da bütün bir yazıyı ve yorumları okumaya üşenenler için kısa bir özet geçeyim. İlk yazıda yabancı bir abimiz Türk kızlarının özelliklerini sıralamış ve altına Türk ya da yabancı bir sürü okuyucu yorum yapmış. Bu yorumların ortak özelliği ise yabancı yorumcuların Türk kızlarını genel itibari ile çok güzel ve çekici buldukları, Türk erkeklerinin ise onlardan daha farklı görüşte oldukları yönünde... (Sanırsınız ki hepsi Kıvanç Tatlıtuğ ya da Çağatay Ulusoy anasını satıyım...) İkinci yazı ise yine yabancı bir abimiz tarafından sorulmuş "Türk kızları güzel mi? " diye... Bunları gördükten sonra durur muyum, kısa bir Google turunun ardından Türk kızlarıyla ilgili yorumların atıldığı bir sürü konu başlığı bulmam zor olmadı tabi ki...



Malum bizim ülkemizde hangi ülke kızların meşhur olduğu ya da hangilerinin ucuzluğundan bahsedildiğini hepimiz az çok biliyoruzdur. Açıkçası buraya gelene kadar -ya da daha basite indirgersem şu yukarıdaki başlığı Google'da aratana kadar- ben de Türk kızlarının dünya çapında bu kadar ünlü olduğunu bilmiyordum. Vallahi ne canlar yakmışız da haberimiz yokmuş... Buradan yola çıkıp da koskoca dünya güzelimiz var, Azra Akın gibi saçma salak tespitlerde bulunanlar olabilir ki kendilerine söyleyeceğim Hindistan'ın da bir sürü dünya güzeli var ama ben yüzüne bakılacak tek Hintli görmüş değilimdir ki altı ay boyunca Hint mahallesinde yaşadım. Tek tük her ülkeden çıkıyor yani...

Neyse girizgahı yaptıktan sonra gelelim asıl mevzuya... Amerika'da yaşıyorsanız ve özellikle de bir dil okulundaysanız etrafınızda her milletten insanı görmek mümkün. Üstelik sosyal ortamınızda oldukça genişse garip tesadüfler içinde buluyorsunuz kendinizi... Hal böyle olunca tespitlerinizde uluslararası düzeye taşınıveriyor birden bire... Uzak Doğu'sundan Latin Amerika'sına kadar geniş bir yelpaze sizi bekliyor...

Bir gün Japon bir sınıf arkadaşım yüzümün on santimetre kadar ötesine yaklaşıp, gözümün içine odaklanmış şekilde "Türk kızları çok güzel yaaaa..." şeklinde bir inilti koparmıştı. Bunu söyleyen bir kız, üstelik güzel de birisi olunca insan kendisiyle ve milletiyle övünmüyor değil ki bana sorsalar ortalama bir Türk kızı ne kadar güzelse ben de o kadar güzelimdir. Amacım kendimi övmek falan değil maksat komedi olsun. Hem de birkaç itirafta bulunayım, kendimden bahsedip sizlerle yakınlaşayım istedim. Gülelim bu arada merak eden cancağızlarım varsa onların da merakını gidereyim. Buraya geleli neredeyse 7 ay olacak. Kimine göre kısa, kimine göre uzun olsa da belirli milletlerden azımsanmayacak kadar insan tanıdım. Bu nedenle yazıyı okurken ön yargılı olmayın lütfen...




1- Türk kızları Araplar'ın favorisi... Kimileri bu durumdan hoşlanmasa da fazladan birkaç hayran bence göz çıkarmaz. Türk olduğunuzu öğrendikleri anda bir ikram, bir iltifat sormayın gitsin. Vallahi kendinizi Mısır'a davet edilmiş Beren Saat gibi hissediyorsunuz. Kuveytliler de sanırım bu kategoriye girebilir.

Bir gün yemeğe gideceğiniz mekanı ve yemeği siz seçmişsinizdir. Haliyle karşınızdaki kişinin hoşlanıp hoşlanmayacağından emin değilsinizdir ve bu benim gibi bir bünyeyi fazlasıyla rahatsız etmektedir. Derken bunu dile getirirsiniz ama gelen cevap fazlasıyla samimidir.

Peri: It is my favorite and I hope you like it.  (Bu benim favorim, umarım beğenirsin. )
Boy: I like everything that you like... (Senin beğendiğin her şeyi beğenirim.)
Peri: ?!?!?!?!?

2- Japonlar da az değil hani... Hele ki ülkeleri hakkında biraz ilgiliyseniz tamamdır. İki ülke çok uzak olduğundan mıdır, Türk kızlarını sıcak bulduklarından mıdır nedir bilinmez Japon erkek arkadaş edinme olasılığınız çok yüksek... Gerçi sürekli içine kapanık, duygularını saklayan bir Japon'la, benim gibi sevdiceğinin ne düşündüğüyle fazlasıyla ilgili bir Türk kızı nasıl olur bilmiyorum ama kişiden kişiye değişir bu durum.



Sıkıldığınız bir partiden sonra sizi evinize bırakan Japon'a fazlasıyla gıcık olmuşsunuzdur. (Madem sinir oldun ne işin var elin arabasında dediğinizi duyar gibiyim. Arkadaş kurbanı oldum aaa dostlar...) Onu sinir etmek için ne yapsam diye düşünürken aklınıza Japonlar'ın fazlasıyla kibar olması gelir. siz ne söylerseniz söyleyin yarabbi şükür deyip, susup oturacaktır yerine.

Peri: Ben genelde Japonları severim ama sen Japon gibi değilsin. Daha çok Amerikalı gibisin.
Boy. Gerçekten mi? Bu çok güzel bir iltifat. Teşekkürler... Dürüstlüğün çok hoşuma gitti.
Peri: !?!?!?! (Tabi Peri hemen öyle vaz geçer mi?)
Peri: Siz Japonlar hayır demeyi bilmiyorsunuz. Bu da benim işime geliyor. Bir şey istediğim zaman hep yerine getiriyorlar.
Boy: Açıkçası ben hayır diyebilirim. 5 senedir burada yaşıyorum.
Peri: Beni eve bırakmak zorunda değildin mesela. Sırf kibar olduğunuz için yapıyorsunuz. Ben de yalan yok.

Çocuk en sonunda benimle baş edemeyeceğini anlayıp sustu ama peşimi de bırakmadı desem. Ben de bu kadar hakarete rağmen hala benimle görüşmek istiyorsa vardır bir hinlik, dur bakayım diyerek araştırmacı kişiliğimle görüşme teklifini kabul ettim. (Ne yapıyorsam sizin için zaten, bir gün kim vurduya gideceğim.) Aynı zamanda sonradan öğrendim ki, bizim elemanın en yakın arkadaşı da Türk kız arkadaş istiyormuş. Vallahi ne kadar ünlüymüşüz yahu... İşin doğrusu sadece Türk kızları değil burada tanıştığım Türk erkeklerinden de Japon kızlarla çıkanlar azımsanmayacak kadar fazla... Anlayacağınız Japon kızları In! - Rus kızları Out!



3- Siyahiler...  Bir yerde Türk kızlarının siyahi fantazisi var gibi bir yazı okumuştum. Yalan ayol yalan. Siyahilerin Türk kızı fantazileri varmış da bizim haberimiz yokmuş. Türk kızlarını bu arkadaşlar da keşfetmişler. İnanmıyorsanız size iki örnek birden vereyim.

Amerika'ya ilk geldiğim zamanlar ki -bir beş sene öncesine tekabül ediyor- çalıştığım departmanda, ilk gün 190lık zenci bir abimiz yemek teklifinde bulunmuştu. Ben saf garibim de "So what?" şeklinde kalmıştım tabi ki, kendisi o dönemde bana asılan tek siyahi şahısta değildi ama pek sallamadığımı itiraf etmeliyim. Çok küçükmüşüz o zamanlar... Cahillik kötü şey... Diğer örnek ise ev sahibem... Şekerden tatlı doğal sarışın Türk ev sahibemin eşi bir siyahi ve çok tatlı birisi... Siyahiler iyi, hoş, eğlenceli insanlar ama favorim değiller ne yazık ki yav...

4- Latinler... Amerika'da azımsanmayak bir grubu oluşturan Latinler, biz Türkler'i kendilerine yakın hissediyorlar. Malumunuz Akdeniz insanı olmanın verdiği bir özellik olan sıcak kanlı olma potansiyelimiz Latinler'in dikkatini çeken ilk özellik... Diğer hususta eğer benim gibi buğday-esmer ve Latin kadınlarını andıran bir vücuda ve saçlara sahipseniz, Taco Bell'de, Macy's de, olur olmadık saçma sapan yerlerde sizinle İspanyolca konuşmaya başlayıp tanışmak isteyen insanlar olacaktır. Başlarda bu durum canımı sıksa da (Ne yani ten rengi biraz koyu olan herkes İspanyolca konuşmak zorunda mı?) yeni bulunduğunuz bir ortama ısınmada ve arkadaş edinmede en kolay yol bence...

Şimdilik dikkatimi çeken en belirgin gruplar bunlar. "Eee, hani Peri hiç Avrupalı göremedik. Yoksa bizi beğenmiyorlar mı?" dediğinizi duyar gibiyim. Açıkçası Avrupa takımı ilgi alanım olmadığı için genelde onlarla pek aynı ortamlarda bulunmuyorum. O nedenle bir grup açacak kadar deneyim yaşamadım. Ancak merakınızı gidermek adına iki örnek vereyim, o da Türk kızlarının genelde düşkün olduğu bir ülke olan Fransa'dan... Bunlardan biri yine bir siyahi olan ve bana en az beş kere hafta sonları boş vaktimi soran bir arkadaşımın arkadaşı, diğeri ise kız arkadaşı olmasına rağmen beni her gördüğünde kaba bir tabir olacak ama yiyecekmiş gibi bakan ve konuşmak için fırsat kollayan ve ben de suratına geçirme hissini uyandıran iri yarı çocuk... Eşantiyon olarak da Türk ev arkadaşımın Türkiye'deyken 8 ay kadar birlikte olduğu Fransız bir erkek arkadaşı varmış.  

Buraya kadar yazıyı okuyup bitirdiyseniz bravo vallahi... Bu mevzu hakkında daha neler neler çıkar önüme benim ama çok da uzatmak istemiyorum. Peki, sizin böyle yaşadığınız deneyimleriniz var mı?

Karikatürler Alıntıdır...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...