17 Kasım 2010 Çarşamba

Paris, Ne İstediğimi Anlat Bana




Paris… Aşıkların, hayallerini süsleyen şehir… Şimdi onu bir genç kızın anılarında görmek dilimde çok garip bir tat bıraktı.. Aslında çok sevdiğiniz bir yemeği, hiç denmediğiniz bir aşçının elinden yemek gibiydi.


Okuduğumda bana günlük tarzını hatırlatsa da konusuyla gerçekten kendini arayanlara çok tanıdık gelecek, kendini bulmak isteyenlere de bir yol gösterici, bir arkadaş olacaktır.


Yazar özelikle ekmeklerini öve öve bitirememiş. Paris’e bir gün yolum düğerse ilk işim o ekmeklerden yemek olacak…


Hazır Paris’ten söz etmişken Eiffel Kulesi’ni koymazsak olmaz…




Cennet-Cehennem



İşte romantik-komedi dendiğinde aklıma gelen favori kitaplarımdan birisi… Daha önce Sophie Kinsella’nın Pasaklı Tanrıça adlı kitabından bahsetmiştim. Beni Hatırladın mı? ise yazarın okuduklarım içinde en iyisiydi.

Sıradan bir işi, kendini kaybetmiş bir sevgili, uçuk bir ailesi olan bir kadın elbette ki güzel bir hayatın hayalini kurar. Peki ya bir gün uyandığında aslında o hayatın tam ortasında olduğunu görürse sizce ne yapabilir?

Daha ne istesin derseniz elbette yanılırsız. Madalyonun diğer yüzünü görmeden karar vermeyin derim. Aşağıda ise kapak yazısı mevcut:




Bir sabah uyansanız ve hayatınız kusursuz olsa...?
Lexi, berbat bir trafik kazasının ardından hastanede gözlerini açıyor. Ona göre sene 2004. Kendisi yirmi beş yaşında ve çarpık dişli biri. Felaket bir aşk hayatına sahip. Ancak, her ne kadar inanamasa da, öğreniyor ki, sene aslında 2007 -Lexi artık yirmi sekiz yaşında, dişleri inci gibi ve çalıştığı departmanın da patronu olmuş; üstelik de evli Hem de yakışıklı mı yakışıklı bir milyonerle Rüyalarındaki hayata aniden nasıl iniş yapıverdi böyle acaba?
Lexi şansına inanamıyor -özellikle de nefes kesen yeni evini gördüğü zaman Kocasını yeniden tanımaya başlayınca muhteşem bir evlilik hayatı olduğunu da öğrenecek, çok iyi biliyor. Üstelik sevgili kocası bir de 'Evlilik Kitapçığı' hazırlamış onun için.
Fakat Lexi yeni kimliği hakkında daha çok bilgi edindikçe, kusursuz hayatının yüzeyinde çatlaklar oluşmaya başlıyor. Eski dostlarının hepsi ondan nefret ediyor. İşine göz dikmiş, dişli bir rakibi var.
Bir de üstüne üstlük dağınık saçlı, seksi bir erkek çıkıp..
yeni bir bomba patlatıyor
Yani, ne olmuş olabilir ki?
Lexi bir gün her şeyi hatırlayacak mı?
Ve hatırlarsa ne olacak?

Eziğim! Eziksin! Ezik!

Kötü kokulu tabutlarından çıkıp etrafımızı sardıkları şu günlerde  vampirlere karşı ilgi duymayan kimse yoktur diye düşünüyorum. Özellikle vampir kitapları etrafımızı kuşatmış durumda ve her gün bu furyaya yenileri ekleniyor.  Ancak dikkat çeken bir özellik varsa o da nedense tüm vampir kitaplarındaki vampirlerden daha çok bayan karakterlerin ortak özellikler taşımaları. Zavallı genç kız ya da kadın ve onu kurtarmaya gelen vampir sevgilisi… Eskiden çizgi romanları süsleyen Süpermen, Batman, Hulk gibi güçlü kahramanların yerini bugün Edward, Jean-Claude, Bill almış gibi görünüyor.

Okuduğum serilerden küçük bir derleme yapacak olursam:
 

Anita Blake - Anita Blake Serisi

Sanırım okuduğum kitaplar içerisinde en güçlü kadın karakter tahtına Anita’yı koyabilirim. Sürekli çalışması, erkeklerden aşağıya kalmayan fiziksel yapısı ve elbette ki inatçılığı onun benim gözümde çok ayrı bir yere oturttu. Ancak onun dünyası bizimkinden farklı… Canavarlar çok daha güçlü ki Resident Evil’deki Milla Jovavich bile halt etmiş. Ama gelin görün ki o da bir kadın ve kendine göre hem duygusal hem de fiziksel ihtiyaçları var. Gece mavisi gözlü baş vampir Jean-Claude’de burada devreye giriyor. 

Bu kadar anlattım güçlü diye ama Anita’nın geçmişi de acılarla dolu… Annesini trafik kazasında kaybetmiş ve babası yeniden evlenmiş. Üstelik ailedeki tek esmer kişi Anita ve sık sık kendisini “Aile fotoğrafındaki bir leke gibi” görüyor. Ufak tefek yapısıyla da bunu destekliyor.
 

Bella Swan – Twilight Serisi

 Vampir çılgınlığında en büyük desteği veren eminim ki bu seridir. Özellikle küçük yaştaki okuyucunun büyük ilgisini çekse de sinema dünyası bu seriyi kullandığı için daha da popüler hale geldi. Bella Swan da tıpkı Anita gibi ufak tefek bir yapıya sahip ancak çok daha narin. Sakar mı sakar ve her bela onu buluyor Tabi kurtarıcısı Edward’ın gelip onu bulması da fazla uzun sürmüyor. Elbette kasaba faktörünü unutmamak gerek.

Bella da her ne hikmetse dağılmış bir ailenin tek çocuğu… Annesi babasını terk etmiş ve yeniden evlenmiş. Bella da tabi babasının başına kalmış. Hiç arkadaşı olmaması da ayrı bir hikaye. Kendini vampirlerin oyuncağı gibi görmek yanlış olmaz. 
 

Sookie Steakhouse -  Bir Güneyli Vampir Serisi

Sookie’yi birçok okur Anita Blake Serisinin eğlenceli bir uyarlaması olarak görse de bence ikisi arasında öyle pek bir bağlantı yok. Vampirler, şekil değiştiriciler burada da mevcut. Ancak Sookie güzel bir kız. Sarışın ve vücut hatları da olması gerektiği gib… Tek kusuru düşünceleri okuyabilmesi… Bu da zaten onun Bill’e yaklaşmasındaki en önemli etken…

Sookie de diğerleri gibi anne babasını küçük yaşta kaybetmiş. Abisiyle birlikte büyükannesinin evine yaşıyor. Onu da bir süre sonra kaybedince tek başına kalakalıyor. 
 

Zoey Kızılkuş – Gece Evi Serisi


Benim deyiyimle Harry Potter’ın vampir versiyonu olan kitabın serisini henüz bitirmedim ama çaylak Zoey de diğer karakterlerden aşağı kalmaz. O da Sookie gibi güzel bir kız. Bir kızılderelinin taşıması gereken her özelliğe sahip. Bu nedenle Eric ve diğerlerinin ilgisini üzerinde hemen hissediyor.

Zoey de babasını kaybetmiş ve annesi yeniden evlendiğinde kendini üvey babasının baskısı altında bulmuş. Tabi Gece Evi ona kapılarını açana kadar… Ona her zman destek olan tek kişi ise büyükannesi…

 

Betsy Taylor – Ölümsüz Serisi

Okuduğum kitaplardan tek farkı komedi tarzında yazılmış olması sanırım. Baş karakter Betsy diğer kahramanlardan biraz farklı… O eski bir model ve sekreterlik yapmış. Bu yüzden güzelliğinden endişe edilmemeli. Vampir Eric de onun cazibesine hemen kapılıyor.

Betsy’nin ailesi de diğerl gibi dağılmış. Babası yeniden evlenmiş ve Betsy üvey annesinden nefret ediyor. Annesi ise vampir olduktan sonra hep onun yanında…

Uzun lafın kısası eskiden süslenip püslenip prenslerini bulmak için balolara giden külkedileri artık küçük kasabalarda arabalı vampirleri bulmaya uğraşan genç zavallılara dönüşmüş. Vampir serilerinin bu kadar tutmasının nedeni ise her kadının yanında aslında güçlü bir erkek imajının istenmesi… İnsan bence hayatında mutlaka bir zaman diliminde zorluklarla karşılaşmıştır. Her zorlukla karşılaşıldığında vampirlere koşacaksak halimiz harap…  .   

3 Kasım 2010 Çarşamba

Öyle Bir Oyunculuk Ki



İnternetimin kotalı olduğu bu günlerde penceremi Türk dizilerine çevirmiş durumdayım. Özellikle annemin seçimlerine… Dün akşam ekrana gelen “Öyle Bir Geçer Zaman Ki” de onun favorilerinden birisi. Diziye göz attığımda özellikle çekim yapılan mekanlar, kullanılan eşyalardan tutun da oyuncuların kıyafetlerine kadar her şey çok ince işlenmiş.

Diziyi baş tacı eden özelliklerinin başında ise elbette ki oyuncuların başarısı geliyor. Gaddar baba Ali’den, sadık eş Cemile’ye küçük yaşında harikalar yaratan Osman’a kadar her biri mükemmel performans gösteriyor. Ancak birisi var ki onun önünde saygıyla eğilmek gerekir.

Evin büyükannesi Hasefe’yi canlandıran Meral Çetinkaya öyle bir oyunculuk sergiliyor ki sanırsınız gerçekten o acıları yaşayan yaşlı kadın. Kıyafetlerinden, yürüyüşünden, çocuklarla konuşmasından tutunda, verdiği ani tepkilere her şey olağanüstü. Bu performansla derslere konu olmazsa gerçekten çok üzücü olur.   

2 Kasım 2010 Salı

Bir Aşk Üçgeni



İki Kardeş Bir Erkek konulu yazımda aynı erkeğe aşık iki kardeşin başrolünü oynadığı dizileri ele almıştım. Buan bir yenisini daha ekleyebilirim. Fox kanalında ekrana gelen Yer Gök Aşk adlı dizide yine aynı adama aşık iki kız kardeşin hikayesini anlatıyor. Bu aşk üçlüsü daha çok dizilere konu olur.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...