Twilight etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Twilight etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Temmuz 2011 Cuma

Bir Twilight Fanfiction: Jasper/Angela

Daha önceden blogumda fanfiction ile ilgili genel bir bilgi vermiştim. Bir zamanlar ben de kalemim el verdiği ölçüde bir şeyler karalardım. Alacakaranlık serisinn hayranı falan değilim ancak kitapta beni çok etkileyen iki karakter var. Birisi Cullen Ailesi'nin en karanlık vampiri Jasper, diğeri ise Bella'nın insan arkadaşı Angela...

Ne yazık ki ben kitaplarda onlar hakkında yeterli bilgi olduğunu düşünmüyorum. Kendi çapımda onlar hakkında hikayeler uydurdum. Eğer burada beğenilirse başka hikayelerimi de yayınlamak isterim. Ne yazık ki Türkiye'de Twilight çiftlerine yönelik hikayeler yok denecek kadar az. Ben bütün forumlarda Edward/Bella çiftinin farklı versiyonlarını gördüm. Karakterler Meyer'e aittir. Bu yazılardan herhangi kişisel çıkarım yoktur. Keyifli okumalar...




İçimdeki Şeytan


Soğuk elimi yavaşça puslu cama yasladım.

Serin… Yağışlı… Kapalı bir hava…

Forks için beklenmedik bir gün değildi… Benim için de…

Beklenmedik olan bugün ekstra Biyoloji dersi konmuş olmasıydı.

Beklenmedik olan bir anda Bay Banner’ın kan grubu testi yapacağı gün olarak bu günü seçmiş olmasıydı.

Beklenmedik olan, daha da kötüsü Alice ve Edward’ın bir anda birlikte ava çıkmaya karar vermiş olmasıydı.

Beklenmedik olan okula gelen şu yeni kızın kardeşimi bayağı rahatsız etmiş olmasıydı.

Her şeyin nedeni olması…

Sevgili kardeşim Edward’ın başı onun yüzünden büyük bir beladaydı. Küçük bir insan kızı… Tek ısırıklık bir hayat nasıl bu kadar önemli olabiliyordu? İşi bana bırakmaları yeterliydi. Onun için bu işi seve seve yapabilirdim.

Bütün bu nedenleri bırakıp etrafıma göz attım. Belki de çoğunu okumuş olabileceğim bir yığın kitabı barındıran uzun, geniş raflar beni meraklı gözlerden rahatlıkla saklayabilecek en uygun yerlerdendi.

Ne komik…

İnsanların bizden kaçması, saklanması gerekirken, biz onlardan kaçıyorduk.

Şimdi burada kütüphanenin bir köşesinde, kendimi bir deliğe hapsedilmiş fareler gibi hissediyordum.

Sanki vampir ailemde en tehlikeli olan ben değilmişim gibi…

Başımı çevirip tekrar pencereye dayadım. Daha birkaç saniye geçmeden orada yalnız olmadığımı anlamam fazla zamanımı almamıştı.

Birkaç adım sesi… Ardından gelen kısık sesle söylenmiş birkaç kelime…

“Hangi bölümdeydi bu? Off! ”

Bir kız sesiydi. Ardından birkaç adım daha… Sonra bir duraklama… Bir iç çekiş…

“Kesin buralarda bir yerde olmalı. ”

Ardından bir duraklama ve yüksek sesle bir hapşırma sesi…
 
Anlaşılan gelen her kimse hasta olmanın eşiğindeydi. Forks’ta gayet doğal bir durum… Yağmur, kapalı hava gibi…

Olduğum yerde kalarak davetsiz misafirin işini bitirip, beni fark etmeden bir an önce gitmesini diledim.

“Off! Nerede bu? ” dedi tekrar aynı ses…

Duygularının da tıpkı sesi gibi yükselmesi üzerine gelenin giderek yaklaştığını fark edebiliyordum. Sonunda benim bulunduğum iki raf arasına geldiğinde başka çaremin kalmadığını anlamıştım.

“Bir şey mi arıyorsun? ”

Davetsiz misafirimin olduğuna dönüp bakmadım bile. Ne gerek vardı? Onun şu an ne durumda olduğunu anlamam için gözlerimi illa ona yöneltmem gerekmiyordu.

Korku… Beklediğim bir duyguydu. Bizi gören herkesin bir şekilde hissettiği ama bunu başka duygularla örttüğü bir duygu… Ona bakmadığım halde ani bir reflekse bana döndüğünü anlamam kanın kokusunu getirmesi büyük bir işaretti.

Gelen her kimse korku damarlarından kanla birlikte akıp gidiyordu. Bedenimde bir alev gibi dolaştı. Bu bana pek yardımcı olmuyordu. Kokusunu bana daha çok ulaştırmaktan başka bir şey yapmıyordu. Kütüphanenin boğucu, iç karartan havasız ortamında bile… Ben küçük bir çocuktum ve o yasak olan ama istediğim bir oyuncak gibiydi sanki. Her hareketiyle onu istemem için bana bir neden daha veriyordu.

Ona birkaç nefeslik zaman verdim. Şu an ne tür bir tehlikeye kendi ayaklarıyla geldiğinin farkında bile değildi.

Bir şeytanın karşısında durduğunun…

Onun kanı için her şeyi yapabilecek bir şeytanın…

Sonunda düzensiz nefeslerinin arasından “Evet, bir kitap! ” diyebilmişti.

“O zaman en uygun yer burası sanırım. ” dedim hala dışarıyı izlemeye devam ederek.

“Ben de öyle düşünmüştüm. ” diye yanıtladı beni kız.

Elbette ne arıyorsa doğru yerdeydi.

 Yanlış olan benim orada bulunuyor olmamdı. Bir vampirin okul kütüphanesinde bulunacağı hangi korku filminde görülmüştü ki? Tabi bu genç kız için işler biraz değişiyordu.

Bu cevabımla beklemediğim şekilde duyguları değişti. Korkunun yerini giderek cesaret almaya başladı. Cesur bir insan… Üstelik bu durumda… Onu istemem için bir neden daha… İşleri zorlaştırmak yerine bana istediğim şeyi kendisi veriyordu.

Bu gelen cesur misafirim kim olduğunu görmek için yavaşça ona doğru döndüm. Önce bir çift ateş gibi parlayan iri kahverengi göz karşıladı beni. Ardından dikleşmiş bir çene, hafifçe sertleşmiş bir yüz… 

Karşımda benimle aynı dönemde olan Angela Weber’i görmem beni neden şaşırtmıştı ki? Bu sese sahip başka biri olmazdı.

Korku, cesaretin yanında yeni bir duygu alevlenmişti bir anda.

Heyecan…

Düşündüğüm gerçeği beynimin en uzak köşesine fırlatmaya çalıştım. O karşımda böyle dururken, ben de bu lanet özelliklere sahip bir psişikken yok saymanın imkânsız olduğunu bilerek…

“Bayağı korktun galiba? ”

“Biraz! ” diye yanıt verdi. Eğer onun birazla kast ettiği şey buysa çok korkmuş hali nasıl oluyordu? Buna bir cevap veremiyordum.

“Bu saatte kütüphanede birilerinin olmasını beklemiyordum. ” diye devam etti.

“Ama sen de buradasın. ” dedim. Her ne kadar burada bulunma sebebi benimkinden ne kadar farklı olursa olsun şu lanet yerde kapalı kalmıştık.

“Tıpkı senin gibi. ” diye yanıtladı beni.

Hiçbir zaman altta kalma gibi bir şeyi kabul etmiyordu anlaşılan.

Nefeslerinin düzenlendiğini hissedebiliyordum. Bu iyiydi. Eğer kalp atışları hızlanır ve kan damarlarında daha hızlı akmaya başlarsa bu onun için hiç de iyi bir durum olmazdı.
 
“Aradığın kitap hangi bölümde? ” diye sordum daha önce dilediğim ama gerçekleşmeyen aradığı şey her ne ise bir an önce bulup gitme fikrinin şu an gerçekleşmesini umarak. 

Bir an bana bakarak.

“Kitabın yeri B 45 C 789 olarak görünüyor. ” dedi elindeki Bayan Jackson’ın karaladığı belli olan kâğıda bakarak.

“Bu bölümde. ” diye söylendim. Ne şanstı benimkisi. İlla burada olması mı gerekiyordu. Yerimden kıpırdamadan bir an önce bulup gitmesini bekledim. Yoksa giden o değil her ihtimale karşı ben olacaktım.

Weber kızı en sonunda benim bulunduğum iki rafın arasına girdi. Tek tek raflarda bulunan kitapları inceleyerek yavaş yavaş pencere tarafına doğru yaklaşmaya başladı. Bir yandan da “Hayır bu da değil. ” gibi şeyler mırıldanmaktan da geri kalmıyordu.

En sonunda bana bir adım kala durakladı. Gözleri en üst raflardan birine odaklanmıştı. Nihayet aradığını bulmuş ve benim de dileğim gerçekleşmişti.

Weber kızı yaşıtlarına göre uzun olmasına rağmen oraya erişemeyeceğinin farkındaydım. Bir kere denedi. İki kere denedi. Olmadı. Parmak uçlarında yükselirken az daha düşüyordu. Sonunda bundan kurtuluş olmayacağını düşünüp yavaşça ayağa kalktım.

Benim hareketlenmemle o da duraksadı. Garip bir ifadeyle yüzüme bakıyordu. Boyumun getirdiği avantajla uzanıp tek bir hamlede kitabı olduğu yerden çıkarttım. Ona vermek yerine yavaşça önüne bıraktım. Yapacağım en ufak hareket hayatına mal olabilirdi.

Ve ben bunun olmasını istemiyordum.

Gidip tekrardan köşeme oturdum. Artık yalnız kalmamak için hiçbir nedenim yoktu.

Ne yazık ki düşüncelerimde yanıldığımı anlamam, onun hala yerinde durduğunu anlamamla aynı saniye içinde gerçekleşti.

“Sen nasıl? ” dedi titreyen sesiyle.

“Sorun ne? ” dedim.

Bu kızın gitmeye niyeti yok muydu? Çok mu şey istiyordum?

 Bu okulda ya da daha düzgün bir ifadeyle bu kasabadaki herkes gibi Cullen’larla konuşma fırsatını hemen heba etmek istemiyordu.

“Bu kitap olduğunu nasıl bildin? ” dedi yeniden.

Nasıl bilmişim? Az önce yerini söyleyen sanki o değildi.

“Yerini söylemiştin. ” dedim. Bu iş giderek berbat bir hal alıyordu. Bugün huzuru bulmak o kadar mı zordu?

“Ama bu kitap başka bir yerde duruyordu. ” dedi ve bir elindeki kitaba bir de onu aldığım rafa baktı.

“Benim baktığım raftaki kitap çok farklı bir kitapmış. ” diye söylendi.

Elindeki kâğıda bakmamın bedelini çok iyi ödüyordum. Bir yalan söylemenin zamanı çoktan gelmiş geçiyordu.

“Çünkü o kitabı az önce ben incelemiştim. ”  dedim. Bu umarım onun için yeterli bir cevap olurdu.

Gözlerime baktı. Daha önce hiçbir insanın bu şekilde gözlerini dikip bana baktığını hatırlamıyordum. Genelde bunu yapacak kadar ömürleri olmuyordu.

İçimdeki şeytan…

Onu durdurabilmenin bir yolunu bulmuş muydum? Bulabilir miydim? Yoksa sadece öyle olduğunu mu sanıyordum. Kendinizden, içinizdeki artık hiç ayrılmayacak bir canavardan nasıl kaçabilirdiniz?

Hayır… Kaçacak yer yoktu… Bir yere gidemezdim… O, hep benimleydi…

 Ben kendi kendimle savaşırken Weber kızı hala dönmüş bana bakıyordu. Bu, kireç yüzlü, altın sarısı gözleri olan garip görünüşlü canavara karşı hissettikleri hiç de hoş değildi. Benden korkup kaçmasını, çığlıklar atarak koşarak gitmesini beklerdim. Ancak o, bunu yapacakmış gibi görünmüyordu. Ben kendimden kaçamazdım belki ama o, belki başarabilirdi.

Sonunda onun ne yapacağını boş verip, önüne geçerek olabildiğince sakin adımlarla iki rafın arasından yürümeye başladım.

“Teşekkür ederim. ”

Arkamdan gelen sesle durakladım. Ancak dönüp bakmak pekiyi bir fikir gibi gelmiyordu. Sadece “Ne için? ” diyebildim. Benim bile sınırlarım vardı.

“Kitap için! ”

“Önemli değil. ” diyerek aynı adımlarla rafların arasından kapıya doğru yöneldim. Bu teşekkürü kitap için değil, hayatını bağışladığım için ettiğini var sayarak…

24 Nisan 2011 Pazar

Vampir Aşkı: Mim Başlatmak Benim Neyime

Bu aralar vampir kitaplarına daldım yeniden. Yeni sezonda True Blood'un 4. sezonu ve Şafak Vakti yayınlanacağı için de bayağı heyecanlıyım. Eh kitapları ve filmleri izlememiz için bize en büyük gerekçeyi veren vampirlere de yeniden aşık olmanın zamanı geldi. Peki benim vazgeçemediğim vampirler kimler?


Jasper Hale - Alacakaranlık Serisi

Twilight'ın vampirleri bana pek vampir gibi gelmiyordu, en azından Cullen ailesi... Benim aklımdaki vampir portresinde onlar kan emici, insanları küçümseyen, eğer gerekirse karanlık yönlerini apaçık göstermekten çekinmeyen yaratıklar olmalıydı. Cullen ailesinden bu tanıma en uygun isim ise hiç kuşkusuz Jasper'dı.

Ailenin en yaşlı ikinci vampiri olan Jasper, aynı zamanda yaşadığı kanlı vampir savaşları nedeniyle insan kanına en dayanıksız aile üyesi olarak da karşımıza çıkmıştı. Onun yeteneği ise duyguları hissedebilmesi ve aynı zamanda kontrol edebilmesi... Etrafımızda onun gibi biri hiç fena olmazdı.

Onu bu kadar sevmemin bi nedeni de karaktere can veren Jackson Rathbone'a olan hayranlığım... Normalde koyu kahverengi saçlara sahip olan Jackson saçlarını bu yapım için sarıya boyatmıştı. Benim için her ikisi de makbul...


Eric Northman - True Blood

Güneyli Ölüsü Serisi'nin kalpleri hoplatan vampiri Eric'i beğenmeyen yoktur herhalde... Kitapta 1.90'lık boyu, yapılı vücudu ve uzun sarı saçlı tasvir edilen vampiri, Alexander Skarsgard canlandırıyordu. Eric!i sevmemin en büyük nedeni, kitaptaki diğer vampir Bill'in aksine espri yeteneğine sahip olmasıydı. Ayrıca bu serideki vampirler diğer vampirlere göre çok daha kötü işlerle adı anılır cinsten yaratıklar...

Eric'i her zaman soğuk ya da esprili halde görsek de benim için unutulmaz olan dizinin 2. sezonunda efendisinin ölümü üzerine hüngür hüngür ağlaması olmuştu... Onun gibi birinden beklenebilecek son davranıştı sanırım.


Asher - Anita Blake Serisi

Anita Blake Serisi'nin yaralı vampiri Asher, Jean-Claude'un gölgesinde kalsa da nedense ben onu diğer karakterlerden ayırıp ayrı bir yere koydum. Asher, Jean-Claude'un eski sevgilisi ve biseksüel... Yüzünün sağ tarafı ve vücudunun bir kısmı, kilise tarafından kutsal suyla dağlanarak, işkence yapılmış. Sanırım bu sebeple ona karşı acımayla karışık bir sevgi besliyorum.

Asher'ı kitapta çenesine uzanan sarı saçları ve 1.80 boyuyla tanımıştık. Ne yazık ki serinin yazarı kitaplarını beyaz perdeye aktarmaktan yana olmadığı için bu tipe en uygun kişi model Boyd Holbrock olarak görünüyor sanırım benim gözümde...

Eminim vampir kitaplarını okuyan herkesin aklında bir vampir kalmıştır. Ben de merak ediyorum acaba, Darkangel ve Mavi'nin vampir aşkları kimler?

16 Nisan 2011 Cumartesi

Vampirlerin Dayanılmaz Çekiciliği

Beyaz perde de çıktıkları anda kalbimizin güm güm atmasına sebep oldular. Dünya çapında milyonları kendilerine hayran bıraktılar. Ancak onlar gidip gönüllerini kendi insan sevgililerine kaptırdılar.


True Blood'un vampir-insan ikilisini oluşturan Anna Paquin ve Stephen Moyer'ın ilişkisi ortaya çıktı ve neredeyse ışık hızıyla geçen yaz evlendiler.


Twilight filminin başrol oyuncuları Kristen Steward ve Robert Pattinson'un çıktığını sağır sultan bile duymuştur. Hatta Robert, Kristen'e evlenme teklif etmiş, Kristen hamile kalmış gibi haberler okuduk. Asparagus mu? Bilinmiyor.


Tabii ki yine Twilight filminde gördüğüm ilk anda vurulduğum Jasper yani Jackson Rathbone da hem daha önceden arkadaşı olan ve filmde Alice adlı vampiri canlandıran Ashley Greene'le çıkmaya başlamıştı. Ancak ikili yollarını ayırdı. Yine de bu onların birlikte olduğu gerçeğini değiştirmez.


Nina ve Ian... Onların adı çok anıldı. Hala çıkıp çıkmadıklarını bilen yok. Bakalım aralarındaki kimya süper ama günlerin ne getireceği bilinmez.

Peki, onların insan izleyicileri bu konuda ne düşünüyor. Dedikodu kazanı kaynasın!

17 Kasım 2010 Çarşamba

O Sevgili Sensin Jasper




P.S.: Aslında burada yazdığım hikayeleri paylaşmak istemiyordum. Ancak sitelerde yazmayı bıraktığım için en çok sevdiğim ficlerimden birini şimdilik yayınlıyorum.


Seni izliyorum.

Her hareketini… Her bakışını… Her yaptığını…

Sen asla benim farkımda değilsin. Olmamalısın da… Ben sadece seni izleyen bir çift gözden ibaretim.

 Nereye gidiyorsun? Neleri seviyorsun? Nelerden nefret ediyorsun bilmek istiyorum. Ancak öğrenmek o kadar zor ki… Hatta imkânsız…

Okuldaki herkes dahası bütün kasaba için siz mükemmel ailesiniz… Forks’ta böylesi daha önce görülmüş müdür bilmiyorum. Görüldüyse bile bu çok uzun zaman öncesine dayanıyor olmalı. Çünkü böyle bir aile bu tip aile fertleri her yüzyılda bir dünyaya gelir diye düşünüyorum.

Ancak sizin aranızda bir tanesi var ki onu tanımlamak için bir cümle kuramıyorum. Bakışları… Gülüşü… Bana aldırmaksızın yanımdan geçişin bile kalbimi yerinden sökülecek gibi atmasına neden oluyor…

Bunun yaşandığı günlerden birinde bana dönüp bakıyorsun. Sadece bakıyorsun. Ben de bakıyorum. O bakışları asla unutamam. Unutmam imkânsız. Nasıl unutulabilir ki bir insan? Ne olduğunu bilmiyorum ama iyi ve kötü arasında bir şey olduğunu düşünüyorum. Ancak iyiye karşı hissettiğim tek şey mutluluk kötüye olansa hiçbir şey…

Sadece hiçbir şey…

Ne hissetmem gerektiğini bile bilmiyorum.

O karamel rengi gözlerin ardında neler sakladığını merak ediyorum. İnsanların düşündüklerinin aksine ben ailenle ilgilenmiyorum. Keşfetmek için tek bir hedefim var. Acaba bir gün o altın rengin içinde kayıp olan hazineyi –hazinemi- keşfedebilecek miyim? Dahası sen bana bu fırsatı verecek misin?

İmkânsız olduğunu bile bile umut etmekten başka yapacak bir şeyim olmadığını biliyorum.

Jessica’nın senin için neler düşündüğü umurumda bile değil. Kendisi kardeşin Edward için yanıp tutuşurken bana senin hakkında neler söylediğini dikkate alıyor muyum sanıyorsun?

Peki ya diğerlerinin? Öğretmenler mükemmel birer öğrenci olduğunuzu düşünürken öğrencilerin hepsi kopya çekerek ya da insanları yanıltarak bu kadar başarılı olduğunuzu düşünüyor.  Kasabadakiler mutlaka bir yanlışınız bir sorununuz olduğunu bu yüzden gözlerden uzak yaşadığınızı birbirlerine anlatıyor. La Push yerlilerinin ise ne söyledikleri umurumda bile değil. Sizi sanki bir canavar azılı bir düşman olarak gördüklerini anlamadım mı sanıyorsun?

Arada sırada bir yerlere kayboluyorsunuz. Bazen hepiniz bazen birkaçınız… Bir tek senin kaybolduğun günler benim için çok zor geçiyor. Sen beni görmesen bile yakınımda olduğunu bilmek bana hep biraz huzur biraz da mutluluk veriyor.

Seni ilk gördüğüm anı hatırlıyorum. Koluna girmiş saçları diken diken ufak tefek bir kızla arabadan inişini…

Sanki burası bir sahneydi bizler birer figüran sizse başrol oyuncularıydınız. O ilk anda anlamıştım farklı olduğunuzu… Bizden olmadığınızı… Sizlerin sadece izlenen bizin ise izleyen tarafta bulunduğumuzu…

Bütün öğrencilerin hatta öğretmenlerin gözü üzerinize kayıyor.  Herkesin biraz hayretle biraz hayranlıkla ve biraz da kıskançlıkla sizi izlediğinizin farkındasınız. Ama o kadar normal davranıyorsunuz ki bunu anlamak mümkün değil.

Beni sana çeken sadece dış görünüşün mü diye çok düşünüyorum ama yanıtı bulmam gecikmiyor.  

Sesin… Tenin… Hatta kokun…

Hareketlerin bile ayrı bir ahenkte sanki… Bahçede otururken fotoğraf çekerken ya da bazen sadece Jessica’yla gevezelik ederken bir anda seni izlerken buluyorum kendimi… Sanki görülmez iplerle sana bağlıyım ve sen nereye gidersen git benim gözlerimde hep seni takip ediyor.

Bunu durdurmaya çalışmadığımı mı düşünüyorsun. Kaç kere denediğimi kaç kez kendimle savaş verdiğimi bir tek ben biliyorum.  Ben senin yanına kendimi yakıştıramıyorum bile. Eğer ikimizi bir aynada yan yana görme fırsatım olsaydı ben o aynadaki bir gölge olurdum. Sense ışık...

Dokunmak istiyorum. O kıvırcık altın sarısı saçlarına… Pürüzsüz karı bile kıskandıracak beyaz tenine… Geniş omuzlarına dayanıp sensiz geçen onca günüme ağlamak istiyorum. Bunları yapamayacak olmamsa bana daha büyük acı veriyor. Umudun yaramı daha da kanattığının farkındayım ama ben o yarayla yaşıyorum. Ve belki inanılması güç ya da sapıkça olabilir ama bu şekilde mutluyum.

Kütüphanede karşılaştığımız günü hatırlıyorum. Aslında unuttuğumu söylesem belki de dünya üzerinde dile getirilmiş en büyük yalan olur. Bay Banner’ın aptal bir ödevi için aradığım kitabın beni sana getireceğini nereden bilebilirdim ki? Rafların arasında gizlice oturuşun kimin aklına gelirdi ki? Neden kimden saklandığını hala merak ediyorum. Kimden kaçtığını…

O sessiz ortamda sesini duymamla yerimden sıçramam bir olmuştu. Karanlığın içinde çakan bir şimşek gibi… Sense gayet rahat o pencere kenarında oturmuş hala keyifsizce dışarıyı izliyordun. Sanki orada bulunan ne ise senin için hayati önem taşıyordu. Tıpkı senin benim için aynı değeri taşıdığın gibi…  

Sonra dönüp gözlerime baktın. Bakmak için delirdiğim bir anlığına bile olsa her şeyi görmezden gelebileceğim o altın yığınının içine sanki çölde su görmüş bir bedevi gibi hasrettim.

O gözlerdeki acı korku nefret ışıltılarını görebiliyordum. En çok neyi merak ettim biliyor musun? Neden korktuğunu… O acıyı gözlerinden silip almak için ne yapmam gerekiyorsa onu yapmaya hazırdım.

 O an neler hissettiğimi biliyor musun? Keşke bilebilseydin. Sıradan bir insan bile o halimin tavırlarımın ne anlama geldiğini hemen anlayabilirdi. Ama sen kaçırdın.  Eğer gözlerin bana değil içindeki o sakladığın şey her ne ise ona yoğunlaşmamış olsaydı eminim şimdi çok farklı bir durumda olurduk.

İyi ya da kötü…

Ben seni her halinle kabul ediyorum. Sevgilinin olması bile bu acı gerçeği değiştirmiyor. Onunla mutlu olduğunu görmek beni de mutlu ediyor. Senin mutluluğunla ben de mutlu olmayı öğrendim. Böyle bir şeyin olmasına ihtimal bile vermezken…

Sen bana hayatım boyunca hep istediğim ve her zaman sahip olmayı dileyeceğim bir şeyi verdin.

Sana âşık oldum Jasper…

Fotoğraflarım sadece senin yüzünle şekillensin istiyorum. Objektife her baktığımda gördüğüm tek şey senin karamel renkli gözlerin olsun. Başımı her çevirdiğimde seni yanı başımda bulayım.

Gerçekleşmeyecek bir hayalin peşinde koştuğumu bile bile kendimi bu ateşe atmaktan alıkoyamıyorum.

Ailem etraflarında gördükleri bütün yaşıtlarımdan olgun olduğumu söylüyor. Söyler misin? Bir insan her şeyini nasıl feda edebilir… Sadece tek bir gülüş… Tek bir bakış için…

Delirdiğimi düşünüyorum. Belki de gerçekten öyle… Ancak bir şeyi hiç unutmadım. Hayat senle ya da sensiz devam etmek zorunda… Biliyorum. Her gün yanında sevgilini de görsem bana aldırış etmeden yanımdan geçip gitsen bile ben hep seni seveceğim. Ve eğer bir gün beni hatırlarsan aklında hep o kendi ayakları üstünde durmasını bilen insanlara saygılı hareketlerinin bilincinde bir kız olarak kalmayı sağlayacağım. 

Gözlüklerimi çıkarıp tekrar olması gereken yere burnumun üzerine yerleştiriyorum. Hiç yanımdan ayırmadığım makinemi elime alıp okul arazisi boyunca devam ediyorum.  Şu an yanımda olmandan daha doğal ne dileyebilirim ki?

Seni görüyorum o anda… Daha doğrusu sizi… Yanında sevgilinle arabanın yanındasınız… Ben yalnızlığa mahkûm bir insanım diyorum kendi kendime… Bana sanki kızgın bir bakış fırlatarak hemen uzaklaşıp okul binasına giriyorsunuz. Ne olduğunu bile bilmiyorum ancak o günden beri kütüphanede geçirdiğimiz o kısacık andan beri böylesin. Kızgın da olsan ben seni sevmekten asla vazgeçmeyeceğim.

Eric birazdan beni almaya gelecek. Sana hayatımı devam ettireceğimi söylemiştim. Bir erkek arkadaşım var. Bunun adice bir şey olduğunun farkındayım ancak bu da yaşamın bir gerekliliği… Benden hoşlandığını söyledi ve ben bir şansı hak ettiğini düşündüm. Beni asla sevmeyecek hatta şu an nefret ettiğini düşündüğüm birisiyle hayatımı sona erdiremem.

Yüne de içimde yaşattığım ve yaşatacağım asla ölmeyecek sevgilimsin sen benim. Gizli aşkımı beslediğim sadece tek bir kişinin sırrı olacak kalan bir sevgili… Asla bilinmeyecek ancak hep yaşayacak…

Sadece benim izleyip benim isteyeceğim ancak asla yaklaşamayacağım bir sevgili…

O sevgili sensin Jasper…

Kendi Yapımım Hikaye Videosu (Jasper/Angela)



Alacakaranlık serisini okuduktan sonra kitaptaki karakterleri araklayıp fanfic(hayran hikayesi) yazanların diyarına ben de katılmıştım.

Jasper ve Angela… Favori karakterlerim… Eh onlara da el attım tabi ki…  

Harry Potter Cafe’de –ki site nisan ayında kapatıldı- yayınlanan hikayem çok beğenilmiş ben de onun üzerine kendi yapımım afiş ve daha da güzeli bir video eklemiştim.

Video’yu şimdi burada paylaşıyorum. Eğer hikayeyi tamamlayabilirsem buradan da yayınlamayı düşünüyorum.

Eziğim! Eziksin! Ezik!

Kötü kokulu tabutlarından çıkıp etrafımızı sardıkları şu günlerde  vampirlere karşı ilgi duymayan kimse yoktur diye düşünüyorum. Özellikle vampir kitapları etrafımızı kuşatmış durumda ve her gün bu furyaya yenileri ekleniyor.  Ancak dikkat çeken bir özellik varsa o da nedense tüm vampir kitaplarındaki vampirlerden daha çok bayan karakterlerin ortak özellikler taşımaları. Zavallı genç kız ya da kadın ve onu kurtarmaya gelen vampir sevgilisi… Eskiden çizgi romanları süsleyen Süpermen, Batman, Hulk gibi güçlü kahramanların yerini bugün Edward, Jean-Claude, Bill almış gibi görünüyor.

Okuduğum serilerden küçük bir derleme yapacak olursam:
 

Anita Blake - Anita Blake Serisi

Sanırım okuduğum kitaplar içerisinde en güçlü kadın karakter tahtına Anita’yı koyabilirim. Sürekli çalışması, erkeklerden aşağıya kalmayan fiziksel yapısı ve elbette ki inatçılığı onun benim gözümde çok ayrı bir yere oturttu. Ancak onun dünyası bizimkinden farklı… Canavarlar çok daha güçlü ki Resident Evil’deki Milla Jovavich bile halt etmiş. Ama gelin görün ki o da bir kadın ve kendine göre hem duygusal hem de fiziksel ihtiyaçları var. Gece mavisi gözlü baş vampir Jean-Claude’de burada devreye giriyor. 

Bu kadar anlattım güçlü diye ama Anita’nın geçmişi de acılarla dolu… Annesini trafik kazasında kaybetmiş ve babası yeniden evlenmiş. Üstelik ailedeki tek esmer kişi Anita ve sık sık kendisini “Aile fotoğrafındaki bir leke gibi” görüyor. Ufak tefek yapısıyla da bunu destekliyor.
 

Bella Swan – Twilight Serisi

 Vampir çılgınlığında en büyük desteği veren eminim ki bu seridir. Özellikle küçük yaştaki okuyucunun büyük ilgisini çekse de sinema dünyası bu seriyi kullandığı için daha da popüler hale geldi. Bella Swan da tıpkı Anita gibi ufak tefek bir yapıya sahip ancak çok daha narin. Sakar mı sakar ve her bela onu buluyor Tabi kurtarıcısı Edward’ın gelip onu bulması da fazla uzun sürmüyor. Elbette kasaba faktörünü unutmamak gerek.

Bella da her ne hikmetse dağılmış bir ailenin tek çocuğu… Annesi babasını terk etmiş ve yeniden evlenmiş. Bella da tabi babasının başına kalmış. Hiç arkadaşı olmaması da ayrı bir hikaye. Kendini vampirlerin oyuncağı gibi görmek yanlış olmaz. 
 

Sookie Steakhouse -  Bir Güneyli Vampir Serisi

Sookie’yi birçok okur Anita Blake Serisinin eğlenceli bir uyarlaması olarak görse de bence ikisi arasında öyle pek bir bağlantı yok. Vampirler, şekil değiştiriciler burada da mevcut. Ancak Sookie güzel bir kız. Sarışın ve vücut hatları da olması gerektiği gib… Tek kusuru düşünceleri okuyabilmesi… Bu da zaten onun Bill’e yaklaşmasındaki en önemli etken…

Sookie de diğerleri gibi anne babasını küçük yaşta kaybetmiş. Abisiyle birlikte büyükannesinin evine yaşıyor. Onu da bir süre sonra kaybedince tek başına kalakalıyor. 
 

Zoey Kızılkuş – Gece Evi Serisi


Benim deyiyimle Harry Potter’ın vampir versiyonu olan kitabın serisini henüz bitirmedim ama çaylak Zoey de diğer karakterlerden aşağı kalmaz. O da Sookie gibi güzel bir kız. Bir kızılderelinin taşıması gereken her özelliğe sahip. Bu nedenle Eric ve diğerlerinin ilgisini üzerinde hemen hissediyor.

Zoey de babasını kaybetmiş ve annesi yeniden evlendiğinde kendini üvey babasının baskısı altında bulmuş. Tabi Gece Evi ona kapılarını açana kadar… Ona her zman destek olan tek kişi ise büyükannesi…

 

Betsy Taylor – Ölümsüz Serisi

Okuduğum kitaplardan tek farkı komedi tarzında yazılmış olması sanırım. Baş karakter Betsy diğer kahramanlardan biraz farklı… O eski bir model ve sekreterlik yapmış. Bu yüzden güzelliğinden endişe edilmemeli. Vampir Eric de onun cazibesine hemen kapılıyor.

Betsy’nin ailesi de diğerl gibi dağılmış. Babası yeniden evlenmiş ve Betsy üvey annesinden nefret ediyor. Annesi ise vampir olduktan sonra hep onun yanında…

Uzun lafın kısası eskiden süslenip püslenip prenslerini bulmak için balolara giden külkedileri artık küçük kasabalarda arabalı vampirleri bulmaya uğraşan genç zavallılara dönüşmüş. Vampir serilerinin bu kadar tutmasının nedeni ise her kadının yanında aslında güçlü bir erkek imajının istenmesi… İnsan bence hayatında mutlaka bir zaman diliminde zorluklarla karşılaşmıştır. Her zorlukla karşılaşıldığında vampirlere koşacaksak halimiz harap…  .   

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...