Fanfic etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fanfic etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Eylül 2011 Pazar

Kayıp Zaman (Tom&Hermione): 6. Bölüm


6. Bölüm: İlk Gün


Genç kız yaklaşık on dakikadır yanındaki genç adama genç Lord’a rağmen yeni başladığı iksirini yapmaya çalışıyordu. Eğer bir gün Lord Voldemort’la bu şekilde yan yana gelip birbirlerine asalarını çekmeden durabileceklerini söyleseydi kim olursa olsun o kişiye aklını kaçırmış gözüyle bakardı.

Genç Slughorn gerekli bilgileri her ihtimale karşılık -ki bu ihtimallerden en büyüğü Hermione eğer iksirde iyi değilse ona yardımcı olması içindi- tahtaya yazmıştı. Genç kız fazla dikkat çekmemek için ancak bir yandan da kendini kanıtlama çabası içinde bir yandan kitaba bakarak bir yandan da tahtadaki notları göz ucuyla inceleyerek iksiri yapmaya başlamıştı.

Tom Riddle iksirini çoktan bitirmiş bir yandan malzemelerini yerine yerleştiriyor bir yandan da profesörden yeni yapacağı bir büyü hakkında bilgi alıyordu. Ancak bütün bunların yanında onun şu anda tek hedefi vardı. O da şu an sırasında oturduğu genç kızdı.

Tek görevi ise şu anda buraya neden geldiğini öğrenmekti.

Tek bir şeyden emindi. Eğer Dumbledore senenin ortasında okula hiç kimseden habersiz bir genç kız getiriyor ve o genç kızda daha ilk günden okulda üç kişiye karşı asasını çekme cüretini gösteriyorsa bu işin içinde bir iş var demekti. Ve eğer o Tom Riddle’sa bunu çözeceğinden adı gibi emindi.

En sonunda istediği iksir için malzemeleri ve gerekli bilgiyi topladıktan sonra çantasını ve kazanını hazırlamaya koyuldu. Bir taraftan da genç kızın her hareketini ona hissettirmeden inceliyordu. Bayan Granger yavaş dikkatli ancak bir o kadar da bilirkişi edasıyla iksirini hazırlamaya devam ediyordu. Başladığından beri ondan tek yardım almamıştı. Bütün bunlar her ne kadar genç kız saklamaya çalışsa da iksirde çok usta olduğunun bir göstergesiydi.

Genç kız bir yandan iksiri hazırlarken bir yandan da etrafı kolaçan ediyordu. Agtığı kaçamak bakışlardan birinde sınıfa ilk girdiğinde gördüğü Mcgillian’la çalışan kızın kendisini büyük bir kızgınlıkla izlediğini fark etmişti. Demek Pansy/Draco aşklarının benzeri bu dönemde de vardı. Sadece o da değil şaşkınlık içinde birkaç Gryffindore’lu genç kızın da arada sırada kendi masalarına baktığını fark etmişti.

Aslında biraz mantıklı düşünmek gerekirse bunu o kadar da yadırgamamak gerektiğini fark etmişti acı içinde. Sonuçta ne kadar sinir olsa da gerçeği kabul etmek gerekirse Tom Riddle bugünde yakışıklı başarılı ve popüler biriydi. Çoğu zaman hangi bina da bulunmak gençler için kuşkusuz o kadar önemli olmuyordu.

İksiri yavaş yavaş leylak renginden mora dönüşürken azar azar kişniş otlarını ekliyordu ki bir el ona engel oldu.

“Bu kadarı bence yeterli Bayan Granger! ” dedi Tom Riddle yüzünde gayet neşeli bir o kadar da yardım sever bir gülümsemeyle.

Hermione onun elinden kesme tahtasını alıp gülümseyen yakışıklı yüzüne vurmamak için kendini zor tutmuştu. O kim oluyordu da Hermione Granger’a yardım etmeye çalışıyordu. Karanlık Lord ne zaman yardım sever bir kimliğe bürünmüştü.

Tamam, insanların yüreği katılaşabilir zamanla duyguları körelebilirdi. Ancak karşısındaki kişi Lord Voldemort’sa onun için aynı şeylerin geçerli olduğunu söylemek imkânsızdı.

Yetişkin bir insanken yaptıkları şöyle dursun ergenlik döneminde bir çocukken bile okuldaki olayların çoğundan o sorumlu olmuştu. Tabi bu şeylere çok uygun kılıflar bularak… Hepsinde bir şekilde yakayı sıyırarak…

 Kesme tahtasını hem kendine yakışmayacak hem de çok da saygılı olmayacak şekilde onun önünden çekip masanın üzerine bıraktı. Başka zaman olsa Ron ya da Harry böyle bir şey yaptığında onları ayıplar bu tür davranışların onları küçülteceğine dair en az elli cümlelik onların tabiriyle bir nutuk atardı. Onlar aklına gelince bir garip olmuştu. Arkadaşlarını belki de bir daha asla göremeyecek olmak ona dünyadaki her şeyden daha büyük acı veriyordu. Ancak Dumbledore’un söylediklerini hatırlayınca değişiklikler belki de hepsinin hayatını kurtaracaktı.

Bu nedenle bu göreve daha da sıkı sarılmalı neye mal olacaksa olsun üstesinden başarıyla gelmeliydi.

Genç adam bir an şaşkınlığa düşse de hemen toparlanmayı bilmişti. Daha önce hiç kimsenin özellikle kendisini tanımayan bir genç kızın bu şekilde davrandığını görmemişti. O kızlara göre ilk bakışta gerçekten yakışıklı bir delikanlı çevresince çok popüler öğretmenlere göreyse çok başarılı bir öğrenciydi.

Genç kızı ilk bakışta bu kadar kızdıracak ne yaptığını şimdi daha çok merak etmişti.

Bayan Granger’ı süzerken bir yandan kızgınlığın bir yandan da üzüntünün genç kızın yüzünden aktığını görebiliyordu. Her ne kadar kendisiyle ilgili bir şeyin onu çok rahatsız ettiğini fark etse de başka bir şeyinde onu derinden yaraladığının farkına varmıştı.

Düşününce ona daha fazla acı çektirmek daha da hoşuna gidecekti.

Yapması gereken çok açıktı. Eğer bir hedefiniz varsa ona ulaşmamın tek yolu fark ettirmeden yaklaşmaktı. Onun güvenini kazanmak sonra da istediklerine sahip olup vereceği acıyı düşünmekti. Gerçi ortada şu an sadece hisleri vardı ama Tom Riddle olarak güvendiği tek şey zaten çoğu zaman onlardı. Daha sonra da elbette karşı konulamaz gücü…

Yanındaki yaban mersinini genç kıza uzatıp “Sanırım buna ihtiyacınız olacak Bayan Granger. ”dedi. Genç kızın bu sefer yavaşça onu elinden almasını ve iksirin üzerine boca etmesini izledi. Anlaşılan şimdilik iki tarafta uzlaşma yoluna gitmişti. Şimdilik…

İksir giderek gece mavisine yakın bir mora dönüşürken genç kız bir kez daha karıştırıp küçük bir şişeye bir miktar boşaltıp Profesör Slughorn’un daha önceden belirttiği şekilde masasına götürdü.

“Evet, Bayan Granger! Mükemmel! ” dedi Profesörü aldığı iksirden memnun bir şekilde gülümseyerek. “Sanırım Tom size yardımcı olmuş. Bu çok güzel. ”

“Hayır efendim. Bu doğru değil. ”

Genç kız tam yanında konuşan bu sesle neredeyse yerinden zıplamış neredeyse masaya çarpıyordu. Başını çevirip baktığında Tom Riddle’ı burnunun dibinde bulmuştu. Genç adam ise ona dikkat etmemiş direk profesöre bakıyordu.

“Bayan Granger bu iksiri benden hiç yardım almadan yaptı. Sanırım bu konuda çok iyi olduğunu söyleyebilirim. ”

Bu sözler üzerine genç kıza döndü ve bir yandan çok etkileyici bir ydandan da çok bilmiş bir gülüşü ona gönderdi. Genç kız ise ona cevap vermekte gecikmemişti.

“Efendim aslında yardım aldım. Kişniş otunun ne kadar konulacağını karıştırmışım. ”

Eskisinden elli yaş daha genç profesör bir an ne diyeceğini şaşırmış halde onlara baksa da o anda çalan zil sesi onu kurtarmıştı. En sonunda sınıf boşalırken “Eh öyle bile olsa Bayan Granger bu bile sizin iksir üzerinde çok yetenekli olduğunuzu gösterir. ” Bunu söyledikten sonra da genç Riddle’a dönüp “Sana bir rakip mi çıkıyor ha Tom. ” dedi.

Hermione genç adama baktığında her ne kadar belli etmemeye çalışsa da o yakışıklı gülüşünün altında bir şeylerin onu rahatsız ettiğini fark etmişti. Elbette döneminde ondan daha başarılı bir öğrenci olmadığına da emindi ancak kendisini bir tehdit olarak görmesi hoşuna gitmemişti. Tom Riddle’ın kendisi için tehlike olarak gördüğü herkes tehdit altında demekti.

Üstelik yaşadığı olay düşünülürse genç adamın değil kendisinin endişelenmesi gerekiyordu. Daha ilk günden onu okul kurallarını çiğnerken yakalamıştı. Üstelik Sınıf Başkanı olması nedeniyle öğretmenlerin ona inanması büyük bir ihtimaldi. Neden bu kadar iyi davranıyor diye geçirdi içinden. Çok dikkatli olmalıydı. Çok…

Profesör o sırada “O zaman size vereceğim yeni habere çok sevineceksiniz. ” dedi “Sizin bu kadar iyi anlaşabilmeniz beni çok memnun etti. ”

Ne anlaşma ne anlaşma diyerek iç geçirdi genç kız. Az önce kesme tahtasıyla yapmak istediklerini düşününce gülümsemesini zorlukla bastırıp profesörün kendisine vereceği haberi bekledi sessizce.

Bütün öğrencilerin sınıfı terk ettiğinden emin olduktan sonra “Biliyorsunuz ki Bayan Granger bu okulda yeni ve okulu tanıyabilmesi ayrıca bir an önce ortama alışabilmesi bir yol göstericiye ihtiyacı var. ”

İki genç az çok konunun nereye varacağını anlasa da Hermione bunun olmaması için dua ederken Riddle işlerin bu kadar kolaylaşmasının keyfini sürüyordu.

“Gryffindore Başkanı Albus’la görüşmemiz sonucunda hem iki okulun hem de iki binanın iyiliği açısından Bayan Granger öğrencim Tom size bu okulda bulunduğunuz süre içinde yardımcı olacak.”

Bunun üzerine genç kız hemen “Efendim çok teşekkür ederim beni düşündüğünüz için. Elimden geldiğince okula çabuk alışacağım ancak bu gerekli mi? ” diyebilmişti. İşin içinde sadece Slughorn olsa konuyu kapatmak basitti ancak diğer yandan Dumbledore’u düşününce ona hayır demek de istememişti.

“Bence gerekli. ” Cevabı profesör yerine Tom Riddle vermekte gecikmemişti. “Affedersiniz efendim ama hepimizin biliyoruz ki Hogwarts çok büyük ve bir o kadar da gizemli bir okul. Eminim ki Bayan Granger çabucak bu okulun ortamına alışabilir ama bence de yanında birinin olması bu durumu hızlandıracaktır. ”

Profesör yüzünde bir gülümseme ile genç öğrencisine dönüp onu süzdü ve “Görüyorsunuz Bayan Granger Tom sizin iyiliğinizi düşünüyor. Gerçekten mükemmel bir öğrenci. Binamda bulunduğu için onunla gurur duyuyorum. ”dedi üstüne de “Seneye Okul Başkanı olacağından hiç şüphem yok. Bu görevde senin için büyük bir şans. ” demeyi ihmal etmemişti. 

Genç kız yenilgiyi kabul etmiş şekilde “Peki efendim en iyi şekilde olacağından eminim. ” dedikten sonra bir iyi günler mırıldanıp bir sonraki dersine yetişmek için kitaplarını toplamaya başladı. Çok geçmeden yanında beliren silüete dikkat etmeden işini yapmaya devam edip bir an evvel diğer dersin sınıfına gitmek istiyordu.

“Acele etmeyin Bayan Granger. Daha çok zamanımız var. ”

“Sanırım öyle. ” diye mırıldandı genç kız ona dönüp bakmadan. Slughorn’da kendi özel odasına geçtiğine göre genç adamın neden hala asıl yüzünü göstermediğini merak ediyordu.

Çantasını yerleştirmeyi bitirdikten sonra dönüp baktığında genç adamı kapının yanında kendisini beklerken gördü. Bu işin içinden başka türlü sıyrılmasının imkânı yok gibi görünüyordu. Anlaşılan Riddle öğretmenlerine iyi görünmek için kendisine düşmanca davranan birisine bile gayet kibar olabiliyordu.

Bir anlığına acaba diye düşündü. Acaba benim muggle kökenli olduğumu biliyor mu diye geçirdi içinden. İşler o zaman Tom için daha da zor olacaktı. Bir o kadar da kendisi için… Belki de daha zor…

 Onun önünden geçip iki tarafını zindanların çevrelediği koridoru arşınlamaya başladılar. Bir an sonra genç adam “Bir sonraki dersin ne? ” diye sordu.

Genç kız çizelgesini eline alıp baktığında “Aritmansı” yanıtını verdi.

“ Güzel. Benim şimdiki dersim Eski Yazılar önce seni sınıfına götürüp daha sonra kendi dersime gideceğim. “

“Bence böyle yaparsan gecikirsin. İstersen bana sınıfın yerini söylersen ben kendim de gidebilirim. Böylelikle ikimizde derslerimize zamanında yetişmiş oluruz. ”

“Bayan Granger bir bakıcınızın olması sizi rahatsız ediyor olabilir ancak bu bana verilmiş bir görev ve şimdilik siz alışana kadar bu şekilde devam etmeliyiz. ”

Anlaşılan o ki Tom Riddle’ın bu işten vazgeçmeye niyeti yoktu. Zaten Hermione’nin gelecekte yaşadıklarına bakılırsa aklına koyduğu her şeyi de yaptığından şimdiye kadar emin olmuştu.

“Peki, Bay Riddle! Öyle olsun. ”

İkili koridorlar boyunca ilerlerken derslerine yetişmeye çalışan birçok öğrencinin bir yandan da kendilerini süzdüğünü fark etmişti. Haklılardı. Kendisi okula yeni gelmiş öğrenci yanındaki de okulun aslarından biriyse elbette herkes için büyük merak uyandırabilirdi.

İki genç bir hiç konuşmadan tam bir köşeyi dönmüş kulelere yöneleceklerdi ki “Demek buradasınız. ” diyen sesle ikisi de durakladı. Genç kız yanındaki Tom Riddle yetmezmiş gibi bir bu eksikti diye düşündü.

10 Eylül 2011 Cumartesi

Kayıp Zaman (Tom&Hermione): 5. Bölüm



5. Bölüm: SÜRPRİZ ORTAK


Herkesin her zaman hayranlıkla baktığı, bulunduğu her ortamda bütün bakışları bir şekilde üzerine çekmeyi ve onları tutmayı başaran genç adam basamakları birer birer inerek az önce izlediği manzaraya doğru yaklaşmaya başladı. Gözlerini tanıdık, diğer dört kişinin yüzünden ziyade, yeni gelene ve şu anda nasıl bir ifadeye sahip olduğunu tahmin etmeyen kıza yönlendirdi. Tıpkı olması gerektiği şekilde…  Genç kız, Bayan Granger nutku tutulmuş bir halde kendisine bakıyordu. Ona korku salan, yeni bir öğrenci olduğu halde, küçük bir suç işlerken koridorun ortasında yakalanmak mıydı yoksa öfkeyi hissettiği yüzünde neden biraz daha geç gelmesini mi beklediğiydi?

Hermione elinde olmadan kilitlenip kaldığı koyu yeşil gözlere baktı. En son gördüğünde bir kan yığınını andıran gözlere… Ne hissetmeliydi? Korku, öfke, hayranlık… Onca karmaşayı yaratan Karanlık Lord, şu karşısında kendisinden ve diğerlerinden daha farksız görünmeyen bir yeni yetme miydi? Hayır… Diğerlerinden ve kendisinden oldukça farklıydı. Bunu ilk bakışta bir trol bile anlayabilirdi.

Şimdi ne yapacaktı? Elinde olmadan gözü asasına kaymıştı. Şimdi dörde karşı iki kişilerdi. Hatta McGillian’ı buna dâhil etmeyeceğini düşününce tek başınaydı. Üstelik iki çapraz ateş arasında kalmıştı. Karşısındaki kişinin Voldemort olduğunu düşününce işler daha da beter bir hale gelmişti. Kendi gibi bir öğrenci olsa da ondan kat be kat güçlü olduğuna şüphesi yoktu. Şimdi ne olacaktı? Az önce düşündüğü başka birinin gelip yetişmesi dileğine daha da fazla sarılmaktan başka çaresi kalmamıştı. Ortalıkta kimseler yokken neler olabileceğini düşünemiyordu.

—Hey Tom. Evet, bu bayan okulumuza yeni gel-

“Biliyorum. ” diyerek lafı yardakçısının ağzına tıkmıştı genç Voldemort. Diğerleri sus pus olmuş onun ağzından çıkacak olan her kelimeyi yakalamak için pusuya yatmış gibilerdi.

Az önce bir Syhlitherin’den beklenmeyecek şekilde davranmıştı. İşte bu Hermione’nin daha çok şaşırmasına sebep olmuştu. Eğer şu an karşısındaki Malfoy olsaydı uçuşan lanetlerin haddi hesabı olmazdı. “Malfoy mu? ” diye düşündü. Bunu aklından geçirdiğine inanamıyordu. Malfoy ve onu nasıl aynı kefeye koyma gibi bir geri zekâlılığı gösterebiliyordu ki? O korkak, aşağılık yaratıktan çok daha fazlasıydı. Bir o kadar da daha bayağı… İşlediği cinayetlerin haddi hesabı yokken en azından cesareti vardı. Malfoy gibi birilerinin ardına hiçbir zaman saklanmamıştı.

Tom gözlerini genç kıza dikip bir an baktıktan sonra içinden Hermione’nin hiç görmediği bir şey geçti. Sanki bir parıltı ama neydi anlayamamıştı? Çok garipti. Daha o ne olduğunu anlayamadan genç adam konuşmaya başladı:

—Dikkatli olmalısınız Bayan Granger. Bu okul sizin geldiğiniz yere pek benzemez.    

“Adımı nereden biliyorsun? ” diyerek ona meydan okur bir halde konuşmaya başladı cesaretini tekrar toplayarak. Bunun olması imkânsızdı. Nasıl oluyor da Tom Riddle, Genç Voldemort onun adını bilebiliyordu?

Genç kız cümlesini bitirdiğinde diğer üç çocuk sanki Hermione onlara çok komik bir espri yapmış gibi sırıtmaya başlamışlardı. Tom Riddle kendisine öyle bir bakış attı ki genç kız ne olduğunu çoktan anlamıştı. Onu merdiven başında ilk gördüğündeki düşünceleri doğruydu. Buralar ondan soruluyordu.

Hermione daha cevap veremeden gözlerini hala yerde olan çocuğa dikti ve “Sen yerde ne yapıyorsun McGillian? ” dedi. Sakar çocuk ayaklanıp konuşmaya başlamıştı:

—Hiçbir şey Riddle.

Hermione ona destek olup yerinden kaldırdı. Şimdi ne olacaktı? Hermione’nin de çok iyi bildiği kurallar gereği en azından bir uyarıyı hak ediyordu. Yeni öğrenci olması bir şeyi değiştirmeyecekti. Tom Riddle kendinden emin bir şekilde ona döndü. İşte beklediği an gelmişti. Ne yaparsa yapsın umurunda değildi. O, bir zamanlar Voldemort’la bile uğraşmış biriydi. Şimdi karşısında duran bu yeni yetme Tom Riddle’dan mı korkacaktı?

Diğer üç Shylitherinli öğrenci gözlerini efendilerine dikmiş, tıpkı sahiplerinin yemek vermesini bekleyen köpekler misali onun ağzından çıkacak sözleri bekliyorlardı. Ancak buna fırsat bulamadan az önce Tom’un durduğu merdiven başından Hermione’nin hiç de yabancı olmadığı birinin figürü göründü.

—Ah demek buradasınız Bayan Granger. Albus sizin kaybolmuş olabileceğiniz söylemişti. Neyse ki Tom benden önce davranmış. Çok şanslısınız.

Genç kız buna sevinse mi bilemedi. Kendini şanslı mı hissetmeliydi?  Şu anda karşısında tıpkı Dumbledore gibi en az kırk ya da elli yaş genç bir Slughorn duruyordu. Hermione asasını yerine saklayıp yaklaşık elli yıl geride bıraktığı profesörüne baktı. Slughorn kendisine ve etrafındaki öğrenci kalabalığına şöyle bir göz attı. Profesörü yetişmişti. Üstelik Voldemort’la neredeyse burun burunayken… Daha da kötüsü o, genç kızın bir açığını yakalamışken…

—Teşekkür ederim efendim. Aslında McGillian bana yardımcı oluyordu. Biz de tam şimdi sınıfa gidiyorduk-

—O sırada da bizimle karşılaştılar Profesör. Ben de şimdi kendisine eğer yardıma ihtiyacı olursa her zaman çekinmeden sormasını söyleyecektim ki siz geldiniz.

Hermione duyduklarına inanamayarak Tom Riddle’a baktı. Yardım!!! Yardım mı? Voldemort, Hermione’ye bir bulanığa yardım ediyor. Kulağa ne kadar hoş geliyordu.

“Ah bundan eminim Tom. Ne kadar yardım sever biri olduğunu hepimiz biliyoruz.” dedi göz kırparak. Genç profesörü bunları söylerken diğer çocuklar kahkahalarını zorlukla bastırıyormuş gibi duruyorlardı. Profesör onlara yaklaştı ve  “O zaman ders sonunda sana vereceğim habere çok sevineceksin.” diye devam etti.

Slughorn genç kıza dönüp “İksir sınıflarımız bu tarafta Bayan Granger.” dedi Hermione’nin her zaman arşınladığı yolu göstererek. Genç kız önce kendisini takip etmesini istediği McGillian’a sonra da diğerlerine ve en son olarak da genç Voldemort’a bir bakış atıp eski ya da yeni İksir Profesörü’nü takibe başladı. Daha ilk günden, hatta ilk andan itibaren başına bunlar geldiyse bu görevi ne ise, o kadar da kolay bir şey olmayacaktı.

Tom Riddle, aptal hocası Slughorn’u takip eden yeni kızın buz gibi bakışını hafızasına kazıdı. Daha önce kimse, hiç kimsenin ona bu şekilde baktığını görmemişti. Evet, insanlar ondan korkabilirlerdi. Ona saygı duyabilirlerdi. Ona hayranlık gösterebilirlerdi. Ama bu üçünün dışında genç kıza hiçbir şey yapmadığı halde nasıl kızgınlık, öfke dolduğunu çözememişti. Yavaşça gülümsedi. Öğrenmek uzun zamanını almayacaktı.

“Bu adamın her zaman en olmadık yerlerde karşımıza çıktığına inanamıyorum” dedi Avery sinirli bir şekilde Tom’a dönerek. Genç adamdan bir şeyler beklediği açıktı.

“Eh onunla gayet iyi bir şekilde ilgilenebiliriz.” dedi. “Tıpkı Tom’un dediği gibi.” diyerek devam etti neredeyse sırıtmaktan ağzı yırtılır derecede iki yanına varmış olan Lestrange.

Genç adam kendisine bakan, gelecekte emirlerini bekleyecek olan öğrencilere bakıp gözlerini koridorda ilerleyen genç kıza odakladı:

—Onunla bizzat ben ilgileneceğim




*--*--*--*--*--*--*--*--*--*--*--*--*--*--*--*--*




Hermione bir yanında İksir hocası, diğer yanında utangaç arkadaşıyla yavaşça sınıfa girdi. Bütün gözlerin ona dönmesi de aynı anda olmuştu. Yüzü utançtan kızarmış bir halde öğretmeninin kendisini sınıfa tanıtmasını bekledi. İçeriye birilerini daha girdiğini fark etmişti genç kız ama dönüp bakmaya fırsat bulamadan profesör konuşmaya başladı: “Evet, sevgili öğrencilerim. Bu dersimizden itibaren aramızda yeni bir arkadaşınız daha bulunuyor. Eh haberler çoktan size ulaşmış olmalı.” dedi sınıfa gülerek.

—Evet, Bayan Hermione Granger okulumuza Beauxbatons Akademisi’nden geliyor. Çalışmalarımızı incelemek ve kendi okulundakilerle karşılaştırma yapmak için burada bulunuyor. Umarım siz de misafirperverliğinizle bizi yanıltmayacaksınız.

Slughorn yine en heyecanlı ses tonuyla anlatmaya devam ederken, Hermione sınıftaki Gryffindore’ların kendisine gururla, Shlytherinlilerin ise kıskançlıkla baktığını fark etmişti. Eh artık o da bir Gryffindore’lu olduğuna göre bu pek yanlış bir davranış olmazdı.

Slughorn tahtaya asasıyla dokundu ve Hermione’nin daha bir hafta önce yaptığı iksirin yapılışı üzerinde belirdi.

“İksiri yapmaya başlayabilirsiniz. ” dedikten sonra Hermione’ye gel işareti yaptıktan sonra odasına doğru ilerlemeye başladı. “Okulumuza hoş geldiniz Bayan Granger. ” dedi odanın tam ortasında durarak. “Teşekkür ederim efendim.” diyerek karşılık verdi genç kız. Her ne kadar birlikte okuduğunu düşündükleri veelalar kadar gösterişli durmasa da en azından nazik davranabilirdi.

 “Bayan Granger şimdi sizin malzemeleriniz gelene kadar Dumbledore bana buradan kullanabilmeniz için ricada bulundu. Bu okul anlaşmasını yapmış olması çok güzel. Ayrıca Dippet de buna olumlu yaklaşmış. Okullar arası işbirliği… Bu gerçekten çok iyi bir fikir. Dumbledore’un zekâsına her zaman hayran kalmışımdır.”

Genç profesörü bunları anlatırken Hermione Dumbledore’un bıraktığı nottaki her şeyi tek tek gerçekleştirmiş olduğunu görerek tekrar rahatladı. 

“Bence de öyle efendim. Her iki okul içinde çok yararlı olacağından eminim.” diyerek onu onayladı genç kız. Slughorn kendisine gerekli kitap, malzemeler ve bir kazanı ona uzattıktan sonra genç kıza tam bir beyefendi gibi kapıyı gösterip ilerlemesi söyledi. Hermione bir an gülmeden kendisini nasıl tuttuğunu bilememişti. Anlaşılan Slughorn sadece bilgi kapasiteleriyle değil centilmenlikleriyle de okulun çok iyi bir durumda olduğunu göstermeye çalışıyordu.

“Bayan Granger iksir dersinde grup çalışmalarıyla dersimizi yürütüyoruz. Böylelikle eşler birbirlerinin açıklarını kapatabiliyorlar.” Slughorn’un anlattığına bakılırsa kendi dönemlerinden daha farklı bir ders sistemi onu bekliyordu. Ancak genç kızın dert etmesi gereken bir şey yoktu. Nasılsa kendi döneminde iksirde en başarılı öğrenci oydu.

 “Size bir öğrencimi yardımcı olarak vereceğim. Aslında bu derste en iyi öğrencimi.” dedi Slughorn yüzü gayet gururlanmış bir şekilde gülümsüyordu. Onu daha önceden tanıma fırsatı bulan Hermione, o öğrenci her kimse Slughorn’un gözdelerinden biri olduğunu ve partilerinde başköşede bulunduğunu anlamıştı.

“…kendisi geçen seneden beri yalnız çalışıyor. “ Ancak nedense bunu söylerken yüzü düşmüş, az önceki keyifli halinden eser kalmamıştı. Sonra hemen toparlanıp devam etti:

—Hiçbir zaman bir çalışma arkadaşına ihtiyacı olmamıştır zaten. Sizin için en iyi yardımcı olacağından eminim. Bu konuda kendisine güvenim tam.

Hermione ona yapılan sürprizin ne olduğunu merak ederek Slughorn’un arkasından sınıfı geçerek ilerledi. Diğer öğrenciler ikişerli gruplar halinde sınıfın içinde kümeler oluşturmuş, çoktan iksirlerini yapmaya başlamışlardı.

Genç kızın gözleri Slytherin’li soluk tenli bir kızla iksir kazanına eğilmiş McGillian’a takıldı. “Sakar çocuk, umarım bir şeyleri kırıp dökmez.” diye geçiriyordu ki McGillian, Hermione’in bakışlarını üzerinde hissettiği an bir avuç dolusu naneyi iksir kazanının içine boca etmesiyle eşinin feryadının çıkması bir oldu.

Hermione büyük bir suçluluk duygusu içinde diğer yanına döndü. Bir taraftan da o çocuğa bir daha hazır olana kadar en ufak bir harekette bulunmayacağına söz vermişti. Sınıfın durumuna bakılırsa çoğu kişi, tıpkı Neville’in onların döneminde olduğu gibi bu tip sakarlıklara ve çığlıklara alışkındı. Slughorn bile sadece acı acı gülümseyip, başını sallamakla yetinmişti.  

 Sınıfın diğer tarafında McGillian’la dalga geçen iri yarı çocukla bir Gryffindore’lu kızın iksir kazanına eğilmiş, aslında o aşamada mor olması gereken sıvının nasıl olup da yeşile döndüğünü tartıştıklarını fark etti. Aslında birbirlerine suç atmaktan başka bir şey yaptıkları yoktu. İri yarı çocuk neredeyse yüzü morarmış bir şekilde kıza dönmüş bir lanet atmaya hazırmış gibi duruyordu ki yanında duran Slughorn araya girdi.

—Sanırım keşniş otunu biraz daha fazla atmanız gerekiyor Avery.

Genç kız, o an geleceğin ölüm yiyenlerinden biriyle tanışmış oldu. Defalarca karşılaştığı ve kaçmayı başardığı adamlardan sadece biriydi. Onu burada bulunduğu sürece göz hapsinde tutacağına kendi kendine söz verip, sıraların arasında profesörünü takip etti. Etrafta daha ne kadarı vardı acaba? 

 En sonunda profesörü bir sıranın önünde durakladı. İksir kazanı çoktan mor rengine bürünmüştü. Anlaşılan yapan her kimse Slughorn’un dediği gibi, en az Hermione kadar başarılı bir öğrenci olduğundan şüphe yoktu. Sıranın boş olasına bakılırsa, herhalde mahzenden ihtiyacı olan birkaç bitkiyi almaya gitmişti.

“Size söylemiştim. “ diyerek lafa girmişti Slughorn kazana bakmaya devam ederek.

—Mükemmel.

Slughorn mahzen kapınsın sesini duyup, o tarafa döndüğünde genç kız da o yöne odaklanmıştı.

—Ah demek buradasın Tom!

 Hermione hala elinde malzemeleri beklerken mahzenin kapısında, ilk gördüğü anda hafızasına kazınan o tanıdık, bir o kadar da yabancı siluet belirmişti.

Slughorn’un kendisine yardımcı olarak seçtiği kişi Tom Riddle’dan başkası değildi.

Tom Riddle gözlerini, yine kendisine kızgınlık dolu bakışlar fırlatan genç kızın gözlerine dikti. Ne olacağını hemen anlamıştı. Slughorn kendisine büyük bir iyilik yaptığının farkında mıydı? İşler umduğundan da kolay ilerleyecekti.
Yüzünde vahşi gülümsemesiyle yeni kız ve profesörü arasında şöyle bir bakış attıktan sonra, herkesi en can alıcı noktasından vuran ses tonuyla “Evet Profesör Slughorn. Yapmamı istediğiniz bir şey mi var efendim? ” dedi.

—Sanırım sana bir çalışma eşi getirirsem sorun olmaz Tom. Bayan Granger dersimizi en iyi öğrencim iksir dâhisi Tom’la birlikte yürüteceksiniz.

Hermione teşekkürünü ağzında geveleyip, Tom’un kendisi için boşalttığı yere oturdu. Voldemort’la yan yana olduğuna inanamıyordu. Şimdi ne olacaktı? Acaba onun bir Bulanık olduğunu öğrense yine bu kadar rahat davranabilir miydi? İlk günden, daha ilk saatten başı büyük bir beladaydı. Gelecekte olduğu ya da artık kendisinin geçmişte bıraktığı zamandan bile daha büyük bir belada…


28 Ağustos 2011 Pazar

Kayıp Zaman (Tom&Hermione): 4. Bölüm




4. Bölüm Tom Riddle


Kahverengi gür saçları, beyaz yastığa dağılmış genç kız yavaşça gözlerini araladı. Ancak gördüğü sadece karanlıktan ibaretti. Az ilerisindeki bir komedinin üzerindeki, fenerin titreyen ışığında etrafını seçmeye çalıştı başarısızca. Gördüğü şeyler onu hayrete mi düşürmeliydi, yoksa sevinmeli miydi bilmiyordu. Çünkü hala Hogwarts’ın revirinde yatağında yatıyordu. Ama sanki bir önceki uyandığında karşı yataktaydı. Ama bu önemli değildi. Sonuç olarak hala Hogwarts’taydı. İçini çekerek tekrar yatağına gömüldü. Harry’nin kâbuslarından bile daha beterini görmüş, neyse ki şimdi de uyanmıştı. Derin bir nefes alıp rüyasında olanları hatırladı.

Dumbledore ona bir görevden bahsediyor ama nerede, ne yapması gerektiğini bilmediğini söylüyordu. Profesör Dumbledore’un böyle bir şey yapması mümkün müydü?  Üstelik zamanda yolculuk yapması içinde kendisine bir zaman döndürücü vermişti. Zaten o anda rüyasından uyanmıştı. Önce her yer kararmış, aritmansı dersinde gördükleri, kara deliklerden birinde kaybolmuş gibi hissetmişti. Neyse ki artık buradaydı. Sadece basit bir rüyaydı. Bunların hepsini Voldemort’la geçirdiği o anlara yorması gerekiyordu. Bu bile onun için çok ucuz atlatılmış bir esirlikti.

Madam Pomfrey’in odasından gelen seslere kulak kabartı. Büyük bir ihtimalle profesörlerden biri ve Madam kendisinin durumu hakkında konuşuyorlardı. Birinin geldiğini fark edip yavaşça doğruldu.

—Ah sonunda uyanmışsın tatlım.

Genç kız bir an duyduğu sesle dondu kaldı. Bu daha iki gün önce ona seslenen Madam’ın sesinden çok daha farklıydı. Daha kısık ve çok daha sakin konuşmuştu. Madam’ın odasından onun yaşlarında görünen ama çok daha farklı bir kadın çıkageldi.

Hermione acaba hala kâbusun içinde miyim diyerek birkaç kez gözlerini açıp kapadı. Hayır, doğru görüyordu. Kadın kendine doğru yaklaşırken elini hafifçe göğsüne bastırdığında batan nesneyi fark etti. Eğilip baktığında daha önce hiç giydiğini hatırlamadığı bir pijama vardı üzerinde. 2. şok… Pijamanın boynundan elini sokup her ne ise çıkardığında gözleri büyümüştü. 3. şok… Rüyasında gördüğü, Dumbledore’un kendisine verdiği, zamanda yolculuk yapmasını sağlayacak o saat, şu an avuçları arasındaydı. Daha bunların gerçek mi kâbus mu olduğunu kavrayamamışken, revir görevlisinin çıktığı kapıdan gelen diğer kişi bütün olasılıkları yok etmişti. Hermione’nin şu an karşısında yaklaşık 40 ya da 50 yaş genç görünen bir Dumbledore vardı. Genç kız içinden kendi kendine itiraf etti.

Asıl kâbus işte şimdi başlıyordu.  


*--*--*--*--*--*--*--*--*--*--*--*



—Siz iyi misiniz?

—Albus ben ilgileneyim.

Genç kız etrafında dönüp duran revir görevlisi ve kendisini izleyen gençleşmiş Profesör’e odaklanmış hiçbir söylemeden kalakalmıştı. Ne söyleyebilirdi ki? Karşısında onu izleyen Profesör genç kızı neredeyse 40 ya da 50 yıl öncesine göndermişti. Hermione en son üçüncü sınıfta olduğu gibi kısa bir yolculuk düşünmüştü ama öyle olmadığı karşısındaki öğretmeni kadar açıktı.

“Ben iyiyim. ” dedi yavaşça revir görevlisine. Orta yaşlı kadın hala etrafında dönüp duruyordu. İki gündür bu ikinci gözlerini açışıydı bu bölümde. Etrafına daha dikkatli baktığında duvarları çevreleyen renklerin daha değişik olduğunu fark etmişti. Onca yıl için çok büyük değişiklik sayılmazdı.

“Eğer işiniz bittiyse Bayan Penerel bizi biraz yalnız bırakabilir misin?” dedi Profesör Dumbledore. Bayan Penerel “Elbette Dumbledore. ” diyerek odasına doğru ilerledi. Kapının kapandığından emin olan Profesör tekrar gözlerini genç kıza yönlendirdi ve konuşmaya başladı:

—Evet Bayan-

—Granger efendim. Adım Hermione Granger.

“Evet, Bayan Granger Sanırım bana anlatmak istediğiniz şeyler vardır değil mi? “ Profesör Dumbledore yine dün bıraktığı gibi ama yaklaşık elli yıl sonrasındaki gibi konuşmasına başlarken genç kız bir an düşündü. Söyleyeceği her şey, yapacağı en ufak hareket gelecekte çok şeyin değişmesine sebep olabilirdi. Ama Profesör de onu bu yüzden göndermemiş miydi? Olmuş olan ya da olacak olan her ne ise… Onun için…

“Pelerinim nerede efendim? ” dedi. Profesör yatağın yanındaki dolaptan pelerini çıkartıp genç kıza uzattı. Dumbledore büyük bir dikkatle onun her hareketini inceliyordu. Hermione kendi binasına ait okul pelerinini alıp cebinden mektubu çıkardı. Sonunda mühürlü zarfı karşısında oturan öğretmenine uzattı.

—Bu sizin için efendim.

Profesör mektubu alıp birkaç büyü mırıldandı. Üzerindeki kendi mührünü gördüğünde yüzündeki ifade değişmemiş, ancak biraz daha ciddileşmişti. Zarfı açtı, genç kız onun tepkisini beklerken okumaya başladı.



   *--*--*--*--*--*--*--*--*--*



Profesör Dumbledore daha önce hiç görmediği ciddi bir ifadeyle mektubu okumayı bitirdiğinde bazı şeylerin açıklanması gerektiğini biliyordu. Parşömen parçası küçük bir alev topuna dönüşüp kül olmuştu. Mavi gözlerini genç kıza kaldırıp konuşmaya başladı.

—Evet, Bayan Granger. Sanırım bir süre burada bizim misafirimiz olacaksınız.   

Biliyordu ki genç kız için bu yeterli değildi, o yüzden devam etti:

—Sanırım siz ve ben tarihte bazı değişiklikler yapmış bulunuyoruz ya da yapacağız. Bunu elbette geleceği görmediğim için bilemem.  

Genç kız başını yere eğip “Peki efendim. Hangi zamanda bulunuyoruz? Yani benim geldiğim zamandan çok gerideyiz.  Yani siz bu kadar genç değilsiniz. ”

Bunun üzerine Dumbledore anlayışla başını sallamıştı.

—Tam olarak Bayan Granger sizin döneminizden yaklaşık 50 yıl geride olduğumuzu söyleyebilirim. Sanırım size içirdiğim iksir sayesinde vücudunuz zarar görmemiş.

Dumbledore sözlerini bitirdiğinde gözleri genç kızın boynunda asılı olan kum saati şeklindeki kolyeye takılmıştı. Kum saatinde hiçbir değişiklik olmamıştı. Bunu fark eden Hermione hemen sözü ondan devraldı.

—Efendim buraya geleli ne kadar oldu?

—Yaklaşık bir hafta Bayan Granger. Aslında daha uzun sürmesi gerekirdi. Bunun gibi uzun zaman yolculukları için ama dediğim gibi siz daha önceden korumaya alınmıştınız.

Demek bir hafta olmuştu geleli. Ama kum saatindeki tek kum tanesi bile diğer bölmeye geçmemişti. Sanırım bu zamanla değil de daha çok bir iş ya da görev için mühürlenen tipten bir döndürücüydü. Acaba diğerleri neler yapıyorlardı? Ama bunu düşünmemesi gerekiyordu. Karşısında oturan büyücü bugüne kadar ne yaptıysa bir bildiği olmuştu. Şimdi de onun aksini söylese de bir şeylerden şüpheleniyordu. Onu buraya boşuna göndermiş olamazdı.

Genç kız durup düşündü. O kadar yıl burada kalamazdı. Bunu biliyordu. “Dönüşü merak etmeyin Bayan Granger. Çok daha kolay olacağından emin olabilirsiniz. Saat buna kendisi karar verecektir. “ dememiş miydi? Burada görevi - kendisi bilmese de- her ne ise yerine getirdikten sonra saatin yardımıyla kendi zamanına dönüş yapacaktı.

—Sizi odamda bulduk Bayan Granger. Sanırım biliyorsunuz. Biçim Değiştirme dersine giriyorum. Neyse ki sizi oraya göndermeyi akıl edebilmişim.

Bunu söylediğinde hala yorgun olan yüzünde bir gevşeme olmuştu. Dumbledore elli yıl önce bile olsa hala aynı Dumbledore’du. Sadece artık alışmak üzere olduğu gibi daha genç ve daha dinçti.

—Efendim Şimdi ne olacak peki?

—Bayan Granger Sizin başaramayacağınızı düşünsem zaten buraya göndermiş olmazdım. Tabiî ki hiçbir şey olmamış gibi davranın demiyorum ama şartlar bize el verdiği ölçüde öyle davranmak zorundayız.

Genç kızın itiraz etmediğini görünce devam etti:

—Cüppenizin rengine ve simgesine bakılırsa benim binamdasınız. Okuduğunuz dönemde kaçıncı sınıftasınız?

“Altı efendim. ” diye cevap verdi Hermione.

—Şimdi Bayan Granger okulunuza devam edeceksiniz. Cüppe, üniforma, kitaplar, hepsi okul tarafından sağlanacak. Yine kendi binanızda olacaksınız. Anlayacağınız tıpkı eski hayatınızdaki gibi… Ancak bu arada göreviniz sadece size kalıyor. Ama benden yardım isterseniz de elbette her konuda elimden geleni yapacağım.

Genç kız elinde olmadan gülümsedi. Arkasında Dumbledore’un desteği varken başaramayacağı bir görev olacağını düşünmüyordu. Altından kolaylıkla kalkabilirdi.

—Yalnız Bayan Granger bu sırrımızı Fidelius Büyüsü altına alacağım. Ve sizden de bana hiçbir şekilde gelecekle ilgili bir şey söylememeniz gerektiğini belirtmeliyim. O bizim için hep bir bilinmezlik olarak kalmalıdır.

“Peki efendim. Bundan emin olabilirsiniz. “ dedi Hermione hızlı bir şekilde gelecekle ilgili her bilgi başlarının daha fena belaya girmesine sebep olabilirdi.

“Artık gitmeliyim Bayan Granger. Kontrol etmem gereken koridorlar beni bekliyor. “ diyerek ayaklandığında Hermione de elinde olmadan yatağında doğrulmuştu. Hala ait olduğu ama kendisini yalnız hissettiği bu dünyada güvenecek tek kişi gitmek üzere olan profesörüydü.

—Endişelenmeyin Bayan Granger. Büyülü dünya her zaman tehlikelidir ama geldiğiniz zamanki kadar değil.

Evet, ne acı ki arkadaşları gelecekte ölümle savaşırken kendisi burada güvendeydi. Bir süreliğine…

“Bu arada az daha unutuyordum Bayan Granger. “ Dumbledore birkaç adım sonra duraklayıp elini cebine soktu ve Hermione’nin hiç de yabancı olmadığı bir paketi çıkarttı.

—Bu sizin için. Yaklaşık bir haftadır getirip götürüyorum. Umarım seviyorsunuzdur.

 Profesör Dumbledore, tek ziyaretçisi, burada tanıdığı tek kişi, yanı başına Bin Bir Çeşit Şekerlemeler’den bırakıp, dinlenmesini tavsiye edip revirin kapısından çıkıp uzaklaştı. Hermione tekrar sıcak, şimdilik güvenli yatağına gömülürken aslında nasıl bir belanın ortasına düştüğünü bilmiyordu.



*--*--*--*--*--*--*--*--*--*--*--*



Hogwarts’ta ertesi gün olmuş, yine güneş tepelerden sıcak gülümsemesini gösterirken, revirin yatakhanesinde tek başına sırt üstü yatıp düşünen genç kız ne yapacağına karar veremiyordu. Eskiden olsa çoktan yataktan zıplamış, kendisini okul kütüphanesinde ya da Ortak Salon’da ders çalışırken bulmuş olurdu.

Gözü komedinin üzerinde Dumbledore’un gece kendisine ilettiği nottaydı. Profesör yine her zaman olduğu gibi işleri yoluna koymayı başarmıştı. Müdür Dippet’e burada bir süreliğine Beauxbatons’tan misafir öğrenci olarak geldiğini, okulu ve dersleri inceleyeceğini söylemişti. Müdür Dippet, Dumbledore’a sonsuz güveni olduğu için bu konuyu fazla deşmemiş olmalıydı. Ayrıca notta Şeçmen Şapka’nın kendisini Gryffindor  a seçtiği de yazılıydı. Ki bu gerçekte 6 yıl önce olmuştu ya da 45 sene evvel… “Her neyse… “ diye düşündü. Yatağı da şimdiden hazırdı. Geriye sadece sıradan bir öğrenci gibi derslere girmek ve yabancı gibi davranmak gerekiyordu. Elbette bu arada görevi de unutmamalıydı.

Sonunda dayanamayarak kalktı. Dumbledore’un kendisi için özel olarak getirttiği bu dönemin formasını ve cüppesini geçirip notu da yok ederek revirden dışarı çıktı.

Koridorlardan geçerken ona dönen yüzlere, bakışlara aldırmadan ilerledi. Kulağına gelen fısıltılara bakılırsa anlaşılan Dumbledore yine işini mükemmel yapmış, genç kız da olduğu gibi okulu ve öğrencileri de kendisine zorluk çıkartmaması için bir güzel hal yoluna koymuştu. Hermione elinde olmadan gülümsedi. Bu görev o kadar da zor olmayacaktı.

 Okul eskisi gibiydi sanki. Görünen yüzler farklıydı sadece, bir de sanki savaşın kokusunu taşımasına daha yıllar olan taş duvarlar… O canlılık yine hâkimdi havaya… Koşturan küçük sınıflar, ergenliğin yeni yeni esir aldığı birbirlerine yakınlaşan gençler ve tabi ki onları durdurmaya ya da frenlemeye çalışan öğretmenler… Neyse ki savaş yoktu…

Yüksek taş duvardaki saat sekizi vurmak üzereydi. Cebinden Profesör’ün bıraktığı ders programını çıkartıp inceledi. İlk dersi İksir görünüyordu. Tıpkı geldiği zamanda olduğu gibi aldığı dersler aynıydı. Ama zindanlara direk gidemezdi. O yabancı bir öğrenciydi ve öyle davranmalıydı. Yanından kendisini süzerek geçen bir kızı boş verip duvar dibinde kitaplarını yerleştirmeye çalışan kendi binasından olan bir çocuğa yaklaştı.

—Affedersin. Acaba söyler misin İksir dersinin yapıldığı sınıflar ne tarafta?

Çocuk neredeyse bir kitabı elinden düşürecek şekilde sarsarak ona bakmıştı. Genç kız bir hata işlemiş gibi ona baktığında yüzü kızardı ve başını eğerek “ Beni takip et. Ben de o derse gidiyordum. “ diyebilmişti. 

Önünde utangaç ve bir o kadar da sakar genç çocuk ilerlerken bir taraftan da gözü etraftaydı. Acaba kimler vardı burada tanıdığı? Mutlaka birkaç Ölüm Yiyen olmalıydı ya da Yoldaşlık’tan birileri. Tam o, bunları düşünürken sakar çocuk kendisinin defalarca arşınladığı merdivenleri inmiş, köşeyi dönüyordu ki kendini birden yerde buldu.

—Her bakın burada kim varmış?

—Sakar McGillian üstüme bulaştırdığın pisliği nasıl temizleyeceğim.

—Derse girmeden onunla biraz eğlenebiliriz.

Genç kız daha ne olduğunu anlayamadan sakar çocuğun etrafı Slytherin’li bir grup öğrenci tarafından kuşatılmıştı. Asla değişmeyeceklerdi değil mi? Zaman hangi tarihi gösterirse göstersin onlar hep aynı kalacaklardı.

 Durup onları şöyle bir süzdü. Anlaşılan daha onun varlığından haberdar değillerdi. Ama bu çok kısa sürmeyecekti.

—Kesin şunu.

Birden kafalar daha önce hiç duymadıkları ve daha çok bağırarak çıkan sesin olduğu yere dönmüştü. Ancak onları şaşırtan ne bunu söyleyenin bir Gryffindor ne de yabancı olmasıydı. Onları dondurup kalan tek şey onun gözlerinde gördükleri ifadeydi.

 Bütün yüzler ona dönmüşken Hermione Granger tekrar konuşmaya başladı.

—Bu yaptığınız hiç de hoş karşılanacak bir şey değil.

Slytherinliler bakışlarını önce birbirlerine, sonra yerdeki sakar çocuğa, sonra da hala ateş gözlerle kendilerine ayıplayarak bakmakta olan kıza çevirdiler. Ve sonra birden gülmeye başladılar. Hiç beklenmedik bir şekilde, kulak tırmalayıcı ve dahası iğrenç… Evet, doğru kelime buydu. Ancak bir Slytherin kendisine yakışabilecek bu davranışı gösterebilirdi. Daha kendisi bir şey söylemeden aralarından, en iri yarı olan çocuk konuşmaya başlamıştı.

—Bu Dumbledore’un okula yeni aldığı kız olmalı. Eh bizim için bir eğlence kaynağı daha çıktı. 

Hiçbir şey söylemeden onların ne yapacaklarını kestirmeye çalışıyordu genç kız. Bir an önce eğer bir öğretmen gelmezse ne olacağını düşünüyordu. Evet, tıpkı onlar gibi sadece bir öğrenci olabilirdi ama birçoğundan daha yetenekliydi. Umduğu gibi birileri yetişmezse asalar çekilebilir, lanetler havada uçuşabilirdi. İlk günden görevini tehlikeye atmak istediği son şeydi.

İri yarı çocuğun arkasından, daha zayıf ama bir o kadar da uzun olanı çıkıp lafı ondan devralmıştı.

—Neden Gryffindor’a seçildiğini anlamamak için trol olmak gerekir. Bize bu kadar kolay kafa tutabildiğine göre ancak aptal olması gerek-.

“Ya da cesur.” diyerek lafı onun ağzına tıkmıştı hala kendine gelememiş sakar çocuk. Hermione onun bir Gryffindor olmasına hayranlık duyarken diğer son üçüncü çocuk öne atıldı.

—Sen nasıl olur da bizim sözümüzü kesme gibi bir hataya düşersin.

Bundan sonra her şey birden bire oldu. Daha o, asasını çekemeden Hermione defalarca düello etmenin getirdiği o alışkanlıkla asasını çıkartıp çoktan onun boğazına dayamıştı.

“Dene istersen. “dedi gözlerinden ateşler çıkarken devam etti:

 —Eminim tadı hoşuna gidecektir.

Gerilim öyle artmıştı ki sanki söylenecek tek kelime de ortalık birbirine girecek, geri dönüş olmayacaktı. Karşısındaki üç küçük geleceğin Ölüm Yiyeni, okula yeni gelmiş kurallarını, düzenini bilmeyen bu genç kıza ne yapacaklarını bilmeden öylece kalakalmışlardı. Bu elbette onların beklemediği bir durumdu. Kim tek başına üç kişiye üstelik Slytherin’li üç öğrenciye karşı asasını korkusuzca çekebilirdi ki? Düşündükleri gibi ya çok aptaldı ya da sakar McGillian’ın dediği gibi çok cesurdu.

 Hermione karşısında birbirinden daha acımasız görünen üç öğrenciye gözlerini dikti. Yaptıkları hareketleri kaçırmaması gerekiyordu. Gelip kendisine yardım edecek Ron ya da Harry olmayacaktı. Artık tek başınaydı. Bir an durup asasına baktı. Hiçbir zaman haksız yere onu yerinden çıkarmamıştı. Ancak böyle bir şeye de göz yumamazdı O hala kimse bilmese de bu okulun bir öğrencisiydi. Gelecekten gelen bir öğrenci…

İri yarı çocuk asasını çıkarmaya yeltenemeden merdivenlerin başından biri seslendi.

—Bir sorun mu var Bayan Granger?

Genç kız dönüp baktığında merdivenlerin başında göğsünde başkan rozeti olan Slytherin’li bir çocuk kendisini ve diğerlerini göz hapsine almıştı. Daha Hermione adının bilindiğinin şokunun üzerinden atamadan Sınıf Başkanı çocuk yavaş yavaş merdivenleri inmeye başlamıştı. Yüzünde çok garip bir ifade vardı. Sanki buralar benden sorulur der gibi bakıyordu. Kısa kesilmiş, özenli siyah saçları, siyaha benzer ama koyu yeşil gözleri vardı. Çok koyu… Karşısındaki üç çocuktan da daha yakışıklıydı.

İri yarı olan Slytherin ve sakar çocuk aynı anda konuşmuşlardı:

—Tom!

—Riddle! 

 Hermione duyduğu şey karşısında kalakaldı. Bu olamazdı değil mi? Şu an karşısında hatta yanı başında duran genç, yakışıklı öğrenci dünü, bugünü ve geleceği Voldemort olan Tom Riddle olamazdı.  


15 Ağustos 2011 Pazartesi

Kayıp Zaman (Tom&Hermione): 3. Bölüm



3. Bölüm: Bilinmeyen Yolculuk


—Hermione sen iyi misin?

—Bir yerin ağrıyor mu?

—Hey! Siz yavaş olun biraz.

Genç kız etrafını saran arkadaşlarına ve onlarla boğuşan Madam Pomfrey’e şöyle bir göz attı. Okula dönmek, onları yeniden görmek o kadar güzeldi ki bunu anlatmak mümkün değildi. İçini saran sıcaklık çok başkaydı. Her ne kadar atlattığı şeyi düşündükçe ne kadar şanslı olduğunu mu yoksa şimdi yanındakilere baktıkça ne kadar sevildiğini mi düşünse bilemiyordu.

“Ben iyiyim.” dedi sessizce Harry ve Ron’a bakarak. Madam Pomfrey onlara haberi iletir iletmez hemen soluğu burada almışlardı. Doğrusu, başka zaman olsa bunu yaptıkları için onlara kızabilirdi ama şimdi bu durumda onlar tarafından ne kadar sevildiğini bir kez daha görmek gerçekten çok güzeldi.

—Sizi uyanık görmek ne kadar güzel Bayan Granger.

Üçlü ve Madam dönüp baktıklarında Profesör Dumbledore ve Snape’i revirin kapısında kendilerini izlerken bulmuşlardı. Yaşlı Müdür yüzüne çok yakışan o gülümsemesiyle, ay şeklindeki gözlüğünün üstünden genç kızı, ikiliyi ve onlarla mücadele eden Madam’ı büyük bir keyifle, Snape ise sanki cinayet işlemiş gibi Harry ve Ron’u süzüyordu.

“Efendim onun yanında kalmak istiyoruz.” dedi Harry Snape’in tehditkâr bakışlarına aldırış etmeden.

Arkasından da Ron devam etmişti. ”Biz onun arkadaşıyız Profesör. Bu bizim hakkımız.”

 Dumbledore yavaşça başını evet anlamında sallayarak onların elbette haklı olduklarını göstermişti. Her zaman insana güven veren o sesiyle “ Elbette Bay Weasley” dediğinde ikiliyi bir rahatlık almıştı ama daha onlar anlamadan Profesör devam etti:

—Ancak biliyorsunuz ki Bayan Granger yeni kendine geldi. Üstelik sizde onun iyi olduğunu öğrendiğinize göre şimdi izin verirseniz kendisiyle biraz konuşmak istiyorum.

Bunun üzerine ikili bir hoşça kal mırıldanıp, omuzları düşük halde Snape’in zafer dolu bakışlarıyla reviri terk etmişlerdi. Profesör Dumbledore hala yüzünde gülümsemesi genç kızın yatağının kenarına kadar geldi.

—Gördüğüm kadarıyla iyisiniz Bayan Granger. Buna ne kadar sevindiğimizi anlatamam.

—Evet, iyiyim efendim. Gerçekten böyle olduğuma inanamıyorum. Yani olduğum yer düşünülürse…

Hermione daha kısa süre önce kiminle, nerde olduğunu hatırladığında kelimeleri boğazında düğümlendi. Hala burada sağlıklı bir şekilde oturup konuşabildiğine inanmıyordu.

—Beni nasıl buldunuz efendim. Karşı saldırıyla mı?

—Hayır, Bayan Granger biz size ulaşmaya çalıştık ancak Severus sizin ününüzden dolayı Voldemort’un özel korumasında olduğunuzu söyledi. Eh buda işleri biraz zorlaştırıyordu.

—O halde nasıl? Yani o beni salıverdi. Öyle mi?

—Eh öyle görünüyor. Başka bir açıklama şu ana kadar yapamadık

Dumbledore genç kıza bakarken ne hissettiğini kestirmesi zor değildi. Voldemort onun canını bağışlamış, dahası gitmesine izin vermişti. Üstelik savaşın ez zor zamanlarını yaşadıkları şu günlerde… Bu onun şanına yakışmayacak bir tutumdu. Onu tanıdığı onca yıl düşünülürse… Gerçi nu tam olarak tanıyan olmuş muydu?  

—İnanın Bayan Granger. Bu gerçek… Artık güvendesiniz ve bir daha olmaması için ne gerekiyorsa yapılacaktır.

Hermione o an düşüncelerini okuyan yaşlı Profesör’e minnetle baktı. Snape hala Profesör’ün gerisinde durmuş, hiçbir duygu barındırmayan yüzüyle hiçbir şey söylemeden öylece ayakta dikiliyordu.

—Evet, Bayan Granger Eğer kendinizi iyi hissediyorsanız bize her şeyi anlatabilir misiniz? Tahmin ettiğiniz üzere bu hiç de normal bir durum değil.

Hiç de normal bir durum değil… Hermione gözlerini açtığı ilk andan itibaren bunun normal bir durum olmadığını elbette biliyordu. Profesör de Voldemort’u ve adamlarını çok daha iyi tanıyan birisi olarak elbette bunu en başından fark etmişti. Hermione belki bir şey söylemiştir umuduyla Snape’e gözlerini kaldırdığında-

“Ah Bayan Granger inanın bana Severus’un bu konu hakkında hiçbir fikri yok” dedi. Madam Pomfrey hazırlamak zorunda olduğu birkaç iksir olduğunu söyleyip odasına giderken genç kız omuzları düşük halde bütün olup biteni anlatmaya başlamıştı.




*** 



Profesör yüzünde şimdiye dek görülmemiş çok garip, dahası endişeli bir halde konuşmasını bitirmiş genç kıza baktı. Hermione bütün olup biteni baskın, düellolar, esir alınması, dahası Voldemort’un yaptıklarını tek tek anlatmıştı. Ancak beklediği üzere ne Dumbledore ne de Snape tek kelime etmemişler hala bu konu hakkında kafa yoruyorlardı.

Sonsuzluk gibi gelen bir sessizlikten sonra Dumbledore yine o güven veren gülümsemesiyle genç kıza döndü.

“Teşekkür ederiz Bayan Granger. Ancak sanırım olan, fakat sizin hatırlamadığınız şeyler olabilme ihtimali üzerine düşünüyorum.”

Hermione bunun üzerine neden geldiğinden beri bu kadar garip hissettiğini buna yorması gerektiğini düşünmeye başlamıştı. Olan ancak hatırlanmayan… Voldemort onun bilmemesi gereken her ne ise yok etmişti ama elbette Dumbledore anlamakta güçlük çekmemişti.

—Eğer izin verirseniz bir yol daha var ancak bunu kabul edip etmeyeceğinizi bilmiyorum Bayan Granger Sizin için ne kadar doğru olur.”

Genç kız Profesör’e baktığında devam etmesi gerektiğini zaten bakışlarıyla söylemişti.

—Profesör bizim için ne gerekliyse yapmanıza razıyım biliyorsunuz savaş…

Profesör anlayışla gülümsemişti. Gerçekten bu çocuklar savaşın çocukları olduklarını bir kez daha ispatlamışlardı.

—O halde Severus bizi bir süre yalnız bırakabilir misin?

Hermione dönüp Snape’e baktığında gözlerinin içinde tıpkı Neville’in iksir kazanına baktığında oluşan ve hiç de hoşnut bir ifade belirmediğine yemin edebilirdi. Ancak buna rağmen Snape hiçbir şey söylemeden siyah pelerinini sürükleyerek Harry ve Ron’un çıktığı kapıdan süzülerek uzaklaştı. Dumbledore kapıyı yeniden mühürledikten sonra Hermione’ye döndü.

—Bayan Granger şimdi sadece gözlerime bakmanızı ve rahatlamanızı istiyorum. Yaşıtlarınıza göre daha zeki olduğunuz için ne yapacağımı çoktan anlamış olmalısınız.

Hermione başını sallayınca memnuniyetle gülümsemişti yaşlı büyücü. Genç kız derin bir nefes alıp aklında sadece baskın ve sonrasının anılarına yoğunlaşarak gözlerini kaldırdı. Profesör sakin ve sessizce onun aklında aradığı ne ise bulmaya çalışırken sadece bitmesini bekledi.




*** 



Gözlerini ne zaman kapatmıştı bilmiyordu. Yavaşça kalkmaya yeltendiğinde başında bekleyen kimse sessizce yatmasını fısıldayıp gözlerini ellerine koyup tekrar kapattı ve mırıldandığı bir büyüyle onu tekrar rahtlattı. Hermione yeniden uykuya dalarken başucuna konulan ufak bir parşömende ne zaman uyanırsa Dumbledore’un odasına gitmesi gerektiği yazıyordu.

Yaşlı büyücü yanı başından ayrılırken aklında sadece Hermione’nin zindandaki son görüntüsü vardı. Ve aslında tek bir cümle…

Görüşmeyeli uzun zaman oldu değil mi Bulanık?



*** 



Hemrione uyandıktan sonra notu bulmuş, Madam Pomnfrey’in son kontrolünden sonra arkadaşlarıyla birlikte Büyük Salon’a gitmişti.

“Eh Hermione evine hoş geldin.” dedi Harry gözleri ışıldayarak.

 Savaş dolayısıyla en güvenli yer olan Hogwarts’tan kimse ayrılmak istemiyordu. Öğrenciler tatillerini bile burada geçirir olmuşlardı. Buna Sylitherin’lerin de dâhil olması durumun vahametini artırıyor hem de korkutuyordu.

Hermione kaybolduğunda ortalığa bir hastalık haberi yayılmış, kimsenin konudan haberinin olmaması sağlanmıştı. Ancak elbette ki çoğu öğrenci ortalıktan kaybolma nedeninin ne olduğunu keşfetmekte geç kalmamışlardı. Fakat her şeye rağmen gerçeklerin üstünün kapalı olması onları görmek kadar insanları korkutmuyordu.

 Hermione ve çoğu gönüllü öğrencinin gizli olarak Yoldaşlık adına görevlere katıldığı biliniyordu. Zaten bunların çoğunu da D.O. üyeleri oluşturuyordu. O yüzden konudan herkes haberdar ama sanki sözleşmiş gibi hepsi de o konuda suskundu.

Hermione güzel bir akşam yemeğinin ardından Harry ve Ron’a olanları anlatmıştı. Üstelik buna Dumbledore’la geçirdiği anlarda dâhildi. 2 genç çocuk ona tekrar yaşadıkları için üzgün olduklarını söyleyip, Dumledore’un odasına açılan merdivene kadar eşlik ettiler. Genç kız onların gidişini izlerken nedense içinin garip olmasını engelleyememişti. Savaş hepsini mi bu kadar büyütmüştü?..



*** 


Genç kıza yavaşça kapıyı aralayıp girdi. Profesör Dumbledore masanın diğer tarafındaki koltuğunda oturmuş, her halinden genç kızı beklediği belli yavaşça doğruldu. Hermione neden çağrıldığını bildiği halde onun konuşmasını beklemişti.

—Bayan Granger size karşı çok açık konuşmak istiyorum. Karşılaştığımız durumla ilgili her şeyi bilmek istediğinizden eminim.

Hemione başını salladığında Profesör devam etti:

—Voldemort’un neyin peşinde olduğunu biliyorsunuz ve bunun içinde her şeyi yapmaya hazır olduğunu.

İyi de genç kız bunu zaten biliyordu ki tekrar Dumbledore’a dikkatle baktı. Bu yine onun çok sevdiği kelime oyunlarından biri miydi?

—İnanın bana Bayan Gramger şu an o oyunu oynamayı çok isterdim ama bunu yapmam için bir şeyler biliyor olmam gerek

Bu da ne demekti şimdi diye aklından geçirdi Hermione. Ne yani Profesör hiçbir şey bilmediğini mi ima ediyordu. Kendini tutamayarak konuşmaya başladı:

—Profesör lütfen. Ne demek oluyor bütün bunlar?

—Bayan Granger siz her zaman sorumluluk sahibi bir öğrenciydiniz. Her aşamada. Ancak bu şimdi alacağınız görev sizi biraz zorlayacak.

Genç kız derin bir nefes aldı. Gönüllü olarak bu işe karıştığından beri bu tür şeylere alışmıştı.

—Peki, Profesör ne zaman, nereye gitmem gerektiğini ve ne yapmam gerektiğini söylemeniz yeterli

—Şunu söyleyebilirim ki Bayan Granger bu seferki görevde bunlardan sadece birini söylemem mümkün. Diğerlerini kendiniz bulmanız gerekecek.

Hermione gözleri açılmış halde Profesöre bakıyordu. Dumbledore hiçbir zaman görevlerle ilgili dalga geçmemişti ama buna başka bir anlam getirebilir miydi bilmiyordu.

—Bu da ne demek Profesör? Ne yapmam gerektiğini bilmeden nasıl bunu başarıyla tamamlamama bekliyorsunuz 

—Eğer görevinizi başarıyla tamamlamış olmasaydınız şimdi burada olmazdınız Bayan Granger.

Karşısında karma karışık olmuş kıza bakarak devam etti:

—Bayan Granger bir yolculuğa çıkacaksınız ancak ne yapmanız gerektiğine kendiniz karar vereceksiniz. Belki olan ya da olacak olan her ne ise geçmişte, bugünde ya da gelecekte birçok şeyi değiştirebilir. Bu göreve gidecek misiniz Bayan Granger?

Hermione ne yapacağını bilmez bir halde düşünmeye başladı. Bugüne kadar hiçbir görevini yerine getirmediği olmamıştı. Sonuncusu hariç hepsinde de olumlu sonuçlarla dönmüştü. Ama şimdiki Profesör’ün dediği gibi çok farklıydı.  

—Geri dönebilecek miyim Profesör. Yani veda etmem…

—Bayan Granger burada oturuyor olmanızda geri döndüğünüzün en büyük kanıtı.

Genç kız nelerin döndüğünü bilmiyordu ama şu an sanki kendi kaderi ve dahası başkalarının ki 2 dudağının arasındaydı. Profesör onu zorla gönderemezdi biliyordu ama nedense bunu yapmak zorunda olduğunu düşünüyordu. Eğer Voldemort’un eline düştüyse ve kadar ucuz kurtulduysa bundan sonrası onu korkutmamalıydı. Derin bir nefes aldı.

—Peki, Profesör. Görevi kabul ediyorum.

“Biliyordum Bayan Granger “dedi Dumbledore anlayışla gülümseyerek yerinden kalktı.

—Eğer hazırsanız hemen başlayabiliriz

“Hemen mi? Şimdi? “ dedi Hermione Profesöre bakarak. Bu kadar çabuk olmasını doğrusu hiç tahmin etmemişti.

—Bir sorun mu var Bayan Granger? Zaman bizim için gerçekten çok önemli. Şimdi ya da sonrası birçok şeyi değiştirebilir. 

Genç kız omuzlarım düşerek “Peki efendim. Hemen başlayabiliriz.” dedi.

Dumbledore asasını sallayarak karşıdaki bir dolaptan daha önce Hermione’in hayatında hiç görmediği bir sıvıyla dolu bir iksir şişesi çıkardı. Onun ardından genç kızın sadece bir yıl boyunca kullandığı ancak çok daha farklı bir kum saatini cebinden alıp masanın üzerine koydu.

—Bayan Granger bu iksiri Severus için özel olarak yaptırmıştım. Bu iksiri yapabilecek büyücü bir elin parmakları kadar azdır.

Genç kız şişeye baktığında Dumbledore ona dokunduğundan beri köpük köpük olduğunu ve kabarmaya başladığını görmüştü.

—Evet, Bayan Granger bu iksiri içip saati aldıktan sonra yolculuğunuz başlayacak.

—Peki ya dönüş için?

“Dönüşü merak etmeyin Bayan Granger. Çok daha kolay olacağından emin olabilirsiniz. Saat buna kendisi karar verecektir. “ dedi küçük kum saatini göstererek.

Genç kız iksir şişesini bir dikişte bitirdi. Hiçbir şey olmamıştı. Hiçbir etki göstermemişti sanki. Gülümseyerek Profesöre baktı. Sonrada tam şişeyi alacaktı ki-

“Bayan Granger son bir şey” dedi Dumbledore. Elini cüppesinin cebine sokup bir zarf çıkardı.

—Bunu alın.

—Bu ne için efendim?

Dumbledore muzipçe gülümseyerek ki bunu odaya gireli ilk kez yapıyordu ”Benim için Bayan Granger.” dedi. Hermione mektubu eline alıp cebine tıktı. Ve son olarak saati alıp kum tepesini ters çevirdi. 

 Boğazında yanma, midesinde kasılma, sırtında karıncalanma başlamıştı işte. İksir yeni yeni etkisini gösteriyor olmalıydı. Profesör ve oda giderek uzaklaştı, bulanıklaştı ve sonunda derin bir kuyunun dibinden görünüyormuşçasına karanlıkta kayboldu.  
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...