6 Ağustos 2013 Salı

Uluslararası İlişkiler VII - Amerika'da Komşuluk İlişkileri



"Amerika'ya gelmiş kaç Türk öğrenciye hiç tanımadığı komşusu tarafından yemek verilir?"

Bu yazıda Peri'nin kedi manyaklığının ona neler yaptırabileceğine şahit olacaksınız. O nedenle okuyacaklarınıza şimdiden hazırlıklı olun. Arkanıza yaslanın.

Komşuluk ilişkilerini çok önemseyen bir anne tarafından yetiştirildim. Atalarımızın söylediği "Ev alma, komşu al..." sözünü ilke edinmiş anneciğim "Allah korusun evinde başına bir şey gelse sana ilk koşacak olan kişi kapı komşun olur." derdi. Bu nedenle küçüklüğümden beri sürekli misafirliğe gidip geldiğimiz teyzeler, bir sorun olduğunda çekinmeden kapısını çalacağımız bir sürü ev vardı. Nitekim apartman kültürü de bu geleneği bozamadı. Taşındığımız her apartmanda mutlaka bir-iki samimi komşumuz olmuştur. Hala da öyle... Özellikle üniversitedeyken 4 sene yalnız yaşadığım dönemde komşularımın çok yardımını gördüm, o nedenle annemim ilkesini devam ettirmek için ben de zaman zaman çaba göstermişimdir.

Amerika'ya geleli bir seneyi aştı. Bu süre zarfında komşudan ziyade ev arkadaşlarım için umarım anlaşabileceğim insanlardır temennisinde bulundum. Çünkü Amerika'da komşuluk gibi bir kültürün olmadığının farkındayım. Üstelik seri katilleri ile ünlü bir ülkede insanların komşularını pek önemsememesini, hatta zaman zaman korkmasını anlayabiliyorum. Bunlar elbette haklı gerekçeler ama görgüsüzlükle ikisini ayırmak gerekir diye de düşünmüyor değilim.

Mesela insan en azından asansörde gördüğü kişiye bir merhaba, iyi günler falan der. Hiç olmadı giriş kapısından girdiği zaman bir adım arkasından gelen, eli kolu dolu insan için kapıyı açık tutabilir. İki elimde kitap dolu olduğu halde kapının kaç kere yüzüme çarpıldığını, asansör kapısının umarsızca kapatıldığını bilirim. Eh yani hiç mi kibarlık görmedin be hayvan! Üstelik bunu yapanlar Amerikalılar da değil. Kaldığım apartman kampüse 15 dakika mesafede olduğu için oturanların çoğu öğrenci ve bu öğrencilerin de büyük çoğunluğu Asyalı... Karşılaştığım gariplikler bu kadarla da sınırlı değil...




Üstteki resimde gördüğünüz güya barikatı bizim yan kapı komşumuz aile, biz eve yerleştikten bir-iki ay kadar sonra koydu oraya. Hayır, gerçekten amaçları özel hayatlarını korumaksa pek bir işe yaradığını söyleyemeyeceğim. Çünkü evin içerisi hala sinema gibi, izlemek isteyene gayet seyretmelik...  
 
Neyse bu sevimli komşularımız Güney Koreli olup bir kız, bir erkek sahibi bir çekirdek aile... Gel gelelim gürültüleri biz öğrenci evinden fazla olur. Akşam kore barbeküsü eşliğinde misafirleri haftanın en az 2-3 günü eksik olmaz. Kızlarının çalmaya uğraştığı ama beceremediği, hep aynı melodiyi döndürüp durduğu kemandan bahsetmiyorum bile. Ancak haksızlık olmasın 11-12 dedin mi ayakta bulamazsınız bunları. En büyük avantajımız bu zaten. Gece gürültüleri hiç olmuyor nazar değmesin.



Gel gelelim güzelliklerle de karşılaşmadım değil. Güzel ülkemden buraya döndüğümde, beni üst katta çok güzel bir sürprizin beklediğinin farkında değildim. Daha önceleri bizim gibi birkaç öğrenciye ev sahipliği yapan daireyi bir aile tutmuş. Balkonda keyif yaptığım bir akşam yukarıdan beni gözetleyen bu sevimli afacanla karşılaştım. O yukarıdan mazlum mazlum beni izliyor ama ben nasıl mutluyum, nasıl mutlu... Allah'ım, Sarı ve Tekcan'dan sonra kedi alamadım, zaten burada kedi-köpek de sevemiyorum diye kuduruyordum. Üst kattaki bu sevimli yaramaz tüm beklentilerime değdi.

Gel zaman git zaman bu şekilde bakışmalarımız devam etti. Kıpırdamadan, sessizce dakikalar boyunca beni izlemesine dayanamadım, kararımı verdim. Ne yapıp edip o kediciği mıncıklayacaktım. Tabi önce ailesiyle tanışmam gerekiyordu ki asıl sorun oydu. Kediciğin bana dayanamacağını biliyordum. (Evet, beni sevmeyen kediye raslamadım daha önce... ^_^)   


 
 
Kafama taktım, üst kattakilerle ne yapıp edip tanışmam lazım ama nazik bir yöntem bulmak için çabalıyorum. Hani birisi balkondan falan baksa direk tanışacağım ama yoki kimse grünmüyor ortada. Adamların kapısını direk çalıp "Kedinizi sevmeye geldim." diyemem ki? Bu hem çok kaba olurdu hem de Amerika gibi bir ülkedeyiz. "Deli mi lan bu?" şeklinde polisi arama ihtimalleri de mevcut yani. Sonra gazetelere manşet olurdum "Türk Kızı Komşunun Evini Bastı" diye... Tabi saksıyı biraz çalıştırınca çok güzel bir yol bulmam zor olmadı. 
 
Malum mübarek ramazan ayındayız. Üst kattaki ailenin Arapça konuştuklarını duymuş, iftar ve sahur saatlerinde gürültülerin arttığını fark edince belki oruç tutuyorlardır düşüncesine kapılmıştım. Yanılmamışım. Elbette ki annemden gelen genetik özellik ve biraz da becerikliliğim sayesinde tatilde İzmir'de yediğim Şambali'nin tarifini alıp evde hazırladım. Neyse ki ilk denemeye göre fena değildi. Türk ev arkadaşım tatlıyı "Efsane! ", beni de"Los Angeles'ta tatlı da yaptı. Manyak! " şeklinde tanımlasa da planım yolunda gidiyordu.
 
Ertesi gün elimde bir tabak tatlıyla iftar saatine yakın üst katın yolunu tuttum ama tüm cesaretimi topladım. Kapının suratıma çarpılmasını bile bekliyorum o kadar yani... "Aman!" dedim sonra da kendi kendime, o kadar da ayı değillerdir herhalde. Zaten Arapça konuşuyorlarsa büyük ihtimalle Türk hayranlıkları da vardır diye düşündüm. Çünkü dizilerimiz sağ olsun, burada tanıştığım ne kadar Arapça konuşan insan varsa -ülkeleri önemli değil- bana çok iyi davrandılar. Diyorum ya size Beren Saat muamelesi görüyorsunuz diye, ona da güvendim biraz.
 

 

İlk önce kapı biraz çekingence açılsa da bayan, üstelik yalnız olduğumu fark edince rahatladı içerideki iki hanım. Kendimi tanıtıp, alt kat komşuları olduğumu, tatlı yaptığımı ve Ramazan ayında olduğumuz için onlara da getirdiğimi söyledim. Yüzlerindeki ifadeyi görmeliydiniz. İnanamamazlık, şaşırma, kuşku gülümseme ile karıştı. Biraz çekingence elimdeki tabağı aldılar ve nereli olduğumu sordular hemen. Türk olduğumu öğrenince yüzlerindeki tüm kuşku yerini samimiyete bıraktı. İşte o an yaptığımın doğru bir şey olduğuna karar verdim.

Tatlıyı neden yaptığımı ve onlara getirdiğimi merak ediyorlardı, zaten o sırada da bizim afacan kedi meraklanıp kapıya gelmişti. Ben dayanamayıp hemen cevapladım. "Sizin kediciğinizle biz uzun zamandır balkon muhabbeti yapıyoruz. " diye... "Ben de sizinle tanışmak istedim. Annem bu ayda evde tatlı yaptığında komşularına da verir. Tanışmak için iyi bir fırsattı..." şeklinde cevapladım. O kadar memnun oldular ki anlatamam. Sadece gözlerinin içine baktığınızda bunu anlayabilirdiniz.

Yakışıklımın ismi Paşa'ymış. Bakmayın siz tüylerinin gri olmasına Ankara kedisi kökeni varmış Paşa'nın... Benim köylü yani... Tüyleri sıradan tekirlere göre daha uzun ve gür ve kuyruğu da normal kedilerinkine oranla daha uzundu. Hanımlardan birisi "Paşa, Türkiye'den geldi, o nedenle Türk ismi koyduk. " dedi. Paşa önce biraz uzak durup sadece ellerimi koklasa da, sesime de aşina olmasından ötürü hemen yaklaşıp, oyunlara başladı yaramaz. Hatta paspasın önüne oturup, gözlerini dikmiş şekilde benim konuşmamı dinledi.




Üst kat komşum tahmin ettiğim gibi bir aileymiş. İki arkadaş ve oğulları kalıyormuş. Bayanların birinin adı Rhazwa, diğerinin ise Amel'di. (Yazılışlarının doğru olduğundan emin değilim. ) Lübnanlılarmış. Amel daha 1 ay kadar önce İstanbul'daymış tatil için. İngilizceleri mükemmel olmamakla birlikte gayet iyiydi. Beni içeri davet ettiler ama daha ilk tanışmamız olduğu için kabul etmedim. Üstelik iftar saatinde insanları daha fazla rahatsız etmek istemiyordum. Ayak üstü kapı önü sohbeti yaptık. Bana neden burada olduğumu, kimlerle yaşadığımı, ne kadar kalacağımı -işte bildik sorular- sordular.

Paşa'ya veda etmek istemesem de ayrılık vakti gelmişti. Bu iki hoş hanımefendi bana üstteki kaplardaki tatlıyı ve yemeği verdiler. Her ne kadar bunun gerekli olmadığını, yemek yapabildiğimi söylesem de kabul etmediler. Eve elimde bu iki kap yiyecekle geldiğimde ev arkadaşımın gözleri kocaman açılmış "İnanamıyorum. Nasıl yani? " şeklinde bir tepki vermişti. Dedim bu Peri'nin sırrı... Afiyet olsun sana.




Üst kat komşularımı o günden sonra bir kez daha ziyaret ettim. Bu sefer tabaklarını iade etmek için... Beni bir gün yemeğe davet edeceklerini söylediler. Paşa bu kez direk gelip benimle oyunlar oynadı. Kucağımdan ayrılmak istemedi yaramaz... Amel ve Rhazwa bana "Senin sesini tanıyor. Eğer duyarsa hemen pencerenin önünde alıyor soluğu." dediler. Dedim aynı köylüyüz, kan kanı çekiyor ne de olsa... ^_^

Paşa'yla aşkımız son hız devam ediyor. Ben evin içinde konuşurken ya da kahkahamı duyduğunda miyavlayarak benim balkona çıkmamı istiyor. Gerçekten bunu yapıyor. Ben balkona çıktığımda ise her zamanki yerini almış beni izlerken buluyorum onu... Kapanışı da onun gölgesiyle yapmak istedim.

Ne yalan yazayım bu yazıma gelecek tepkileri çok merak ediyorum. Çünkü güzel ülkemde artık bu kültür de yavaş yavaş unutuluyor. İnsanlar yan dairede oturanların kim olduğunu değil, yüzlerini bile bilmiyor. Hatta öğrenmeye korkuyorlar. Bazen hak veriyorum onlara ama benim  yine de umudum var. kötülük var diye, iyiliği de göremeyecek miyiz yani...

Amerika'daki ilk komşuluk deneyimim böyle çok güzel bir şekilde sonuçlandı. Tabi, ben bir risk aldım ve sonucu olumlu oldu. Her zaman böyle olacak şeklinde bir kesinlik veremiyorsunuz. Dünyanın neresinde olursanız olun umarım sizin de güvenilir, kapısını çalacağınız komşularınız olur.

 

31 Temmuz 2013 Çarşamba

Sasa.com'dan İlk Alışverişim



Amerika'ya geldiğimden beri farklı sitelerden alışveriş yapıp sizi de bilgilendirmeye çalışıyorum. Gönül ister ki, Türkiye'deki yasak kalksa da siz de benim gibi rahat alışveriş yapabilseniz ve istediğiniz çeşitte ürüne ulaşabilseniz...

Singapur kökenli Sasa mağazalarını eminim duymuşsunuzdur. Sasa bulunduğu yer itibari ile çok uygun fiyatlı ürünler satan bir mağazalar zinciri... Rafları indirim zamanlarında resmen yağmalanıyormuş. Keşke Türkiye'ye de açılsa... Singapur'a hiç gitmediğim için mağazaları hakkında yorum yapamıyorum ancak bir süre önce Sasa'nın online alışveriş sitesi olduğunu öğrendiğimde nasıl sevinmiştim anlatamam. Çünkü Uzak Doğu kökenli markaları uygun fiyata alabileceğim -cosme-de ve ebay'den başka- site arıyordum.

Sasa'nın en büyük avantajı her hafta bir indirim kampanyasının olması... Yok cilt bakım ürünlerinde %65'e varan indirim, yok kırışıklık karşıtı ürünlerde iki al üçüncüsü bedava gibi bizim kozmetik dükkanları gibi kampanyaları mevcut. Yaklaşık bir aydır siteyi ara ara ziyaret edip, sipariş versem mi diye düşünüyordum. Çünkü bazı ürünlerinin fiyatları bana inanılmayacak kadar uygun gelmişti. Mesela annem için artık sürekli aldığım bir krem olan Vitacreme B12'nin indirimli fiyatı 16 dolardı. Ebay'de 25 dolar ödediğim bir ürün için çok çok iyi bir rakamdı bu. O nedenle ben de mantıklı herkesin aklına gelen aynı aoruya düştüm. "Acaba Sasa sahte ürün satıyor mu?"

İnternetten forum sitelerine göz attığımda birçok insanın online alışveriş yaptığını, ürünlerden çok memnun kaldıklarını, sahte ya da günü geçmiş ürünle ilgili hiç şikayette bulunanın olmadığını gördüm. Ancak tek şikayet herhangi bir sorunla karşılaştığınızda size geri dönüş yapacak iyi bir customer service'in olmaması... Geç verilen cevaplar alışveriş yapanların en büyük sıkıntısı gibi göründü benim gözüme....




Neyse gelelim benim siparişime... Ben 29 dolar üstüne Amerika'ya bedava kargo olduğunu görünce daha önceden gözüme kestirdiğim Vitacreme B12'den sipariş vermek istiyordum ancak sonuç hüsran oldu. Ben sipariş verene kadar çoktan tükenmiş. Böhü!!!

Peki neler aldım? Şurada bahsettiğim Laneige sleeping packim bitmek üzereydi, indirimde 20 dolara düştüğünü görünce sepete ekledim. Diğer ürün ise benim için artık vazgeçilmezlerden olan cleansing oil... BeautyMate'in gül aramolı bu ürünü hakkında sitede olumlu yorumlar vardı. %50 de indirime girmişti.

10 temmuzda verdiğim siparişim, 12 temmuzda kargolanmıştı. Karton bir kutunun içinde yukarıdaki resimdeki gibi sıkıca paketlenmiş halde 29 temmuzda elime ulaştı. Diğer ülkeler için kargo ne kadar sürüyor bir yorum yapamıyorum maalesef... Alışveriş yapan arkadaşlar beni de bilgilendirirse sevinirim.

Bana sorarsanız Sasa, özellikle Uzak Doğu markalarını uygun fiyatlara alacağınız iyi bir site... Batılı markalar genelde başka sitelere göre daha pahalı geldi bana... Eğer siteyi incelemek isterseniz tıklayın!!! Sorularınız olursa da yorum kısmından sorabilirsiniz.

Sasa mağazalarından ya da Sasa.com'dan daha önce alılveriş yaptınız mı? Yorumlarınız neler? Paylaşın biz de öğrenelim...

Dip Not: Bu yazıyı sabahladığım bir gecenin sonunda hazırladım. Hatalı bir yer varsa görmezden geliniz... :)

15 Temmuz 2013 Pazartesi

Golden Rose Rich Color 44 + 19 {Kalyon Ambiance}



Ne zamandan beri oje yazısı yazmamıştım. Malum benim ojeyle pek aram yok, çok sık kullandığım da söylenemez. Üstelik hemen sıkılır, iki gün geçmeden tırnaklarımı temizlerim ama bu yazıyı yazmadan edemedim.

Türkiye'den ayrılmadan önce burada denerim belki diyerek, Golden Rose'un yeni çıkan serisinden birkaç tane bavuluma atmıştım. İyi ki de atmışım, çünkü Rich Color serisine bayıldım desem yeridir. Malumunuz Golden Rose'un ojelerinin renk dağılımı çok iyi olsa da, kalite bakımından aynı yorumu yapamıyordum. Gerçi 1 TL'ye alınmış bir üründen de çok fazla beklenti içinde olunmamalı. Ancak Rich Color serisi beni oldukça şaşırttı. Tam hatırlamıyorum ama bu serinin fiyatları diğerlerinden biraz daha pahalı ama değer...




Tırnaklarımda 2 kat bulunuyor. Kalın bir tabaka halinde tek kat sürdüğümde oldu, çünkü fırçası diğer serilerine göre daha kalın ve uygulaması kolay. Benim gibi sakar ya da eli titreyenler için ideal anlayacağınız. Yüzük parmağımda olan koyu renk 19, diğeri bu yaz için favorim olan 44... 19 bana daha çok sonbahar ve kış rengi gibi geldi. Ben böyle yüzük ya da işaret parmağıma farklı renkte oje sürmeyi çok seviyorum. Kimileri beğenmese de tek renk kullanımından daha hoş geliyor gözüme.




Gelelim Kalyon'un oje koruyucu, renk canlandırıcı ürününe... Ben bu tarz ürünleri genelde kullanmıyorum. Oje sürerken bile acayip sıkılan bir insanım, ekstra ürünler kullandığımda ne kadar bunaldığımı varın, siz düşünün. Hele bir de kuruma süreleri hesaba katılınca... Koruyuculuğu hakkında 4. günün içerisinde olmama rağmen tırnaklarıma hiçbir şey olmadı, maşallah taş gibi ama parlaklık bakımından Kalyon'un bu ürünü bana biraz ortalama gibi geldi. "Eh işte kötünün iyisi!" diyebilirim. Renkleri daha canlı yapan ürünler görmüştüm çünkü...


 

Pepsi'nin reklamını yaparmış gibi oldu -ne kadar asitli içeceklere düşkünlüğüm olmasa da- ama oda arkadaşımın annesi Pepsi'de çalışıyor ve bana sürekli reklam yapıyor. "İyi!" dedim seni mi kıracağım.

Golden Rose'un bu seri ojelerinden denediniz mi? Favori renkleriniz var mı?
 

11 Temmuz 2013 Perşembe

Sigma Beauty Alışverişim

 
 
Sigma marka fırça kullananlar kervanına ben de katıldım sonunda. Türkiye'deyken hep bu markanın ürünlerini merak etmiş, deneyeceğim anı iple çekmiştim. Neyse ki ecotools ve elf fırçalarım ömürlerinin son demlerini yaşadıkları için ben de bu sefer tercihimi Sigma'dan yana kullandım.
 
Öncelikle bir şeye açıklık getireyim de sonradan başım ağrımasın. Ben bir süre önce Amerika'ya geri döndüm. Alışverişimi burada yaptım yani... Güzel ülkemdeki gümrük yasağı halen devam ediyor bildiğim kadarıyla ama fırça, sünger gibi alışverişlerin engellenmediğini biliyoruz artık. O nedenle siz de güvenli bir şekilde bu ürünleri sipariş verebilirsiniz.
 
Gelelim benim notlarıma... Dikkatimi çeken ilk özellik Sigma'nın o kına gecesi tüllerini andıran kırmızı keseden kurtulup, daha profesyonel görünen kutulu koruyuculara geçmesi oldu. Daha güzel göründüğü kesin... Ayrıyeten en başından beri sürdürdükleri hediye fırça gönderme işini devam ettiriyorlar. Eh, sürekli jel eyeliner kullanan biri olarak işime geldiğini söylemeliyim.
 
Gelelim benim siparişime... Aslında set şeklinde olan ürünlerinden almak istiyordum ancak çok istediğim F20 kodlu geniş pudra fırçası (large powder brush) hiçbir setin içinde yoktu. Ben dolgun pudra fırçası kullanmayı seviyorum. Ne yapayım? Başlangıç olarak ihtiyacım olanları alayım, set olayına sonra gireyim diye düşündüm ki iyi de yapmışım. Çünkü pudra fırçasına bayıldım. Neyse aldıklarım;
 
Large Powder Brush F20 (Geniş Pudra Fırçası)
Duo Fibre Powder/Blush Brush F15 (Duo Fibre Pudra/Allık Fırçası)
Eyeliner Brush E05 (Eyeliner Fırçası)
Travel Size Eyeliner Brush E05 (Seyahat Boyu Eyeliner Fırçası) *Kendisi hediye geldi yihhuuu!
 
Bunları böyle açıklamalı yazarak biraz küçük çocuğa anlatıyormuşum gibi oldu ama bu makyaj işine ilk başladığımda hangi fırçayla, ne uygulanacağı aklımı çok fena karıştırıyordu. En azından benim blogun okuyucularından bu işe yeni başlayanlar varsa küçük bir yardımım olur. İkinci fırçam Duo Fibreyi ben daha çok aydınlatıcı uygulamak için aldım. Bakıp göreceğiz artık. Dip Not: Bu Duo Fibre'nin Türkçe meali ne ola ki yahu?!
 
Ben ülke içinden alışveriş yaptığım için takipli postaya ayrıyeten ücret ödemedim. Çünkü takipsiz posta da olsa Amerika içi yaptığım tüm alışverişlerim kapıma sorunsuz ulaştı. Hiçbir postamın da kaybolduğunu görmedim. Paketim postalandıktan iki gün sonra elimdeydi. Eğer siz de Amerika'da yaşıyorsanız, boşuna takipli postaya extra ücret ödemeyin derim.
 
Sigma'dan ilk alışverişim sorunsuz elime ulaştı. Tabi aynı ülkede olmanın getirdiği avantaj yadsınamaz, onu da kabul ediyorum. Makyaj bloglarında bu markanın fırçalarından övgüyle bahsediliyor zaten. Umarım bir gün sizin de deneme fırsatınız olur.
 

2 Temmuz 2013 Salı

Etude House: Collagen Moisfull Facial Freshener + Emulsion

 
 
Koreliler'in cilt bakımı için günde ortalama 5-6 ürün kullandığını artık biliyoruz. En basiti softener + essence + göz kremi + emulsion + krem şeklinde vuku buluyor. Tabi ileri yaşlar için bunların üzerine kırışıklık karşıtı serum ve ampüller ekleniyor. Ben şahsen yaşım gereği kırışıklık karşıtı ürünlere el atmadım. Bu yaşta o ürünleri kullanırsam ilerde ne halt yiyeceğim diye düşünüyorum. Yaşınıza uygun ürünleri kullanmak her zaman daha mantıklıdır.
 
Guzzi bacım aylar öncesinden bize bu ürünleri yazmıştı aslında. Benim de kullandığım ürünler bitince Türkiye'ye gitmeden sipariş vermiş, ülkemdeyken de kullanmaya başlamıştım. Yaklaşık 3 aydır düzenli kullandığım halde daha yarılayamadım bile. Oldukça bereketli ürünler...
 
Bana son zamanlarda cilt bakımı ile ilgili çok fazla soru geliyor. Ben kısaca kendi rutinimden bahsedeyim yeri gelmişken. Ben bu ürünler dışında göz kremim -olmazsa olmazım- ve essence dediğimiz şurada bahsettiğim ürünü kullanıyorum. Ayrıca Vitacreme B12 denilen bir krem de keşfettim ki -ondan da bir ara bahsedeceğim- siz de edinebilirseniz kesinlikle memnun kalırsınız. Şimdi diyeceksiniz ki geriye ne kaldı? Bu kadar ürüne para yatırmak normal mi? Verdiğimiz paraya değer mi? Ben de bu soruları çok sordum kendime. O nedenle hak veriyorum hepinize.
 
Avrupalı kadınlar gibi sadece tonik ve krem kullandığım dönemlere göre cildimin daha güzel ve parlak göründüğünü keşfettim ki, oldukça kuru bir cilde sahibim. Ayrıca bu ürünlerin -evet hepsine ayrı ayrı para ödüyorsunuz- ama ürünleri bitirme süreniz en az 6 ayı buluyor. Ben sadece tonik ve krem kullandığım dönemlerde aldıklarım bana en fazla 2 ay dayanabiliyordu. Performansından memnun kaldığım da çok nadir görülmüştür.    
 
 



Bazı markalar ürünlerinin tanıtımını yaparken şu ibareyi çok kullanırlar. "Tonikle birlikte krem ve göz kremimizi de kullanırsanız çok daha başarılı sonuç alırsınız. " Sanki başka marka kullanınca ters tepki yapacak. Kimyasal reaksiyon gösterecek. Ben bu kafada bir insan olmadım hiç. Kullandığım ürünlerin markaları hep birbirinden farklı olmuştur bugüne kadar. Tonik ve emulsiou genelde aynı markadan seçiyorum ama onun dışındaki ürünleri genelde hangi markadan canım istediyse ondan alıp kullanmışımdır.

Gelelim benim yeni bebeklere... Ürünlerin ikisi de oldukça dayanıklı görünen şeker mi şeker 150mllik cam şişelerde üstelik kutulu halde geliyor. Facial freshener denen ürün, daha önce bahsettiğim softener gibi tonikten daha koyu kıvamlı ve ilk olarak cildime onu uyguluyorum. Emulsion ise artık hepimizin bildiği krem ile tonik arası yine akışkan, losyon gibi bir ürün... Ben kremden önce emulsionu uyguluyorum son olarak.

Ürünlerin ikisinin de çiçeksi bir kokuları var. Kesinlikle rahatsız etmiyor. Eğer cildiniz çok kuru değilse sadece bu iki ürünün bile nemlendirmek için yeterli geleceğine inanıyorum ben. Sıcakların bastırdığı şu günlerde bazen krem sürmeyi bile ihmal ediyorum o derece... Siz benim dediğimi yapın ama yaptığımı yapmayın sakın.

Bu serinin kremini Koreli arkadaşım ve şu anki Türk ev arkadaşım da kullanıyor. Üstelik oldukça da memnunlar... Sadece ben değilim yani övüp övüp bitiremeyen... Neyse gelelim fiyat mevzusuna... Ebay'de tek fiyatları 17 dolardan başlıyor. Tavsiye eder miyim? Deneyin, pişman olmazsınız. Sorularınız olursa da yorum kısmından yazabilirsiniz.

Siz, Etude House ürünlerinden hiç kullandınız mı? Tavsiye edeceğiniz yeni kozmetikler var mı?
 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...