Sean Bean etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sean Bean etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ocak 2012 Salı

2011'in Favorileri {Film, Dizi, Kitap ve Oyuncular}


"And The Oscar Goes to..."

Hep böyle bir cümle kurmayı istemişimdir. Hadi ne duruyorsunuz.. Kırmızı halılar serilsin. Herkes son moda, özel tasarım kıyafetlerini ve ayakkabılarını giyip, arzı endam etsin.

Bu aralar bloglarda sık sık 2011 yılına ait hafızada kalanlar, çok beğenilenler, favoriler, kötüler tarzında yazılar görüyorum. Ben de kendi açımdan 2011'in en iyileri ve en kötülerini yazmak istedim. Tabi Peri TV'de birçok konudan bahsettiğim için yazıda haliyle ikiye ayrıldı. Biri film, kitap yorumlarımı yazdığım bu yazı, diğeri de çok yakında ekleyeceğim, makyaj malzemeleri ve cilt bakım ürünleriyle ilgili olan diğer yazı... Eh, başlayalım öyleyse...

Kısa bir genelleme yaparsam; 2011 yılı benim için aslında dizi yılı oldu desem yeridir. Amerikan ya da Uzak Doğu yapımı birçok diziyi izledim. Kimisi yarıda kaldı, kimisi sezon finalini yaptı. Benim içinse bazıları çok iyi, bazıları da vasatın oldukça altındaydı. Kitaplar da yine aynı şekildeydi. Sadece film açısından oldukça fakir bir yıl geçirdim. Dizilerle aradaki açığı kapattığımı düşünüyorum.


Yılın Amerikan Dizisi: Once Upon a Time

Once Upon A Time, yılın son aylarında yayına başlayan bir diziydi. Fantastik tarzında olan bu dizinin şu yazımda tanıtımını yapmıştım. İlk birkaç bölümde acaba devam etsem mi diye düşünürken, masallara getirilen günümüz yorumlarında bir yapımı izlemenin değişik bir tat vereceğine karar verdim. Sonuç olarak dizi beni hayal kırıklığına uğratmadı. Hatta bu kategoride Game of Thrones'a da fark attı.


Yılın Uzak Doğu Dizisi: Protect The Boss

Sanırım zorlanmadan seçtiğim tek kategori buydu. Protect The Boss hem bu yıl içinde, hem de şimdiye kadar izlediğim birçok Uzak Doğu yapımı arasından sıyrıldı. Hem konusu, hem oyuncularıyla gönlümde taht kurdu desem yeridir. Komedi tarzında başlayıp, drama bağlayan Kore dizilerinden baygınlık geldiği için Protect The Boss benim için milattır. Bu kadar güzel bir dizi daha yayınlanır mı bilmem. Umarım yayınlanır.


Yılın Amerikan Filmi: Black Swan

Ne yalan söyleyeyim, bu tarz filmleri aslında pek sevmiyorum. Benim için ya hareket ya korku olacak gerileceğim ya da romantizmin dibine vurulacak ağlamaktan gebereceğim. İç çekişmelerle dolu, insanların hırslarından bahseden, sürekli acaba ne olacak sorusuyla dolu filmler beni biraz bayar. İşin özü bu... Felsefeye de gelemem. Ancak Black Swan nedense bu özellikleri taşıyor olmasına rağmen bu senenin unutulmaz filmleri arasından sıyrıldı. Tabi, bunda benim bu sene fazla film izlememiş olmamın ve başrol oyuncusu Natalie Portman'ın da rolü büyük...


Yılın En İyi Erkek Oyuncusu  : Sean Bean

Game Of Thrones dizisiyle bu sene doya doya izlemiştim kendisini. Zaten Sean Bean'i ne kadar sevdiğimi blogumdan az çok anlarsınız. Ancak 2011'de sevilmesinin nedeni bu değildi. Ben, kendisini Game Of Thrones'ta ilk defa baba rolüyle gördüm. Hep yalnız savaşçı ya da kötü karakterlere hayat verdiği için biraz yadırgamıştım başta ama o rolün altından da kolaylıkla kalktı. Eh, kendisine bir alkışı borç bilirim.


Yılın En İyi Kadın Oyuncusu : Maggie Q.

Maggie Q. benim lise yıllarından beri çok severek izlediğim bir bayan. Güçlü karakterleri, duygusal şekilde aktarmayı çok iyi başarıyor. 2010'da yayınlanmaya başlayan Nikita dizisi ve 2011'de çekilen Priest filmiyle de bu özelliğini sürdürdü.


Yılın Kitabı: Çöl Çiçeği

Kitabın edebi bir yanı yok. Aksine oldukça basit bir dille yazılmış ve olayların akış çizgisi de belli bir sırada değil. Konusu Çöl Çiçeği'ni unutulmazlar arasına sokuyor. Somali'de çölün ortasındaki yaşamdan sıyrılıp, Londra'ya oradan da New York podyumlarına uzanan Waris Dirie'in gerçek yaşam öyküsü anlatılıyor. 2011'de açıkla boğuşan Somali'yi biraz merak ediyorsanız alıp okuyabileceğiniz bir kitap...


Vazgeçilmezler: Merlin, Sophie Kinsella Kitapları ve True Blood

2011'de de tercihlerimde bir değişme olmadı ve 4 sezondur devam ettiğim Merlin ve True Blood'un geçen sene yayınlanan bölümlerini de zevkle izledim. Beni yanıltmadıkları ortada... İki dizinin yeni sezonlarını dört gözle bekliyorum.

2011'de seri şeklinde devam eden kitaplara -Gündüz Ölüsü gibi- devam etsem de, geçen sene Sophie Kinsella'nın Alışverişkolik serisi dışında tüm romanlarını okudum. Hem de bayıla bayıla... Bu kadın zaten seri yazmasın. Tek kitaplık romanlarına devam etsin.  


Tutunamayanlar: Secret Garden, Gece Evi Serisi, Nikita

K-Drama olan Secret Garden hakkında birçok yerde çok güzel yazılar okudum. Bu kadar ilgi çeken bir dizinin beni etkilemesini bekliyordum açıkçası. Beklentimi fazla yüksek mi tutmuşum ne? Diziyi izlemeye başladım ama nedense beni sarmadı. Aynı şey Nikita içinde geçerli... İlk sezonu ışık hızıyla bitirdiğim dizinin, ikinci sezonuna bir türlü heves edip başlayamadım. Hatta çok sevdiğim başrol oyuncusu Maggie Q.'ya rağmen...

2011'de de geleneğim değişmedi. Vampir kitaplarını çok sevdiğimi bilirsiniz ama Gece Evi Serisi benim için nefretlik... Valla yazar hanımlar kusura bakmayın ama olmamış. Taklit bir kitap olmasının yanı sıra, bana yeni bir şeylerde vaad etmediği için seriyi okumayı bıraktım.

Eh, ben de merak ettiğim bloggerların -ya da wordpress kullanıcıları mı demeliyim- 2011 yılı enlerini öğrenmek istiyorum. Darkangelhome, Hikaruivy ve Metropol Günlüğü'nün 2011 yılında aklında yer eden yapımlar neler acaba?

Bu istek sadece bu üç bloga özgü değildir. Bu yazıyı okuyan herkes 2011 yılının kendisi açısından unutulmazlarını yazabilir.

28 Eylül 2011 Çarşamba

Game Of Thrones: Her Bölümü Film Tadında Bir Dizi


"You win or you die..."

Game Of Thrones uzun zamandır listemde olan bir diziydi. Sağolsun Falsolu kul'un da önerisiyle CNBC-E diziyi yayınlamayı bitirmeden ben ilk sezonu 3 günde izleyip bitirdim. Dizi, George R. R. Martin'in Buz ve Ateşin Dansı adlı serisinden uyarlanan fantastik bir dizi... Kitabı henüz okumadım ama listeme eklediğimi söylemeliyim. O nedenle benzerlikler ve farklılıklar açısından bir yorum yapamayacağım.

Hem oyuncu kadrosu hem çekim teknikleri hem de konusuyla izleyiciyi etkileyen bir dizi olduğunu söyleyebilirim. Zaten dizi HBO adlı kablolu Amerikan kanalına ait. Sürekli takip ettiğim diğer dizisi de True Blood'du. Sanırım HBO'nun yapımlarını gözü kapalı seçip, izlemeliyim artık.
  
Konusu: Efsanevi Westeros topraklarını kontrol edebilmek için 7 soylu aile savaş vermekte, politik ve cinsel entrikalar çevrilmektedir. Bu aileler arasında, Stark, Lannister ve Baratheon aileleri öne çıkmaktadır...

Westeros kralı Robert Bratheon, eski bir arkadaşı olan Eddard Stark'a sağ kolu olması için teklif götürür. Eddard, kendinden önceki sağ kolun öldürüldüğünden şüphelendiği için, bu olayı araştırabilmek adına teklifi kabul eder. Sonra ortaya çıkar ki birden fazla aile tahta göz dikmiştir.

Büyük denizin diğer tarafında ise, asırlardır hüküm süren ve Baratheon ailesi tarafından tahttan indirilen eski Targaryen ailesinin sağ kalan üyeleri de tekrar yönetimi ele alma planları yapmaktadır. Bu ve Greyjoy, Tully, Arryn, Tyrell ailelerinin de bulunduğu bir savaş başlar. Bunlar olurken, kuzeyde ise, eskilerden kalma bir kötülük uyanmaktadır. Savaş ve politik kargaşaların ortasında, insan ırkı ve bu dehşet karşısında duran tek şey ise, kendini dünyadan dışlayıp, kuzeyde kaybolan Gecenin Bekçileri'dir... Alıntı: Divxplanet


Dizinin benim için en ilgi çekici yanı hayranı olduğum oyunculardan birisi olan Sean Bean'in de başrolde olmasıydı. Kendisini ağız tadıyla izlediğim pek olmaz. Nihayetinde hep öldürüyorlar adamı. Dizinin sonuna kadar tadını çıkara çıkara izledim. Sean Bean yerine başka bir oyuncu olsa da dizi ilgi çekici yanını kaybetmezdi benim için ama bu kadar da etkileyici olmazdı.

En önemli etkenlerden birisi cinsellik ve şiddet dozuydu. Bir-iki yerde hatta ünlü bir köşe yazarının dizi hakkındaki yazısında, Spartacus'ten daha fazla cinsellik içerdiğini okumuştum. Vallahi yalan olmuş. Tamam, kabul ediyorum. Cinsellik var. Üstü kapalı da değil ama Spartacus'teki kadar ağır da değil. Her sahnede yok. Belli başlı yerlerde var. CNBC-E'nin makasladığı yayınları izleme fırsatım olmadı ama Spartacus kadar zorlandıklarını söyleyemem.

Cinsellik olarak belki sizi ensest ilişkiler rahatsız edebilir ki beni etti. Bu uyarımı yapmak istiyorum. Sonra söylemedi demeyin sakın.


Gelelim başlıca karakterlere... Lord Stark ve eşi Lady Stark... Birbirlerini deli gibi seven iki çift onlar. Belki de dizideki en onurlu karakterler... İkisi de dostlarına bağlı ve gerektiğinde ceza çekmeye de razılar. Kuzeyde, güneyin karmaşasından uzakta çocuklarıyla birlikte olmaktan mutlu olan bir aile Starklar...

Lord Stark rolünde bana Boromir'i hatırlatsa da baba figürü olarak görmek beni ayrıca sevindirdi. Sean Bean'in altından kalkamayacağı rol olduğunu düşünmüyorum zaten.  Lady Stark rolünde Harry Potter fanlarının tanıyacağı bir isim var. Hermione'nin annesini canlandıran Michelle Fairley göze çarpıyor. Ancak kadının sesini hiç beğenmedim. Her an boğazına biri yapışmış, sıkıyor hissi verdi bana nedense...


Targaryenlerin sonuncuları Viserys ve Daenerys Targaryen... Fiziksel olarak ne kadar benzeseler de karakter olarak iki zıt kişiyi gördüm ben diziyi izlerken. Daenerys ne kadar iyi kalpli, saf ve güzelse, erkek kardeşi de o kadar kaypak, kendini bilmez. Üstelik hiçbir özelliği yokken sadece adıyla övünecek kadar da aşağılık birisi. Kız kardeşini Khal Drogo ile evlendirerek ordularını kullanmayı planlıyor. Ancak planının pek işe yaradığını söyleyemeyeceğim.

Aksine Daenerys Targaryen'i ise sevmeyecek izleyici tanımam. Fedakar yönü bir yana, zamanla oturan karakteri, gücünü fark etmesi, yönetici kişiliğinin yanında merhametiyle de dizideki favorilerim arasına girdi. İkinci sezonda bu özelliklerini daha fazla göreceğimi düşünüyorum şahsen.


Dizideki favorim Lord Stark'ın bastard lakaplı oğlu Jon Snow... Kendisine Türkçe'deki p.ç kelimesiyle hitap etmeyi hiç istemiyorum çünkü biz de o tabir genelde ters anlamda kullanılıyor. Lord Stark, savaşa gittiğinde orada tanıştığı bir fahişeyle aylar boyunca birlikte olmuş. Kadın hamile kalmış ve sonunda kuzeye kucağında Jon Snow'la birlikte dönmüş.

Diğer kardeşlerin aksine Jon Snow içlerinde en merhametli, en güçlü ve en erdemli olanı... Arkadaşıyla yaptığı bir konuşmada birlikte olacağı fahişenin kucağında kendisi gibi bir bebek görmek istemediği için ona dokunmadığını söylemişti. Dahası kardeşleri için her şeyi göze alabilen korumacı bir yanı da var. İlerleyen bölümlerde onu bir kıza aşık olarak görmeyi çok isterdim doğrusu.   


Kral Robert Baratheon... Lord Stark'ın en yakın arkadaşı, hatta kız kardeşi ölmese akraba olacaklarını da öğreniyoruz dizide. Robert daha çok acınacak bir karakter. Etrafında dönen dolaplardan haberi yok. Üstelik kral olmak onu kör etmiş gibi... Açıkçası bir daha görmeyeceğim için üzüldüğümü söyleyemem.


Robert Baratheon'un eşi Kraliçe Cersei Lannister... Her yapımda kaltak diye tabir ettiğimiz karakterler kesinlikle vardır. Bu seride de Cersei o görevi üstleniyor. Kralın arkasından çevirmediği dümen kalmamış. Tahta kendi ailesini oturtmak için yapamayacağı şey yok. Ensest ilişkiler de dahil... 

Kraliçeyi canlandıran Lena Headey'i daha önceleri 300 Spartalı ve Terminator: The Sarah Connar Chronicles'da izlemiş ve çok sevmiştim. Burada da kendi üzerine düşen rolün altından çok iyi kalkmış.

Jamie Lannister... Lannister ailesinin yakışıklı, savaşçı oğlu... Bizim tabirimizle ailenin göz bebeği... İki krala hizmet etmiş ve dizide öğreniyoruz ki ilk kralı sırtından bıçaklayarak öldüren de oymuş. Pek güvenilir birisi değil. Ancak dizi için kesinlikle gerekli...   


Favorimi en sona sakladım. Tyrion Lannister, Lannister'lerin cüce oğlu... Çoğu zaman ailede leke gibi görünse de aslında içlerinde en zeki olanı diyebiliriz. Zor anlarda aldığı doğru kararlarla dipsiz bir kuyudan çıkmayı bile başarabilir. Cüce olmayı başta çok kafasına taksa da bunu avantaj olarak kullanabilmeyi de biliyor. 

Kendisinin söylediği ve benim çok beğendiğim bir kaç sözü:

"Cüce olmaktansa, zengin bir cüce olmak daha iyidir. " 

"Ölüm sadece bir seçenek... Ancak yaşam birçok olasılık içerir."

Tyrion ve Jon Snow'un kelime oyunları içeren sahnelerini kesinlikle izlemenizi tavsiye ederim. Öyle ki Tyrion bir yandan bastard olduğu için Jon'la dalga geçiyormuş gibi görünse de daha sonraları anlıyoruz ki aslında Jon'a bunu bir avantaj olarak kullanabilmesi için öğüt veriyor. Bu da Tyrion'ı ne kadar Lannister olsa da onurlu birisi yapıyor. En azından benim gözümde...

Zaten bu rolüyle Emmy ödülü alan Peter Dinklage'yi de ayrıca kutlamak gerekir. Bir yerde diziye konuk oyuncu olan Sibel Kekilli ile seviştiği için ödül aldığı yazılmış. Ne desem bilemedim. O zaman Sibel Kekilli ile yatağa her girene ödül verilsin. Her yönetmen de onu oynatsın yapımlarında. Bir oyuncunun yeteneği ve çalışması ancak bu kadar ucuza alınabilirdi.

Game Of Thrones benim favorilerime giren bir dizi oldu ilk sezonuyla... İkinci sezonunda favori oyuncumun olmayacağını bilmek beni çok üzse de -ki madem öldüreceksiniz neden afişte onun resmini koyuyorsunuz- yeni sezonu dört gözle bekliyor olacağım. Özellikle savaş sahnelerini bolca göreceğimden eminim. İlk sezonda geçiştirilen, umarım ikinci sezonda layıkıyla yerine getirilir.

Peri'nin puanı mı? 10 üzerinden 9... Oyuncuları, çekim teknikleri ve elbette konusu için...

Yoksa siz hala Game Of Thrones'i izlemediniz mi? İzlediyseniz fikirleriniz neler?

24 Eylül 2011 Cumartesi

Sean Bean: Kötü, Soğuk ve Çok Çekici...


Peri'nin kitap okumak, film izlemek ya da kozmetikleri karıştırmak dışında dayanamadığı başka bir şey var mı derseniz, hemen söyleyeyim. O da ekranlardaki kötü, soğuk ama yakışıklı adamlar...

Doğamızda mı var, yoksa benim kendi kuruntum mu bilmiyorum. Kötü, soğuk, kendini beğenmiş erkekler hep dikkatimi çeker. Hatta mıknatıs misali filmlerde onların çıktığı sahnelerde ekrana yapıştığım da çok olmuştur.

Sean Bean de onlardan birisi sadece... Mimikleri, ekrandaki duruşu, elli sene İngilizce çalışsam gene de beceremeyeceğim o garip, iç gıcıklayıcı aksanı beni benden alıyor. Evet, babamdan daha yaşlı... Evet, başrolde oynadığı milyon dolarlık çok fazla film yok. Evet, kimisine göre yüz yapısı falan pek ilgi çekici sayılmaz. Ancak kendisini izlediğim tüm filmlerini düşünürsek, bunlar benim aşık olmam için neden değil.


Türk izleyicisi Sean Bean'i, Yüzüklerin Efendisi filmindeki Boromir rolüyle tanımıştı. Hatta o kadar zaman geçmesine rağmen yeni yapımlarda adı anılacağı zaman Boromir adıyla anons ediliyor. Hatta ve hatta geçen aylarda bir film çekimi için İstanbul'a gelmesini bir gazete "Boromir İstanbul'da" başlığıyla duyurmuştu. Kebap falan yemiş burada. Resimlerini görmüştüm. Hem de çatal, bıçakla değil. Elle... Neden biz elle yemek yerken sorun olmuyor da, bir artist yapınca kocaman başlıklar atılıyor, anlamıyorum. O, sanki insan değil de uzaylı mübarek! Benimse bu konuda tek söyleyebileceğim şu: Oh! Afiyet, bal, şeker olsun... Bir dahaki sefere de benimle olsun. İnşallah!

Kendisi birçok yapımda yer alsa da benim de onunla tanışmam Yüzüklerin Efendisi ile oldu. O zamanlar film yeni vizyona girmiş. En yakın arkadaşımla, on beşlik iki kız düştük yollara... Eskiden sinema dünyasını bu kadar yakından takip etmezdim. Kim, hangi filmde oynamış umursamazdım da... Sadece git, izle, gör sonra da arkadaşlarınla tartışmalarını yap. Her neyse başta kötü bir karakter sergilese de Boromir'in öldüğü sahnede ağladığımı hatırlıyorum. Hatta arkadaşıma çaktırmamak için bayağı uğraşmıştım. Neyse ki gözlerim zaten rahatsız olduğu için çıkışta alt yazının mahvettiğini söylemiştim. Gençlik zamanı işte... Utanılacak ne varsa... Hey Allah'ım...


Boromir'in ölüm sahnesi zihnimde öyle bir yer etmiş olmalı ki, Sean Bean'in oynadığı tüm yapımlarda sanki başka bir adam rol yapıyordu. Mesela The Island'daki doktor karakterini Sean Bean değil de çok farklı, bambaşka bir oyuncu canlandırdı benim gözümde. Mesela ikiz kardeşi falan olabilir.

Daha sonraları kendisini Flight Plan, Equilibrium, The Island, Troy gibi yapımlarda izledim. Genelde yönetmenler bu oyuncunun kapısını; ya ona kötü, zalim, acımasız 21. yüzyıl antikahramanı ya da tam tersi mistik çağların öykülerinde yaşamış, iyi, kendini feda eden kahraman görevi düşeceği zaman çalıyorlar.

En sinir olduğum noktası ise, iyi ya da kötü olsun oynadığı karakterlerin filmin sonunu ne yazık ki pek görememeleri... Hangi filmine başlasam, ağız tadıyla sonunu getiremiyorum. Gitti, yine öldürdüler adamı şeklinde hüzünlü hüzünlü bitiriyorum yapımı. Özellikle Equilibrium'da canlandırdığı rahip  karakteri daha ilk sahnelerde ölerek beni acılara salmıştı. Üstelik aktörün en yakışıklı dönemi olarak 2002 yılını gösterebilirim.

Öyle ki net dünyasında küçük bir araştırma yaparsanız benim gibi bu durumdan rahatsız olan çok kişi bulursunuz. O kadar da emin konuşuyorum. Facebook'ta Sean Bean'i öldürmeyin adı altında bir grup bile kurulmuş. İstersenz üye olabilirsiniz.


Sean Bean'i en son Game Of Thrones adlı dizide Lord Stark olarak izleme şansı bulabildim. Onu her zaman, tek başına savaşırken gördüğüm için baba rolünü başta yadırgasam da hem oyunculuk yeteneği, hem yaşının getirdiği fiziksel özellikler, hem de saç ve makyajla rolün altından ustalıkla kalkmış. Diziyi bitirdiğim zaman bizim Boromir baba olmuş, kral olmasa da lordluğa yükselmiş demiştim.

Kendisine yapılan bir haksızlığa da değinmeden geçemeyeceğim. Oynadığı onca filme rağmen düzgün bir ödül alamamıştır. Oscar'ı bir an evvel evine götürmesini diliyorum.


Son olarak aşk hayatına da değinmeden edemeyeceğim. Kendisi 4 kez evlenip boşanmış. Evet, Seda Sayan'a rakip olabilir bu konuda. Şu an Playboy Tavşanı April Summers'la birlikte... Kızla aralarındaki yaş farkı ise oldukça fazla. Tam 30 yıl...

İkili hakkında son çıkan bir dedikodu da şu yönde: Bir bar çıkışı Summers'a saldıran birkaç kişiyi Sean Bean engellemek istemiş. Bu sırada kolundan ve yüzünden yaralanmış. Kargaşanın son bulmasından sonra bara geri dönen Sean Bean ilk yardım dolabı isteyip, yaralarıyla kendisi ilgilenmiş ve sonra da bir içki söyleyip akşamına devam etmiş. Merak edenler videoya tıklayarak detaylı bilgi alabilir. Ayrıca, ilginç bir şekilde videoya yapılan yorumlarda çok farklı yönde... Kimisi kızı yaşındaki biriyle olduğu için onu ayıplamış, kimisi ne olursa olsun yanındaki kadını koruduğu için ona sahip çıkmış.

 

Bu kadar dedikodu yeter diyerek, son olarak canlandırdığı karakterlerin öldüğü yapımlardan birkaç kareyi sizlerle paylaşıyorum.

Peki, siz Sean Bean hakkında ne düşünüyorsunuz? En çok hangi role onu yakıştırdınız?



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...