Japonya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Japonya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Mayıs 2012 Salı

En Çok Tanınan 10 Japon Kozmetik Markası


Önceki yazılarımda Güney Kore'nin, Asya ülkelerinde tanınan ve high-end markalarını yazmıştım. Sırada Japonya'nın tanınmış kozmetik markaları var.

Japonya ve Güney Kore, Uzak Doğuseverler arasında çok sevilen ve bu nedenle çok kıyaslanan iki ülke.(Kültürü, yeme alışkanlıkları, sinema sektörü v.s.) Buna dayanarak, Japon markaları mı daha iyidir, yoksa Kore mi diye bir ayrım yapamam. Her ne kadar Uzak Doğu markalarını bu blogda görseniz de, her iki ülke için bir genelleme yapacak kadar ürün kullanmadım. Yalnız şunu söyleyebilirim; dünya çapında, Japonya'nın kozmetik markaları, Güney Kore'ye göre bayağı önde... Reklam çalışmalarının, farklı ülkelere açılmanın bunda büyük etkisi var. Önceki yazılarımda belirttiğim markaları ancak bizim gibi Uzak Doğu markalarıyla ilgilenenler bilir. Ancak bu yazıdaki -hepsi olmasa da- bir, iki markayı mutlaka görmüş ya da duymuşsunuzdur.   

Japon ve Kore markalarını karşılaştıramam dedim ama bir konuyu da açıklığa kavuşturmak isterim. Japon kozmetik markaları Korelileri firmalara oranla daha pahalı. Bunda Japon Yeni'nin dünya pazarındaki gücü etkili tabi. Japon bir arkadaşıma bu durumu sordum: "Bu ürünler ne kadar pahalı, Japonya'da herkes alabiliyor mu?" dedim. Bana bu kozmetiklerin Japonya'da herkes tarafından rahatlıkla alındığını, oradaki ekonomik duruma göre fiyatlarının çok uygun olduğunu söyledi. Kurdan dolayı Türkiye'de ve dünya çapında fiyatları bence çok yüksek. Ben bu yazıdaki fiyatları yine ebay'i baz alarak yazdım. Bu ürünleri ebay dışında, Rakuten ve imomoko tarzı sitelerde de bulabilirsiniz. 




Sanırım Shiseido'yu Türkiye'de duymayan yoktur. Zira büyük kozmetik mağazalarında bu markanın satışları yapılıyor. Gitti Gidiyor tarzı sitelerde de var. 1872 yılında kurulan bu marka, dünyanın en eski kozmetik şirketiymiş ve şu an piyasadaki dördüncü büyük firmaymış. (Bu yazıyı hazırlayana kadar ben de bilmiyordum.)

Shiseido'nun kendi içerisinde birçok yan markası bulunuyor. Bunlardan birkaçı; Lunasol, UV White... Bu markaların bazıları daha uygun fiyatlı, bazıları daha yüksek... Nedenini bilmiyorum açıkçası. Benim Shiseido'nun rujlarında özellikle gözüm kaldı. Fondötenlerini de denemek isterdim doğrusu... 





Kanebo, Shiseido gibi Türkiye'de bilinen bir marka... Bu markanın bünyesinde tam 17 tane yan marka olduğunu biliyor muydunuz? Mesela jel eyelinerları çok ünlü olan Kate gibi... Fiyatları Kanebo'ya göre daha uygun ve kaliteleri en az onlar kadar iyi... Ben bu ilişkiyi Loreal-Maybelline tarzına benzetiyorum.

Kanebo Madonna'nın favori markalarından birisiymiş. Cilt bakımı ve makyaj malzemeleri çok ünlü ve bu marka high-end ve bir altı ürünler üretiyor. Eh, fiyatlarını tahmin edersiniz artık. Kate markası daha uygun fiyatlı ve ben en azından eyelinerlarını denemek istiyorum.

http://www.sensai-cosmetics.com/




Kao markası da tıpkı Shiseido gibi kökeni eski bir marka, 1887 yılında kurulmuşlar. Diğer Japon markalarına oranla ürünlerin ambalajları daha renkli... Marka yine bir çok alt firmaya sahip. Biore günlük cilt bakım ürünleri çok ünlüymüş mesela. Fiyat olarak daha uygun bir marka Kao, bu nedenle de daha ulaşılabilir. Ancak benim alıp kullanma gibi bir niyetim yok şimdilik. 





Kose, markası AWAKE gruba aitmiş, 1946 yılında kurulmuş ve şu an Japon kozmetik piyasasının 3. büyük firmasından biri olarak görünüyormuş. Açıkçası bu markayı duymuştum ama gözüme takılan, alıp kullanayım dediğim ürünleri olmadı hiç. Fiyatları da aslında diğer markalara göre daha uygun ama içeriğine göre 45 dolara satılan ürünleri de yok değil.


http://www.kose.co.jp/jp/ja/index.html




Sanırım kozmetik meraklılarından bu markayı duymayan yoktur. 1980 yılında kurulan SK-II, dünyanın en pahalı kozmetik markalarından biri olarak görülüyormuş ki bir toniği 60 dolar civarında olan bir marka olduğuna göre ucuz diyemeyiz zaten. Listemde olan bir marka değil, SK-II... 





Japonya'nın lider kozmetik markalarından biri de Fancl, dünya çapıda 200'den fazla mağazası bulunan markanın ayrıca, kataloglarından alışveriş yapan milyonlarca müşterisi bulunuyormuş. Bu marka da diğerleri gibi Türkiye'de yok bildiğim kadarıyla. Olsa eğer temizleme yağlarını kullanmak isterdim. Fancl'ın fiyatları da orta karar... Mesela temizleme yağları 30 dolar civarında...

http://www.fancl.co.jp/index.html




Bu markayı da, makyaj severler arasında bilmeyen yoktur. Çoğuna göre high-end tabir edilse de Shu Uemura high-end bir marka değilmiş. Ben de bu yazıyı hazırlarken öğrendim bunu. Fiyatlarının yüksekliğine bakarak bu şekilde söylemeleri gayet doğal tabi... Kabul ediyorum markanın fiyatları gerçekten yüksek. Bir fondöteni 65 dolar... 

Diğer markaların aksine bu markayı ünlü Japon makyaj artisti Shu Uemura kurmuş ve geliştirmiş. Meşhur eyelash curlerı Şeytan Marka Giyer filminde de gösterilmişti. 





Bu markayı ben de yeni duydum. Özellikle hassas ciltlere özgü ürünleri çok tutuluyormuş. Doğal ve sağlıklı kozmetikleri sevenler için önerilen bir markaymış Acseine.

http://www.acseine.co.jp/




Juju Cosmetics de yeni karşılaştığım bir marka... Özellikle ambalajları çok renkli, diğer markalara göre daha eğlenceli geldi bana. Bu markanın nemlendirici serileri çok meşhurmuş. Fiyatları da diğer markalara göre daha uygun ve ulaşılabilir. 15-20 dolar civarında maskeleri mevcut...




Sanırım DHC'yi duymayan kozmetik meraklısı yoktur. Özellikle temizleme yağı oldukça popüler... Bu markalardan sadece DHC'nin ürününü kullandım. O da temizleme yağıydı zaten. 1976 yılında kurulan marka sadece kozmetik ürünleri üretmiyor. Ayrıca vitamin, sağlıklı gıdalar gibi ürünleri de varmış. Fiyatları da orta karar... Mesela temizleme yağlarının tam boyu 30 dolar civarında...


Benim şimdilik öğrenebildiklerim bunlar canlar... Bundan önce 50 defa dediğim gibi ben dünya kozmetik piyasasının uzmanı değilim. Yazıda yanlış ya da eksik varsa belirtebilirsiniz. Sonuçta internetteki her bilgide %100 doğru değildir. 

Sizin bu markalardan kullandıklarınız ya da kullanmak istedikleriniz var mı? Türkiye'ye gelse alır mısınız? Japon markaları hakkında genel düşünceleriniz neler? 



16 Şubat 2012 Perşembe

Sushico {Bağdat Caddesi}


İstanbul'a geldiğimden beri alışveriş merkezleri ve evimde yaptığım ramenler dışında Uzak Doğu mutfağına ait yemekler yapan bir restorana gidip, yemek yememiştim. Geçen gün Bağdat Caddesi'nde bir işim çıkınca tesadüf eseri Sushico'yu gördüm. Dışarıdan çok sessiz, sakin bir yere benziyordu. Eh, tam benim tarzım bir yer diyerek içeri girdim.


Sushico'nun Türkiye ve Kıbrıs'ta olmak üzere toplam 20 şubesi var. Ben daha önce neden gitmedim diye sızlandım durdum. Menüde Çin, Tayvan ve Japon mutfağına ait yemekler ve suşi çeşitleri bulunuyor. Eğer siz de benim gibi Uzak Doğu mutfağından ve sessiz sakin ortamlardan hoşlanıyorsanız, bir deneyin derim. Gitmeye üşenirseniz de dert etmeyin, şuradan online olarak sipariş alıyorlar.

17 Ekim 2011 Pazartesi

Kungfu Ramen: Bir Ramen Markası Daha


Biz Uzak Doğu severlerin en büyük tutkularından biri de yemekleri... Türkiye'de, Uzak Doğu mutfağına ait restoranlarda giderek artıyor. Eh gidemeyenlerin de imdadına paket şeklinde ramenler yetişiyor. Gerçi hazır olduğu için elle yapılanların yerini tutar mı bilinmez ama en azından damak zevkleri hakkında bir bilgi ediniyoruz.  


Şuradaki yazımda Migros'ta rahatlıkla bulabileceğiniz Leader Ramen'den bahsetmiştim. Bunun dışında bizim mahalle arasındaki markette Kungfu Ramen'i tesadüf eseri gördüm. Kendisi sessiz sakin makarnaların arasında bulunmayı bekliyormuş. Hemen aldım. Gerçi annem "Evde makarna dolu ne yapacaksın bunu?" şeklinde söylendi ama olsun.


Geçen hafta evin bana kalmasından dolayı -annemlerin gecikmiş Ankara seyahati dolayısıyla- ben de rameni çıkartıp tadına bakmak istedim. İtiraf etmem gerekir tadı, yumuşaklığı Leader Ramen'den daha güzel...


Son olarak resimde gördüğünüz çubukları Amerika'da bulunduğum dönemde Çinli bir tanıdık hediye etmişti. Aslında bir avuç dolusu vermişti ama aç gözlülük olmaması için ben sadece tek bir çifti kabul etmiştim. Şimdiki aklım olsa hepsini cebe indirirdim. :)

 
Peki, sizin favori ramen markanız ne? Tavsiyeleriniz var mı?

9 Ekim 2011 Pazar

Uzak Doğulu Kadınların Güzellik Sırları Nedir?


Nedir senin bu Uzak Doğulular'la derdin dediğinizi duyar gibiyim. Bu ara yine Uzak Doğu yapımlarına kafayı taktım. Hal böyle olunca onlar hakkında yazmamak olmazdı.

Bu konuda uzman falan değilim. Olduğumu da iddia etmiyorum. Biraz kendi bildiklerimden, biraz araştırma yaparak bu yazıyı yazdım. Bir hata varsa ki -ben de insanım- hemen atlamayın.

Güzellik, bakım, kozmetik ürünleriyle biraz olsun ilgiliyseniz, Uzak Doğulu kadınların diğer coğrafik koşullardaki hem cinslerine göre daha bakımlı ve daha sağlıklı bir cilde sahip olduklarını görmüşsünüzdür. Üstelik yaşıtlarına göre de daha genç gösteriyorlar. Bu da bir gerçek...

Uzak Doğulular'ın elbette genetik yapıları bizden farklı. Ancak Türkler'in de bir zamanlar Orta Asya'dan göçtüklerini düşünürsek ortak yanlarımız yok değil. Etrafınızda çekik gözlü arkadaşlarınız varsa büyük ihtimalle genlerine çok fazla batılı DNA'ları karışmamış demektir. Hatta bir ara asıl Türkler onlar gibi bir şeyler okumuştum. DNA meselesini eleyerek diğer etkenlere geçiyorum. Çünkü bu konuda yapabileceğimiz pek bir şey yok.

İkinci en büyük neden ise yeme alışkanlıkları... Yağsız, tuzsuz lapaları, kimchi denen bol baharatlı sosları, masalarından eksik etmedikleri turşuları meşhur. Küçücük tabaklara hazırlanmış sofraları, bunları incecik çubuklarla yemeleri de ayrı hikaye zaten. Ayrıca denizden çıkan her şeyi yiyorlar. Yosun çorbaları, binbir çeşit balıkları ve bunlardan yaptıkları yemekleri de cabası... Ne kadar sağlıklı beslendiklerini söylememe gerek yok sanırım.

Uzak Doğulular'ın hepsi olmasa da geneli yağlı bir cilde sahip. Yağlı cilde sahip kişilerin, kuru ciltlilere oranla kırışıklarının daha geç ortaya çıktığı bir gerçek. Ben değil, araştırmalar söylüyor bunu. Bu nedenle çıkardıkları ürünler de genelde yağlı ciltlere yönelik oluyor. Bu demek değil ki kuru ciltlere yönelik ürün yok. Var elbette ama yağlı ciltlere özgü olanlar kadar fazla değil. Bu yüzden likit ürünler yerine genelde pudra tarzında ürünlere yöneliyorlar.

Uzak Doğulu firmaların en büyük kozu ise BB Creamler... Uzak Doğu menşeili neredeyse bütün firmaların BB Creamleri mevcut. Türkiye'de de birçok fanatiği olan Missha bunlardan sadece birisi. Güney Kore menşeili Etude House, Skin79, Skinfood'un, Japon markaları, Kanebo ve Shiseido'nun da BB Creamleri bulunuyor. Batılı markalar da bu durumdan haberdar olmalı ki birkaç marka BB creamlerini piyasaya sürmüş. Uzak Doğulu rakipleri kadar tutar mı bilmiyoruz. Bunu zaman gösterecek.

Uzak Doğulu kadınların bir takıntısı da whitening kremler... Cildi beyazlaştırdığı düşünülen bu ürünlere rağbet çok fazla. Hatta son dönemlerde bu çılgınlık cilt bakım ürünlerinden, pudra, fondöten tarzı makyaj malzemelerine kaymış durumda. Üstte bahsettiğim markaların bu tarz ürünleri de mevcut. Peki, bu ürünlerin içerisinde ne bulunuyor? 

Whitening kremlerin ana maddesi pirinç... Hintli kadınlar yıllar evvel pirinci haşlayıp, suyunu yüzlerinin rengi açılsın diye sürerlermiş. Görünen o ki Uzak Doğulu kadınlarda bu sır şimdi çok moda...  Eskiden Avrupa'da güneşten olabildiğince uzak durulurmuş. Ne kadar beyaz bir teniniz varsa, bu sizin o kadar yüksek bir mevkide olduğunuzun kanıtı gibiymiş. Ancak yıllar geçtikçe bronz ten yükselişe geçmiş. Biz şimdilerde güneşin altında saatlerce yatalım. Cildimizin yaşlanmasına, o lekelere, benlerin oluşmasına en büyük neden de bu zaten.  

Son olarak Uzak Doğulu kadınlara bunlar da yetmediyse kendilerini doktorların ellerine bırakmaktan çekinmiyorlar. Özellikle göz yuvarlaklaştırma ameliyatı, diş protezleri Uzak Doğu'da çok yaygın. Ünlülerin bir çoğu da estetikli... Beğenmedikleri bir yanları varsa soluğu hemen estetik cerrahlarda alıyorlar.  

Benim nacizane kalemimden dökülenler şimdilik bunlar... Peki, size göre en büyük sırları neler?

7 Nisan 2011 Perşembe

Ve Tanrı Keiko'yu Yarattı: Japonların Temel'i, Keiko'yla Tanışın!



Siz hiç Japon fıkrası duydunuz mu? Japon arkadaşınız, akrabanız ya da Japonlarla alakalı bir tanıdığınız varsa bir sorun bakalım. Var mıymış? Benim bu kitapta gördüğüm kadarıyla aslında Japonlar'ın fıkra kültürü yok. En azından Erdal Güven'e göre öyle...

Erdal Güven'e genel yayın yönetmeni "Fıkra bul!" diye baskı yapınca o da kendisine Keiko karakterini bulmuş. Keiko bizim Temel gibi her fıkrada ayrı bir kişiliğe bürünüyor. Meslek, yaş olarak değil sadece, bir bakmışız saf kız rolünde bir bakmışız kurnaz bir kadın...Onu anlayabilene aşk olsun.

Kitap tam olarak bir yaz kitabı... Onun dışında yolculuk esnasında da sıkılmadan okuyabilirsiniz. İçeriğindeki bazı fıkraları okuduğumda "Ben bunu nereden hatırlıyorum. " dediğim oldu açıkçası. Erdal Güven bizim fıkraları alıp Keiko'ya mı uyarlamış, yoksa Keiko için yazdığı fıkralar bizim Temel'e mi geçiş yapmış anlamadım.

Bir-iki günlük kitabı birkaç haftaya yayıp okumamın nedeni ise bu arada başka bir kitaba da göz atmış olmam. Bu kitabı önerir miyim? Açıkçası fıkra ve Japonlar'ı seviyorsanız kaçırmayın derim.

Nedir bu Keiko olayı? Kimdir bu Keiko? Bu soruların cevabını bilmek tabii ki en doğal hakkınız. Hemen söyleyeyim, Keiko öyle zannettiğiniz gibi bir kişi değil. Ayrıca gerçek zaman kişi ve kurumlarla uzaktan yakından alakası yok. Tamamen bir hayal kahramanı. Onu bir gün doktor, bir gün hasta, bir gün rahibe, bir gün kilisede günah çıkartan uslanmaz bir fahişe, bir gün öğrenci, öbür gün öğretmen olarak görebilirsiniz. Hiç şaşırmayın, o tam anlamıyla bir binbir surat. Yüzlerce, hatta binlerce kimliği var. Aslında onun gibi milyonlarca kişi var. Keiko, Japon kadınlarının karakteristik özelliklerini üzerinde toplamış bir örnek sadece. Biraz saf biraz duygusal ama inanın çok temiz kalpli.

Hürriyet gazetesinde Japonya ile ilgili köşe yazıları yazmaya başladığımda, Genel Yayın Yönetmenim Ertuğrul Özkök benden köşemde Japon fıkralarına da yer vermemi istedi. Günlerce süren araştırmalar sonucunda anladım ki öyle Japon fıkrası denilen bir şey yok.

Eh koskoca Genel Yayın Yönetmeni istemiş, "Fıkra bulamadım" denir mi? "Ne yapmalı da bu sorunu çözmeli" derken aklıma geldi. "Madem Japon fıkrası yok öyleyse ben yaratmalıyım" dedim. Öyle de yaptım ve Keiko tiplemesi çıktı ortaya.

Keiko, usta karikatürist Bülent Çelik'in mükemmel çizgisi ve yorumuyla, Hürriyet gazetesi sütunlarında canlandı.

Hayatınıza girdi bir kere, artık nerede ne olarak karşınıza çıkar bilemem. Bekleyelim görelim, belki bir gün film yıldızı bile olabilir.
- Erdal Güven-
5 Ocak 2000
İstanbul
(Önsözden)

10 Mart 2011 Perşembe

Maymun da Ağaçtan Düşer: Çaylaklar İçin "Japonya" El Kitabı



Sizce bir diplomatın ayakkabısıyla iki ülke arasındaki ilişkiler nasıl daha yakın hale gelir?  Kulak temizletmek için kaç bin doları gözden çıkarırsınız? 4 numara neden Japonya'da lanetlidir? Bir geyşayla birlikte olunabilir mi?

Bunlar şu an için çok saçma sorular gibi gelebilir.  Ancak bu kitabı okuduğunuzda hepsinin çok iyi bir açıklaması olduğunu göreceksiniz.

Erdal Güven... Bu isme dikkat edin. Çünkü bu ve bundan sonra tanıtacağım birkaç kitap yazımda bu ismi sık sık anacağım.

Benim Uzak Doğu, özellikle Japonya ilgimi az çok herkes biliyordur. Bu çekik gözlülere dayanamıyorum. Yalnız genelde kitapçıları gezerken gördüğüm kitaplar hep kasvetli, okurken sıkılıp bir kenara attığım kitaplardı ta ki bu zat-ı muhteremin kitaplarıyla tanışana kadar.

Kitap kısa kısa hikayelerden oluşuyor. Öyle ki sayfalar akıp gidiyor. Nasıl bittiğini anlamıyorsunuz bile... Yazar Japonya'daki deneyimlerini, kendi mizahi yanını da katarak yazıya dökmüş.

Benim aklımda kalan birkaç küçük not:

Japonlar ilginç insanlar vesselam. Makarna sosun üzerine kaşar rendelemeyi anlatamamış yazarımız onlara. Daha doğrusu onlar anlayamamış. Türkiye'nin gözüne seveyim. "Çek 1.5!" dersin, gelir önüne. "Yanına şunu koy ilaveten..." dersin. Hemen hazırlanır. Kıvrak zekalıyız ne de olsa.

Siz hiç kavun tarlasını gezmek için para ödediniz mi? Daha doğrusu bizim yurt dışına giden insanlarımız gibi bir sürü hazırlık yapıp, üzerine kaç bin dolar para bastınız mı? Ben basmadım ama Japonya'da olsaydım herhalde bu favorilerim arasında yerini alırdı. Japonlar özel merkezlerde yetişen kavunları görmek için özel turlarla bostanlara gidiyorlarmış. Gerçi kavunun tanesi de 200 dolar civarındaymış. Onlara da herhalde özel turlar düzenlenir değil mi? Ayıp olur yoksa...

Size önermiyorum. Okuyun diyorum. Pişman olmazsınız.

15 Şubat 2011 Salı

Japon Gelinler


Seneler evvel Japonya ile ilgili ilk merakımı gidermeye çalışırken bir yerde Ordu'dan göçüp Japonya'ya yerleşmiş bir işçinin var olduğunu okumuştum. Bunda garip olan bir şey yok tabi ki neredeyse Türk'ün olmadığı ülke yok şu dünyada... Ancak o açıkgöz Türk işçisinin neredeyse bütün akrabaları, yakınları da bir süre sonra Japonya'ya göç etmiş. Hal böyle olunca Japon gelinlerle evliliklerde görülmeye başlanmış.

Sabah gazetesi bu konuya ışık tutmak için şu yazıyı kaleme almış. Eğer siz de bu Türk işçisini ve onun peşinden giden diğerlerini merak ediyorsanız buyurun okuyun.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...