Uzak Doğu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Uzak Doğu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Kasım 2014 Pazartesi

Baloncuklu Çay { Boba/Bubble Tea }




Los Angeles'tayken edindiğim en kötü alışkanlık diyebilirsiniz kendisine.

Bu çayın çıkış yeri Tayvan yani ta uzağında uzağı Uzak Doğu... Tayvan'da bizim kahve evleri gibi açılan her türlü içeceğin yapıldığı, her köşe başında bulabileceğiniz boba çay evleri var. Daha sonra birbirlerinden ne görürlerse onu yapan ve moda haline getiren diğer Uzak Doğu ülkeleri. Japonya. Çin ve Güney Kore'de de bu akım moda haline gelmiş. Tabi büyük bir Uzak Doğulu göçmen kitlesine sahip Amerika da kısa zamanda payına düşeni almış. Özellikle Çin. Kore ce Japon mahallelerinde sırf boba satan dükkan mevcut hale gelmiş.

Boba aslında çayın ismi ya da içme şekli değil. Yukarıda görmüş olduğunuz bardakların içindeki minik minik yuvarlak parçalar var ya, ona boba deniyor işte. Ben başta acaba çok kalorili midir diye biraz mesafeli yaklaşıyordum ki bu meretin aslında çok düşük kalorili olduğunu ve insanı tok tuttuğunu öğrendiğimden beri bağımlısı haline geldim.






Çayda kullanılan bu baloncuklar, Manyok bitkisinden elde edilen nişastadan üretilen tapioka incileri... Bu tapioka incileri, yumuşak şeker kıvamında ve çiğneyerek yeniyor.

Boba tarzı içeceklerin servis şekilleri de diğer içeceklerden farklı... Bir kere pipetleri, bobayı rahatça içmeniz açısından normal pipetlerden oldukça kalın. Bardaklarında ağzı kapalı olarak tutuluyor ki istediğiniz kadar pipetinizle karıştırın.

Ben bu mereti ilk Güney Koreli bir sınıf arkadaşım sayesinde tanımıştım. Bana tapioka sever misin diye sormuştu. Ben ne bileyim tapiokayı. bobayı falan. Denemekten zarar gelmez diyerek almıştım.  Çilekli muzlu smootie'nin içine boba atmışlar. Çok beğenmiştim ama ilk sefer olduğu için biraz garipsemedim de değil. Aklınıza gelebilecek her türlü meyvenin karışımını hazırlıyorlar. Ananaslı, kivili, muzlu, çilekli, çikolatalı, daha niceleri... Bir boba cafenin menüsünün çeşitliliği aşağı yukarı şu şekilde...






LA'deki evime yürüme mesafesinde, sadece boba yapan bir cafede olunca haliyle birçok çeşidini deneme fırsatım oldu. Neredeyse her gün içme fırsatım oluyordu. Slush, smootie, normal çaylar, sıcak içecekler ve kahveler... Slush ve smootielerin içinde bol miktarda buz olduğu için yaz dışında pek tercih etmiyordum. Smootie biraz Starbucks'ta içtiğimiz frappuchinolar gibi... Hangi çeşit seçerseniz seçin, bardağın yarısına buz koyup onu makinede kırmalarından oluşuyor. Slush da nitekim öyle... Tek farkları smootie'nin içine krema ya da süt eklenmesi. Slush daha hafif anlayacağınız.

Benim favorim kesinlikle sütlü çayla servis edilen bobaydı. Çünkü hem soğuk değildi, hem de tadı siyah çay olmasından mütevellit bizim damak tadımıza daha yakındı.






Gelelim bobanın Türkiye'deki yerine... Başta nette biraz araştırma yaptığımda bir firmanın ürünü ülkeye getirdiğini ve bayilik verdiklerini gördüm ama ne yazık ki sanırım pazardan çekilmişler ya da bekledikleri ilgiyi bulamadıkları için gerilemişler. Pazarlama hatası da yapmış olabilirler bilemiyorum. Geldiğimden beri resmen boba aşeriyorum desem yalan olmaz. İstanbul gibi bir metropolde her şeyi bulmak mümkün ama boba bulmak imkansız.

Firmalar size sesleniyorum. Lütfen bu ürünün bayiliklerini alın. Cafeler olarak çoğaltın. Bir şeyler yapın yahu... Mis gibi fırsat size işte.

Tabi ben durur muyum? Ebay'den bulduğum bir iki satıcı sayesinde hem boba hem de pipet arayışıma çare buldum ve karşınıza üstteki manzara çıktı. Önce baloncukları 5 dakika kadar haşlıyorsunuz. Daha sonra da içeceğinizi hazırlayıp içine döküyorsunuz. Hepsi bu...

Peki, siz hiç tapioka ya da boba her ne ise bu içeceği hiç denediniz mi? Favori karışımınız neydi?





 

16 Şubat 2012 Perşembe

Sushico {Bağdat Caddesi}


İstanbul'a geldiğimden beri alışveriş merkezleri ve evimde yaptığım ramenler dışında Uzak Doğu mutfağına ait yemekler yapan bir restorana gidip, yemek yememiştim. Geçen gün Bağdat Caddesi'nde bir işim çıkınca tesadüf eseri Sushico'yu gördüm. Dışarıdan çok sessiz, sakin bir yere benziyordu. Eh, tam benim tarzım bir yer diyerek içeri girdim.


Sushico'nun Türkiye ve Kıbrıs'ta olmak üzere toplam 20 şubesi var. Ben daha önce neden gitmedim diye sızlandım durdum. Menüde Çin, Tayvan ve Japon mutfağına ait yemekler ve suşi çeşitleri bulunuyor. Eğer siz de benim gibi Uzak Doğu mutfağından ve sessiz sakin ortamlardan hoşlanıyorsanız, bir deneyin derim. Gitmeye üşenirseniz de dert etmeyin, şuradan online olarak sipariş alıyorlar.

17 Ekim 2011 Pazartesi

Kungfu Ramen: Bir Ramen Markası Daha


Biz Uzak Doğu severlerin en büyük tutkularından biri de yemekleri... Türkiye'de, Uzak Doğu mutfağına ait restoranlarda giderek artıyor. Eh gidemeyenlerin de imdadına paket şeklinde ramenler yetişiyor. Gerçi hazır olduğu için elle yapılanların yerini tutar mı bilinmez ama en azından damak zevkleri hakkında bir bilgi ediniyoruz.  


Şuradaki yazımda Migros'ta rahatlıkla bulabileceğiniz Leader Ramen'den bahsetmiştim. Bunun dışında bizim mahalle arasındaki markette Kungfu Ramen'i tesadüf eseri gördüm. Kendisi sessiz sakin makarnaların arasında bulunmayı bekliyormuş. Hemen aldım. Gerçi annem "Evde makarna dolu ne yapacaksın bunu?" şeklinde söylendi ama olsun.


Geçen hafta evin bana kalmasından dolayı -annemlerin gecikmiş Ankara seyahati dolayısıyla- ben de rameni çıkartıp tadına bakmak istedim. İtiraf etmem gerekir tadı, yumuşaklığı Leader Ramen'den daha güzel...


Son olarak resimde gördüğünüz çubukları Amerika'da bulunduğum dönemde Çinli bir tanıdık hediye etmişti. Aslında bir avuç dolusu vermişti ama aç gözlülük olmaması için ben sadece tek bir çifti kabul etmiştim. Şimdiki aklım olsa hepsini cebe indirirdim. :)

 
Peki, sizin favori ramen markanız ne? Tavsiyeleriniz var mı?

9 Ekim 2011 Pazar

Uzak Doğulu Kadınların Güzellik Sırları Nedir?


Nedir senin bu Uzak Doğulular'la derdin dediğinizi duyar gibiyim. Bu ara yine Uzak Doğu yapımlarına kafayı taktım. Hal böyle olunca onlar hakkında yazmamak olmazdı.

Bu konuda uzman falan değilim. Olduğumu da iddia etmiyorum. Biraz kendi bildiklerimden, biraz araştırma yaparak bu yazıyı yazdım. Bir hata varsa ki -ben de insanım- hemen atlamayın.

Güzellik, bakım, kozmetik ürünleriyle biraz olsun ilgiliyseniz, Uzak Doğulu kadınların diğer coğrafik koşullardaki hem cinslerine göre daha bakımlı ve daha sağlıklı bir cilde sahip olduklarını görmüşsünüzdür. Üstelik yaşıtlarına göre de daha genç gösteriyorlar. Bu da bir gerçek...

Uzak Doğulular'ın elbette genetik yapıları bizden farklı. Ancak Türkler'in de bir zamanlar Orta Asya'dan göçtüklerini düşünürsek ortak yanlarımız yok değil. Etrafınızda çekik gözlü arkadaşlarınız varsa büyük ihtimalle genlerine çok fazla batılı DNA'ları karışmamış demektir. Hatta bir ara asıl Türkler onlar gibi bir şeyler okumuştum. DNA meselesini eleyerek diğer etkenlere geçiyorum. Çünkü bu konuda yapabileceğimiz pek bir şey yok.

İkinci en büyük neden ise yeme alışkanlıkları... Yağsız, tuzsuz lapaları, kimchi denen bol baharatlı sosları, masalarından eksik etmedikleri turşuları meşhur. Küçücük tabaklara hazırlanmış sofraları, bunları incecik çubuklarla yemeleri de ayrı hikaye zaten. Ayrıca denizden çıkan her şeyi yiyorlar. Yosun çorbaları, binbir çeşit balıkları ve bunlardan yaptıkları yemekleri de cabası... Ne kadar sağlıklı beslendiklerini söylememe gerek yok sanırım.

Uzak Doğulular'ın hepsi olmasa da geneli yağlı bir cilde sahip. Yağlı cilde sahip kişilerin, kuru ciltlilere oranla kırışıklarının daha geç ortaya çıktığı bir gerçek. Ben değil, araştırmalar söylüyor bunu. Bu nedenle çıkardıkları ürünler de genelde yağlı ciltlere yönelik oluyor. Bu demek değil ki kuru ciltlere yönelik ürün yok. Var elbette ama yağlı ciltlere özgü olanlar kadar fazla değil. Bu yüzden likit ürünler yerine genelde pudra tarzında ürünlere yöneliyorlar.

Uzak Doğulu firmaların en büyük kozu ise BB Creamler... Uzak Doğu menşeili neredeyse bütün firmaların BB Creamleri mevcut. Türkiye'de de birçok fanatiği olan Missha bunlardan sadece birisi. Güney Kore menşeili Etude House, Skin79, Skinfood'un, Japon markaları, Kanebo ve Shiseido'nun da BB Creamleri bulunuyor. Batılı markalar da bu durumdan haberdar olmalı ki birkaç marka BB creamlerini piyasaya sürmüş. Uzak Doğulu rakipleri kadar tutar mı bilmiyoruz. Bunu zaman gösterecek.

Uzak Doğulu kadınların bir takıntısı da whitening kremler... Cildi beyazlaştırdığı düşünülen bu ürünlere rağbet çok fazla. Hatta son dönemlerde bu çılgınlık cilt bakım ürünlerinden, pudra, fondöten tarzı makyaj malzemelerine kaymış durumda. Üstte bahsettiğim markaların bu tarz ürünleri de mevcut. Peki, bu ürünlerin içerisinde ne bulunuyor? 

Whitening kremlerin ana maddesi pirinç... Hintli kadınlar yıllar evvel pirinci haşlayıp, suyunu yüzlerinin rengi açılsın diye sürerlermiş. Görünen o ki Uzak Doğulu kadınlarda bu sır şimdi çok moda...  Eskiden Avrupa'da güneşten olabildiğince uzak durulurmuş. Ne kadar beyaz bir teniniz varsa, bu sizin o kadar yüksek bir mevkide olduğunuzun kanıtı gibiymiş. Ancak yıllar geçtikçe bronz ten yükselişe geçmiş. Biz şimdilerde güneşin altında saatlerce yatalım. Cildimizin yaşlanmasına, o lekelere, benlerin oluşmasına en büyük neden de bu zaten.  

Son olarak Uzak Doğulu kadınlara bunlar da yetmediyse kendilerini doktorların ellerine bırakmaktan çekinmiyorlar. Özellikle göz yuvarlaklaştırma ameliyatı, diş protezleri Uzak Doğu'da çok yaygın. Ünlülerin bir çoğu da estetikli... Beğenmedikleri bir yanları varsa soluğu hemen estetik cerrahlarda alıyorlar.  

Benim nacizane kalemimden dökülenler şimdilik bunlar... Peki, size göre en büyük sırları neler?

10 Mart 2011 Perşembe

Maymun da Ağaçtan Düşer: Çaylaklar İçin "Japonya" El Kitabı



Sizce bir diplomatın ayakkabısıyla iki ülke arasındaki ilişkiler nasıl daha yakın hale gelir?  Kulak temizletmek için kaç bin doları gözden çıkarırsınız? 4 numara neden Japonya'da lanetlidir? Bir geyşayla birlikte olunabilir mi?

Bunlar şu an için çok saçma sorular gibi gelebilir.  Ancak bu kitabı okuduğunuzda hepsinin çok iyi bir açıklaması olduğunu göreceksiniz.

Erdal Güven... Bu isme dikkat edin. Çünkü bu ve bundan sonra tanıtacağım birkaç kitap yazımda bu ismi sık sık anacağım.

Benim Uzak Doğu, özellikle Japonya ilgimi az çok herkes biliyordur. Bu çekik gözlülere dayanamıyorum. Yalnız genelde kitapçıları gezerken gördüğüm kitaplar hep kasvetli, okurken sıkılıp bir kenara attığım kitaplardı ta ki bu zat-ı muhteremin kitaplarıyla tanışana kadar.

Kitap kısa kısa hikayelerden oluşuyor. Öyle ki sayfalar akıp gidiyor. Nasıl bittiğini anlamıyorsunuz bile... Yazar Japonya'daki deneyimlerini, kendi mizahi yanını da katarak yazıya dökmüş.

Benim aklımda kalan birkaç küçük not:

Japonlar ilginç insanlar vesselam. Makarna sosun üzerine kaşar rendelemeyi anlatamamış yazarımız onlara. Daha doğrusu onlar anlayamamış. Türkiye'nin gözüne seveyim. "Çek 1.5!" dersin, gelir önüne. "Yanına şunu koy ilaveten..." dersin. Hemen hazırlanır. Kıvrak zekalıyız ne de olsa.

Siz hiç kavun tarlasını gezmek için para ödediniz mi? Daha doğrusu bizim yurt dışına giden insanlarımız gibi bir sürü hazırlık yapıp, üzerine kaç bin dolar para bastınız mı? Ben basmadım ama Japonya'da olsaydım herhalde bu favorilerim arasında yerini alırdı. Japonlar özel merkezlerde yetişen kavunları görmek için özel turlarla bostanlara gidiyorlarmış. Gerçi kavunun tanesi de 200 dolar civarındaymış. Onlara da herhalde özel turlar düzenlenir değil mi? Ayıp olur yoksa...

Size önermiyorum. Okuyun diyorum. Pişman olmazsınız.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...