10 Mart 2012 Cumartesi

Kitap Yurdu'ndan İlk Alışverişim


Ne zamandır internetten kitap alışverişi yapmıyordum. Bu ara popüler serileri takip ettiğim için, o kitapları her yerde bulmam kolay oluyor ve internetten aramama gerek kalmıyordu. Aradığım birkaç kitabı almak için bu sefer ki tercihim Idefix değil, Kitap Yurdu oldu.

Aldığım kitaplar;

Dövüş Kulübü - Chuck Palahniuk
Japonuma Laf Söyletmem Arkadaş - Erdal Güven
Agarta Illuminati Savaşı - Birol Ertan
Tanrı'nın Gölgesi II. Abdülhamit - Joan Haslip


Siparişimi 7 Mart tarihinde verdim. İstediğim kitaplardan sadece birisi aynı gün postalanabiliyordu. Diğerlerinin yanında 2-3 gün içerisinde temin edilebilir ibaresi mevcuttu. Nitekim postam bugün (10 Mart) elime ulaştı. Kitaplarım hem boncuklu poşetlere hem de üstü karton kaplı şekilde sarmalanmış halde geldi. UPS kargoyla sorunsuz teslim aldım. Kitapların içine ayrıca bol bol kitap ayıracı koymuşlar. Benim gibi ha bire kaybeden biri için süper bir şey...


Kargo bedava... Kitap Yurdu'nda şöyle bir uygulama var ki keşke her sitede olsa diye içimden geçirmedim değil. Kargosu bedava olan promosyonlu kitaplar var. Onların içinden seçtiğiniz bir kitabı sepetinize eklediğiniz zaman tüm kargo ücretini Kitap Yurdu ödüyor. II. Abdülhamit adlı kitabı ben böyle aldım. Fiyatı 12.6'tı ve kargosu bedavaydı. Sepete ekleyip tüm kitaplarımın kargosunu karşıladım hem de elimde bir kitabım daha olmuş oldu. Oley!!!

Son olarak bir şey hakkında yorum yapmadan geçemeyeceğim. Birkaç kez sipariş vermeyi denediğim halde, site ya Paypal hesabımı kabul etmedi, ya kredi kartınız dolmuş gibi saçma sapan bir bahane gösterdi ki ben kredi kartımı iki gün önce yatırmıştım. O nedenle sipariş verirken böyle şeylerle karşılaşırsanız şaşırmayın derim.

Sizin kitap aldığınız siteler var mı? Tavsiyeleri bekleriz.

5 Mart 2012 Pazartesi

İstanbul'da Ankaralı Olmak


Blogumu takip edenlerin bazılarının bildiği ama çoğunun haberinin bile olmadığı üzere ben Ankara'lıyım. Hem de öyle başka şehirden Ankara'ya göçüp oradan yetişmiş olanlardan da değilim. Köyümüz Ankara'ya iki saat uzaklıkta ve dedemin ailesi, dedem daha 5 yaşındayken merkeze yerleşmişler. Biz de kaç nesildir Ankara'dan kopamadık, ta ki benim ailem iş nedeniyle İstanbul'a yerleşene kadar...

Yaklaşık 1.5 senedir İstanbul'da yaşıyorum. Haliyle burada tanıştığım birçok insanda iki büyük şehirden hangisini sevdiğimi sorup duruyor. Çünkü ben, benim ailem dışında İstanbul'a gelip yerleşen Ankaralı'yla daha tanışmadım. Hal böyle olunca bu nacizane yazıyı yazmak istedim. Bir Ankaralı neler düşünüyor bakalım?

1- Sevgili İstanbullular ya da başka şehirli olup, bu şehre göç edenler -ki bu kategori ilk seçenekten çok daha kalabalık- yeni tanıştığınız Ankaralı birine bakıp "Ankara iyidir ama işte, deniz yok." demeyin. Biz de biliyoruz denizin olmadığını... Ankara'da yaşamışız bunca sene, uzayda değil. Biraz coğrafya bilgisi olan herkes de bilir bunu. Sinir oluyorum her tanıştığım insanın bunu söylemesine...

2- Birisi size nereli olduğunuzu sorduğunda İstanbul demeyin. Yemezler canım... Gerçek İstanbullu kaldı mı bu devirde? Utanmadan, sıkılmadan nereli olduğunuzu söyleyin. Civciv yumurtadan çıkmışta, kabuğunu beğenmemiş hesabı, geldiğiniz yere burun kıvırmayın.

3- Bu İstanbullular bir alem valla... Yağmur, çamur, kar onları durduramaz. Eğer gezmeyi akıllarına koydularsa, kar dizi boyu olup, yolları kapasa da, yazın sıcaklık 40 derece olsa da, onlar gene gezmelerinden kalmazlar. Sanırım biz Ankaralı'lar biraz rahat insanlarız. Ben karın yağdığı günlerde bırakın gezmeyi, işe bile gitmek istemiyordum...

4- Yeni tanıştığınız bir Ankaralı'ya "Oyun havası bilir misin?" diye sormayın. "Ne o, düğünde beni mi çağıracaksın?" gibi bir yanıt alırsanız da şaşırmayın. Ankaralılar'ın hepsi olmasa da geneli oyun havasından, misketten az çok anlar. Ancak her duyduğumuz müzikte de ortaya çıkıp da iki kırıtacak halimiz yoktur.

5- Ankara'da adım başı AVM dolu... Haliyle denizde olmayınca, özellikle kışın millet hafta sonlarını buralarda alışveriş yaparak geçirir. İstanbul'da tam tersiyle karşılaşırım diye düşünüyordum ama yok. Burada da durum az çok aynı... Giderek tüketim toplumu oluyoruz, gerçek olan bu.

6- İstanbul'un trafiği kötüdür. Hatta kötü demek az kalır, berbattır. Hele ki kış ayları ve hava biraz yağışlıysa, vay halinize... Megan Fox "İstanbul'u kasaba sanıyordum." dediğinde arkasından ana, avrat düz gitmediğimiz kalmıştı bir tek ama kadın doğru söylemiş. Kar düştüğü anda kent felç olur, etraf doğuda ulaşılamayan köylerin yollarına döner. Bunca senedir Ankara'da yaşadım, onca sene o kadar kar gördüm ama bir gün bile arabamızın yolda kaldığına şahit olmamışımdır. İstanbul'da ilk karda araba yolda kaldı. Eve yürüyerek gelmek zorunda kaldım.

7- Her şey elinizin altındadır. Bu güzel bir şeydir. En iyi markaların, en güzel ürünlerine ulaşabilirsiniz. Üstelik çeşit de çok fazladır. Üniversiteyi Ankara'da okurken arkadaşlarım bana iç geçirir, çok şanslı olduğumu söylerlerdi. Gerçi artık pek bir fark kalmadı ama bunu da söylemeden geçemeyeceğim.

8- İstanbul'daki çoğu kişi çalışır. Bizim ev hanımı komşu teyzelerden, ortaokul, lise öğrencisi çocuklarına kadar her yaştan ve cinsiyetten insanı çalışırken görmeniz mümkündür. En azından ev hanımları, çocuk bakıcılığı yaparlar. Öğrenciler ise market tarzı yerlerde tanıtım işlerinde görev alırlar. Nüfusün en yoğun olduğu şehir olarak işsizlik oranı bu esaslara bakılarak hesaplansa, işsizlik oranı çok düşük çıkar.

9- Eğer hayatınızın neredeyse %95'lik kısmını Ankara'da geçirdiyseniz en fazla çevrenizi özlersiniz. O yüzden buraya yeni yerleşmiş birine, arkadaşların var mı diye sormayın. İki günde arkadaş mı edinilir? Ha edinilir ama o arkadaşlıklar nasıl olur, işte orada bir sorun vardır.

10- Çok ilginçtir ki Türkiye'de bulaşık makinesi satışı düşük olduğu halde, İstanbul'da ev hanımlarının bile mutfaklarında bulaşık makinesi vardır. Ancak bu makineler daha çok millete gösteriş amaçlı orada bulunurlar. Toplanan tabakların yine elde yıkandığına kaç defa şahit olmuş biriyimdir. Ankara'da mı? Orada da durum az çok aynıdır ama genelde ev hanımlarının bulaşık makinesi yerine başka ev aletleri tercih ettiğini görürdüm. Şimdi nasıl pek bilmiyorum.

11- Kimilerine sallıyorum gibi gelebilir ama Ankara, İstanbul'dan daha yeşil görünür. Caddelerin kenarları, otobanların etrafı, binaların ön bahçeleri, bulunan en ufak toprak araziye belediyeler hemen ya çiçek eker ya da çim döşerler. Bir gün kuru toprak olan alan, ertesi gün bir bakmışsınız yemyeşil çimlerle kaplıdır. Üstelik öylece kalmaz bu alanları her mevsimde ve aralıksız sularlar. Malum Ankara karasal iklime sahip. Eğer yazın yeterli yağış almayan çimleri sulamazsanız iki günde cayır cayır yanar ve kurur. Öyle ki bu sulama işini bayağı bir abartmışlar. Yağmurlu günde bile adamların tankerlerle sulama yaptığını bilirim.

12- İstanbul gibi, Ankara'da da son yıllarda özel üniversite sayısı tavan yaptı. Hele ki meşhur bir Eskişehir Yolu'muz var ki sormayın gitsin. Etrafında boş arsa olması nedeniyle bu yolun her 10 kilometresinde bir üniversite görmeniz mümkün. Gerçi artık şehir merkezlerindeki güya kampüs dedikleri 5 katlı binalara da açıyorlar üniversiteleri ama Eskişehir Yolu'ndakiler daha büyük bir alana sahip.

13- Ankara soğuktur. Hele ki bu sene -ben kışın gidemedim ama arkadaşlarımın yalancıyım- sıfırın altında yirmiye kadar düşmüştü sıcaklıklar. Kış tatillerinde İstanbul'a geldiğim zaman kendimi güneye gelmiş gibi hissederdim. İstanbul'da, Ankara'daki gibi kız olsa, yollar buza bağlasa herhalde 3 gün değil, 15 gün hayat felç olurdu.

Bir Ankaralı olarak şimdilik aklıma gelenler bunlar... Var mı aranızda Ankaralı ya da Ankaralı tanıdıkları olan?   

Yalan Dünya: Ve Gülse Birsel Sahneye Çıkar...


Aslında bu bayağı gecikmiş bir yazı ama olsun. Dizi daha ilk sezonunda ne de olsa. Genel bir şeyler söylemek istiyorum sadece... Nihayet Gülse Birsel, Avrupa Yakası'ndan sonra verdiği arayı kısa tutup ekranlara döndü.

Blogumda Türk yapımlarından pek bahsetmediğimi görüyorsunuz. Çünkü izlemiyorum. Geçen sene bir dönem "Öyle Bir Geçer Zaman ki" adlı yapımı takip ediyordum ama o da bu sene işin tadını kaçırdı. Türk dizileri uzunluğundan dolayı belli bir zaman sonra hep tekrara düşüyor. Ben de istiyorum, açıyım televizyonumu, güleyim, ağlayayım, kendi dilimde bir şeyler izleyim istiyorum ama yok. Ben ne yapabilirim? Sektörü tümden değiştirme imkanım olsa neyse...

Sonunda bu dizi başladı da en azından soranlara verecek bir cevabım oldu. Türk dizilerini sadece reklam arasında seyrettiğini iddaa eden, ancak sorsan bilmem kimin seceresini önüne döken, "Ay ben Türk dizisi izlemeeeem kiiiiiii! Çok banal! " diyen tiplerden ya da entel olduğunu gösterecek ya o nedenle iyi de olsa kötü de olsa yapımlara b.k atan tiplerden nefret ediyorum. Durum bu...
Neyse gelelim Gülse Birsel'in yapımlarına... Ne yalan söyleyeyim. Avrupa Yakası yayınlandığı dönemde her hafta izleyemiyordum. Genelde yazın gün içinde yayınlanan tekrarları ara sıra izler ya da youtube'dan sevdiğim sahnelerin tekrarlarına göz gezdirirdim.

Avrupa Yakası olsun, Yalan Dünya olsun Gülse Hanım içimizden insanları çok iyi gözlemleyerek, kendi kalemini konuşturuyor. Mesela Yalan Dünya'daki sonradan görme aile, ayakta kalmaya çalışan iki kardeş, yalnız kalmış bir oyuncu, nişanlısından ayrılmak isteyen bir erkek, hepsi aslında bizim de çevremizde zaman zaman gördüğümüz tipler... Hatta belki biz de bunlardan biriyizdir. Kim bilir?

Dikkatimi çeken bir konuda, Gülse Hanım'ın çalıştığı sektörlerle dalga geçişini dizilere konu etmesi. Kendisi Aktüel Dergisi'nde çalıştığı dönemde yaşadıklarını Avrupa Yakası'nda anlatmıştı bizlere. Mesela kaç yıllık çalışanın bile bir odaya sahip olamaması, paragöz bir patron, birbirinden çatlak iş yeri çalışanları gibi... Bu dizide de oyunculuk yaptığı dönemlerde başından geçenleri ya da etrafından gördüklerini aktardığını düşünüyorum. Misal, oyunculuk yeteneği çok iyi olduğu halde değer göremeyen bir Ahmet, başrol oyuncusu ortadan kaybolduğu için rolü üstlenen Deniz, sırf yakışıklı olduğu için rolleri kapan Emir gibi... Burada da aslında Emir karakteriyle Adını Feriha Koydum'a gönderme yapılmıyor mu sanki? Yoksa ben mi paranoyak oldum.

Gülse Hanım'ı ben çok severim ama bir eleştiri de yapamadan geçemeyeceğim. Gülse Birsel içimizden birilerini yazıyor tamam ama sanki hep gelir düzeyi yüksek insanları anlatıyor. Bir Sütçüoğlu Ailesi, Cem'in ailesi, Avrupa Yakası çalışanları hepsi belli gelir düzeyinin insanlarıydı. Yine bu dizide de gelir düzeyi yüksek insanlardan bahsetmişler. Önüne geleni Nişantaşı'nda, Cihangir'de oturtmuyorlar bu ülkede. Benim tavsiyem Gülse Birsel'in azıcık daha halka inmesi... Gerçi ben kim olup da ona tavsiye veriyorsam...

Benim dizi hakkında nacizane düşüncelerim bunlar... Sizinkiler neler bakalım...

3 Mart 2012 Cumartesi

Üniversiteler Şehri Boston...

Birkaç sene evvel Work and Travel programıyla gittiğim Amerika'nın daha önce birkaç fotoğrafını paylaşmıştım. Bakmak için New York, Niagara Falls ve Toronto... Oraya kadar gitmişken aslında Japonlar misali her gördüğüm şeyin fotoğrafını çekmem gerekirmiş ama itiraf ediyorum daha çok kendi fotoğraflarımızı çekmişiz.

Work and Travel ne diye sorarsanız da şuradan benim neler düşündüğümü okuyabilirsiniz.


Çin Mahallesi...

Boston'a adım attığımızda ilk iş karnımızı doyurmak için Çin mahallesine gitmiştik. Her yerde Çince yazılar, Çin'e ait ürünler satan mağazalar, pazarlık yapanlar yığınla... Çinli garson ne istediğimizi sorduğunda bilmediğimiz garip garip şeyler yiyen etrafımızdaki insanları fark edip, sadece tavuklu makarna isteyebilmiştik. Ne olur ne olmaz hesabı...


Günü birlik kaldığımız hotel...

Odamız dört kişilikti. Ben, arkadaşım ve iki tane bizim gibi yabancı kızla kalmıştık. İnternet üzerinden birkaç gün önce rezervasyon yaptırdığınızda, hem uygun fiyata hem de garantili olarak kalacağınız yeri ayarlayabiliyorsunuz. O zamanki öğrenci koşulları ile bulunabilecek en iyi yerdi. Biraz merkeze uzaktı ama bir günlüğüne idare ettik.


Şehir merkezinden bir bina...

Amerika, bana göre tarihi olmayan bir ülke... Zaten Amerikalılar'da, Kızıldereliler'i öldürüp, onların yaşam alanlarına konan Avrupalılar'dan başkaları değil. O nedenle birkaç yüz yıllık binalarına bile çok özen gösteriyorlar. Zaten önemli olmayanları da yıkıp yerine daha gösterişlisini yapıyorlar.


Turistler ve yeni gelen öğrenciler için bulunan information centerın içi... Şehir ve Amerika'nın geneli hakkında broşürler, kitaplar, bir sürü resim vardı bu binada... Keşke İstanbul'a da böyle şeyler yapsalar...


Merkezden bir görüntü...

Boston'da metro hattı çok düzenli ve düzgün işliyor. Bir adres sormuştuk bize metroyla nasıl gideceğimizi tarif ettiler. Biz de atlayıp gitmiştik. Sonra o durakta inip biraz dolaştık ve adresi sorduğumuz yere geldiğimizi fark ettik. Meğerse sadece 2 durak uzaktaymış gideceğimiz yer... O zaman Amerikalılar hakkında tek düşündüğüm şey, bu adamların yürümekten hoşlanmadığı olmuştu. Hatta bir arkadaşımızın adres sorduğu bir polisin ilk sorduğu soru "Arabanız nerede?" olmuştu. Bunu ilk duyduğumda dumur olmuştum ama sonradan adamların yapısının farklı olduğunu anlamıştım.


Akşam üstü bu görüntüyü fırsat bilip arkadaşımla oturup keyfini çıkarmıştık. Bütün günün yorgunluğu ve uykusuzluğun getirdiği bezginlikle sanırım bir saat falan oturmuşuzdur. Üstteki caddeye çok yakındı burası. O nedenle gelecekte bir gün, bu şehirde yaşayabilir miyim acaba diye düşünmüştüm. Ama merkezde... Allah'ım inşallah ya... Bu resimleri bile buraya koyarken bile içim bir hoş oldu.

 

Masonlara ait bir bina...

Masonlar hakkında genel, herkesin bildiği şeylere sahibim. Bu resmi dinlenmek için oturduğumuz Starbucks'ın içinden çekmiştim. Nedense o binaya o gün pek bir anlam verememiştim. Ancak Amerika'da masonluk çok yaygınmış. Valla bu konuda bilgisi olanlar yazabilir. Ben kıt bilgimle bir şey söylemek istemiyorum.

Amerika'da Starbucks çok tutulan bir müessese değil. Tabi ki sevenleri vardır ama Tim Hortons falan daha çok seviliyor. İnşallah Türkiye'ye gelir bu marka. Yoksa Starbucks'a inat ben getireceğim. Amerika'da her adım başı kahve satan yerler olduğu ve isterseniz kahvenizi keyfinize göre hazırlamanızdan mıdır nedir, Starbucks Türkiye'deki gibi çok pohpohlanan bir mekan değil gibi geldi bana...

Bana New York mu yoksa, Boston mı diye sorarsanız kesinlikle Boston derim. Daha düzenli, daha temiz ve daha sakin bir şehir olduğu için sanırım. Herkesin gönlünde bir yer vardır.  Siz nerede yaşamak isterdiniz?

1 Mart 2012 Perşembe

İki Yeni Saç Bakım Ürünü: Uniq ONE ve Kitoko


Benim yapımı artık az çok anlamışsınızdır. Evi kullanmadığım makyaj malzemeleriyle doldurmaktan vazgeçtim. Onun yerine çok çabuk bitirdiğim cilt ve saç bakım ürünleri alıyorum. Çok sevdiğim bir MAC make-up artistin bir sözü vardı. "Cilt, tıpkı bir ressamın tuali gibidir. Ne kadar düzgünse resimde o kadar güzel görünür." Haklı valla... Ne diyeyim!

Saç spreyim bitince ve Oriflame'in şampuanından memnun kalmayınca yeni arayışlara girmiştim. Bu ürünler kuaförümün tavsiyesi... Özellikle bakım ürününü öve öve bitiremedi. Daha kullanmaya yeni başladım. Ayrıntılı yorumlarımı yaklaşık bir ay sonra yazabilirim.


İlk ürün bu saç spreyi ama sprey demek yanlış olur. Sadece ambalajı sprey şeklinde... Yapısı kremsi ve öyle bir kokusu var ki sırf kokusu için bile alınabilecek bir ürün bu... On etkili olduğu söyleniyor. Renk koruyucu, ısıya karşı koruma faktürü, nemlendirme bu özelliklerden birkaçı... Üzerinde Made in Spain ibaresi mevcut. Daha önce hiç İspanya'da üretilmiş bir ürün kullanmamıştım. Kullandıysam da dikkat etmemişim sanırım.

Bu ürünü alıp kullanmak isterseniz, muhtemelen dışarıdaki kozmetiklerde bulamazsınız. Kuaförünüzü sıkıştırmanız gerekiyor.


Kuaförde sürekli Kitoko'nun argan ve karite yağından oluşan saç bakım setini görüyordum. Benim argan yağım olduğu için almamıştım. Ancak şampuan olarak bir denemek istedim. Hacim veren şampuanı aldım. Malum saçlarım ince telli... Saç kremim ve maskem daha bitmediği için diğer ürünlerine el sürmedim çok şükür...

Sitesinde geçen ibare aynen şu; safsızlıkları ortadan kaldırmak ve hacim vermek için hurma, yeşil çay, fire tulip, Karite, A ve E vitaminleri NMF ve smectic clay içerir. Bundan başka farklı saç tiplerine yönelik şampuanları ve bakım ürünleri mevcut...

Arnızda bu ürünlerden kullanan var mı? Gerçi Uniq One daha yeni piyasaya çıkmış ama sormak istedim. Bu ara saçlarıma taktım kafayı... Yardım please...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...