Blogumu takip edenlerin bazılarının bildiği ama çoğunun haberinin bile olmadığı üzere ben Ankara'lıyım. Hem de öyle başka şehirden Ankara'ya göçüp oradan yetişmiş olanlardan da değilim. Köyümüz Ankara'ya iki saat uzaklıkta ve dedemin ailesi, dedem daha 5 yaşındayken merkeze yerleşmişler. Biz de kaç nesildir Ankara'dan kopamadık, ta ki benim ailem iş nedeniyle İstanbul'a yerleşene kadar...
Yaklaşık 1.5 senedir İstanbul'da yaşıyorum. Haliyle burada tanıştığım birçok insanda iki büyük şehirden hangisini sevdiğimi sorup duruyor. Çünkü ben, benim ailem dışında İstanbul'a gelip yerleşen Ankaralı'yla daha tanışmadım. Hal böyle olunca bu nacizane yazıyı yazmak istedim. Bir Ankaralı neler düşünüyor bakalım?
1- Sevgili İstanbullular ya da başka şehirli olup, bu şehre göç edenler -ki bu kategori ilk seçenekten çok daha kalabalık- yeni tanıştığınız Ankaralı birine bakıp "Ankara iyidir ama işte, deniz yok." demeyin. Biz de biliyoruz denizin olmadığını... Ankara'da yaşamışız bunca sene, uzayda değil. Biraz coğrafya bilgisi olan herkes de bilir bunu. Sinir oluyorum her tanıştığım insanın bunu söylemesine...
2- Birisi size nereli olduğunuzu sorduğunda İstanbul demeyin. Yemezler canım... Gerçek İstanbullu kaldı mı bu devirde? Utanmadan, sıkılmadan nereli olduğunuzu söyleyin. Civciv yumurtadan çıkmışta, kabuğunu beğenmemiş hesabı, geldiğiniz yere burun kıvırmayın.
3- Bu İstanbullular bir alem valla... Yağmur, çamur, kar onları durduramaz. Eğer gezmeyi akıllarına koydularsa, kar dizi boyu olup, yolları kapasa da, yazın sıcaklık 40 derece olsa da, onlar gene gezmelerinden kalmazlar. Sanırım biz Ankaralı'lar biraz rahat insanlarız. Ben karın yağdığı günlerde bırakın gezmeyi, işe bile gitmek istemiyordum...
4- Yeni tanıştığınız bir Ankaralı'ya "Oyun havası bilir misin?" diye sormayın. "Ne o, düğünde beni mi çağıracaksın?" gibi bir yanıt alırsanız da şaşırmayın. Ankaralılar'ın hepsi olmasa da geneli oyun havasından, misketten az çok anlar. Ancak her duyduğumuz müzikte de ortaya çıkıp da iki kırıtacak halimiz yoktur.
5- Ankara'da adım başı AVM dolu... Haliyle denizde olmayınca, özellikle kışın millet hafta sonlarını buralarda alışveriş yaparak geçirir. İstanbul'da tam tersiyle karşılaşırım diye düşünüyordum ama yok. Burada da durum az çok aynı... Giderek tüketim toplumu oluyoruz, gerçek olan bu.
6- İstanbul'un trafiği kötüdür. Hatta kötü demek az kalır, berbattır. Hele ki kış ayları ve hava biraz yağışlıysa, vay halinize... Megan Fox "İstanbul'u kasaba sanıyordum." dediğinde arkasından ana, avrat düz gitmediğimiz kalmıştı bir tek ama kadın doğru söylemiş. Kar düştüğü anda kent felç olur, etraf doğuda ulaşılamayan köylerin yollarına döner. Bunca senedir Ankara'da yaşadım, onca sene o kadar kar gördüm ama bir gün bile arabamızın yolda kaldığına şahit olmamışımdır. İstanbul'da ilk karda araba yolda kaldı. Eve yürüyerek gelmek zorunda kaldım.
7- Her şey elinizin altındadır. Bu güzel bir şeydir. En iyi markaların, en güzel ürünlerine ulaşabilirsiniz. Üstelik çeşit de çok fazladır. Üniversiteyi Ankara'da okurken arkadaşlarım bana iç geçirir, çok şanslı olduğumu söylerlerdi. Gerçi artık pek bir fark kalmadı ama bunu da söylemeden geçemeyeceğim.
8- İstanbul'daki çoğu kişi çalışır. Bizim ev hanımı komşu teyzelerden, ortaokul, lise öğrencisi çocuklarına kadar her yaştan ve cinsiyetten insanı çalışırken görmeniz mümkündür. En azından ev hanımları, çocuk bakıcılığı yaparlar. Öğrenciler ise market tarzı yerlerde tanıtım işlerinde görev alırlar. Nüfusün en yoğun olduğu şehir olarak işsizlik oranı bu esaslara bakılarak hesaplansa, işsizlik oranı çok düşük çıkar.
9- Eğer hayatınızın neredeyse %95'lik kısmını Ankara'da geçirdiyseniz en fazla çevrenizi özlersiniz. O yüzden buraya yeni yerleşmiş birine, arkadaşların var mı diye sormayın. İki günde arkadaş mı edinilir? Ha edinilir ama o arkadaşlıklar nasıl olur, işte orada bir sorun vardır.
10- Çok ilginçtir ki Türkiye'de bulaşık makinesi satışı düşük olduğu halde, İstanbul'da ev hanımlarının bile mutfaklarında bulaşık makinesi vardır. Ancak bu makineler daha çok millete gösteriş amaçlı orada bulunurlar. Toplanan tabakların yine elde yıkandığına kaç defa şahit olmuş biriyimdir. Ankara'da mı? Orada da durum az çok aynıdır ama genelde ev hanımlarının bulaşık makinesi yerine başka ev aletleri tercih ettiğini görürdüm. Şimdi nasıl pek bilmiyorum.
11- Kimilerine sallıyorum gibi gelebilir ama Ankara, İstanbul'dan daha yeşil görünür. Caddelerin kenarları, otobanların etrafı, binaların ön bahçeleri, bulunan en ufak toprak araziye belediyeler hemen ya çiçek eker ya da çim döşerler. Bir gün kuru toprak olan alan, ertesi gün bir bakmışsınız yemyeşil çimlerle kaplıdır. Üstelik öylece kalmaz bu alanları her mevsimde ve aralıksız sularlar. Malum Ankara karasal iklime sahip. Eğer yazın yeterli yağış almayan çimleri sulamazsanız iki günde cayır cayır yanar ve kurur. Öyle ki bu sulama işini bayağı bir abartmışlar. Yağmurlu günde bile adamların tankerlerle sulama yaptığını bilirim.
12- İstanbul gibi, Ankara'da da son yıllarda özel üniversite sayısı tavan yaptı. Hele ki meşhur bir Eskişehir Yolu'muz var ki sormayın gitsin. Etrafında boş arsa olması nedeniyle bu yolun her 10 kilometresinde bir üniversite görmeniz mümkün. Gerçi artık şehir merkezlerindeki güya kampüs dedikleri 5 katlı binalara da açıyorlar üniversiteleri ama Eskişehir Yolu'ndakiler daha büyük bir alana sahip.
13- Ankara soğuktur. Hele ki bu sene -ben kışın gidemedim ama arkadaşlarımın yalancıyım- sıfırın altında yirmiye kadar düşmüştü sıcaklıklar. Kış tatillerinde İstanbul'a geldiğim zaman kendimi güneye gelmiş gibi hissederdim. İstanbul'da, Ankara'daki gibi kız olsa, yollar buza bağlasa herhalde 3 gün değil, 15 gün hayat felç olurdu.
Bir Ankaralı olarak şimdilik aklıma gelenler bunlar... Var mı aranızda Ankaralı ya da Ankaralı tanıdıkları olan?