2 Temmuz 2013 Salı

Etude House: Collagen Moisfull Facial Freshener + Emulsion

 
 
Koreliler'in cilt bakımı için günde ortalama 5-6 ürün kullandığını artık biliyoruz. En basiti softener + essence + göz kremi + emulsion + krem şeklinde vuku buluyor. Tabi ileri yaşlar için bunların üzerine kırışıklık karşıtı serum ve ampüller ekleniyor. Ben şahsen yaşım gereği kırışıklık karşıtı ürünlere el atmadım. Bu yaşta o ürünleri kullanırsam ilerde ne halt yiyeceğim diye düşünüyorum. Yaşınıza uygun ürünleri kullanmak her zaman daha mantıklıdır.
 
Guzzi bacım aylar öncesinden bize bu ürünleri yazmıştı aslında. Benim de kullandığım ürünler bitince Türkiye'ye gitmeden sipariş vermiş, ülkemdeyken de kullanmaya başlamıştım. Yaklaşık 3 aydır düzenli kullandığım halde daha yarılayamadım bile. Oldukça bereketli ürünler...
 
Bana son zamanlarda cilt bakımı ile ilgili çok fazla soru geliyor. Ben kısaca kendi rutinimden bahsedeyim yeri gelmişken. Ben bu ürünler dışında göz kremim -olmazsa olmazım- ve essence dediğimiz şurada bahsettiğim ürünü kullanıyorum. Ayrıca Vitacreme B12 denilen bir krem de keşfettim ki -ondan da bir ara bahsedeceğim- siz de edinebilirseniz kesinlikle memnun kalırsınız. Şimdi diyeceksiniz ki geriye ne kaldı? Bu kadar ürüne para yatırmak normal mi? Verdiğimiz paraya değer mi? Ben de bu soruları çok sordum kendime. O nedenle hak veriyorum hepinize.
 
Avrupalı kadınlar gibi sadece tonik ve krem kullandığım dönemlere göre cildimin daha güzel ve parlak göründüğünü keşfettim ki, oldukça kuru bir cilde sahibim. Ayrıca bu ürünlerin -evet hepsine ayrı ayrı para ödüyorsunuz- ama ürünleri bitirme süreniz en az 6 ayı buluyor. Ben sadece tonik ve krem kullandığım dönemlerde aldıklarım bana en fazla 2 ay dayanabiliyordu. Performansından memnun kaldığım da çok nadir görülmüştür.    
 
 



Bazı markalar ürünlerinin tanıtımını yaparken şu ibareyi çok kullanırlar. "Tonikle birlikte krem ve göz kremimizi de kullanırsanız çok daha başarılı sonuç alırsınız. " Sanki başka marka kullanınca ters tepki yapacak. Kimyasal reaksiyon gösterecek. Ben bu kafada bir insan olmadım hiç. Kullandığım ürünlerin markaları hep birbirinden farklı olmuştur bugüne kadar. Tonik ve emulsiou genelde aynı markadan seçiyorum ama onun dışındaki ürünleri genelde hangi markadan canım istediyse ondan alıp kullanmışımdır.

Gelelim benim yeni bebeklere... Ürünlerin ikisi de oldukça dayanıklı görünen şeker mi şeker 150mllik cam şişelerde üstelik kutulu halde geliyor. Facial freshener denen ürün, daha önce bahsettiğim softener gibi tonikten daha koyu kıvamlı ve ilk olarak cildime onu uyguluyorum. Emulsion ise artık hepimizin bildiği krem ile tonik arası yine akışkan, losyon gibi bir ürün... Ben kremden önce emulsionu uyguluyorum son olarak.

Ürünlerin ikisinin de çiçeksi bir kokuları var. Kesinlikle rahatsız etmiyor. Eğer cildiniz çok kuru değilse sadece bu iki ürünün bile nemlendirmek için yeterli geleceğine inanıyorum ben. Sıcakların bastırdığı şu günlerde bazen krem sürmeyi bile ihmal ediyorum o derece... Siz benim dediğimi yapın ama yaptığımı yapmayın sakın.

Bu serinin kremini Koreli arkadaşım ve şu anki Türk ev arkadaşım da kullanıyor. Üstelik oldukça da memnunlar... Sadece ben değilim yani övüp övüp bitiremeyen... Neyse gelelim fiyat mevzusuna... Ebay'de tek fiyatları 17 dolardan başlıyor. Tavsiye eder miyim? Deneyin, pişman olmazsınız. Sorularınız olursa da yorum kısmından yazabilirsiniz.

Siz, Etude House ürünlerinden hiç kullandınız mı? Tavsiye edeceğiniz yeni kozmetikler var mı?
 

25 Haziran 2013 Salı

Laneige: Deep Cleansing Oil Moisture {Makyaj Temizleme Yağı}

 
 
Aslında güncelleme yapıp yapmamak konusunda çok kararsızdım. Biliyorum Türkiye'deki ortam hala tam olarak rayına oturmadı. Ben de her dakika bir şeyler öğrenmeye çalışıyorum. Ancak blogumun üzerindeki ölü toprağını atmak istedim.
 
Diğer temizleme yağı yazıları için sizi şöyle alayım. DHC ve IOPE... Buradan da Laneige'in kendi sitesinden ürünü inceleyebilirsiniz.
 
Makyaj temizleme yağlarını yani nam-ı diğer cleansing oillere takıntımı artık bilmeyen yoktur. Bu sanırım 4 ya da 5. makyaj temizleme yağım... Deneme boyu olarak da bitirdiğim çok ürün olduğu için onları saymıyorum bile.
 
Laneige ürünlerini artık ayrı bir kategoride değerlendirmeye başladığımı söylemem gerekiyor. Bu markadan kullandığım her üründen memnun kaldım. Üstelik ürün performansları, ambalajları, gramajı ve fiyat oranıyla bence geçer not olabilecek markalar arasına çoktan girdi. Gelelim bu ürüne...
 


Ürün 175 mllik gayet orjinal bir ambalajda geliyor. Ayrıca diğer Laneige ürünleri gibi kutulu bir şekilde elinize ulaşıyor. Benim tercihim kuru ciltlere yönelik olan Moisture olanı ki, bir de yağlı ciltler için Refresh olanı mevcut... Çiçeksi, insanı rahatsız etmeyen hafif bir kokusu var. Cildinizi tahriş etmiyor, yıkadıktan sonra yanaklarınızda bir gerilmeye neden olmuyor. Şimdiye kadar denediğim temizleme yağları için şunu söyleyebilirim ki, performansları hemen hemen aynı... Yalnız ben tıpkı denediğim diğer ürünler gibi bunu da göz çevresi için önermiyorum. Göz çevrem için bulduğum mükemmel bir ürün var, onu da bir ara yazarım.
 
Gelelim fiyat olayına... Laneige'in diğer ürünleri gibi bu da çok ucuz değil ama fiyatı hak ettiğini söylemeliyim. Ebay'de şu an satıcısına göre 25 ile 32 dolar arasında satışa sunulmuş. Ne diyelim umarım bu marka en kısa zamanda Türkiye'ye gelir. Beklediğim yeni bir temizleme yağı var, çok heyecanlıyım blog. Umarım sizin de bu markayı deneme fırsatınız olur...
 
Sizin deneyip memnun kaldığınız temizleme yağları var mı? Yeni tavsiyeleri bekliyoruz...
 

18 Haziran 2013 Salı

Direniş Her Yerde

 
 
"Durduramayacaklar Halkın Çoşkun Akan Selini..." Cem Karaca
 
Ne güzel söylemiş Cem Üstat... Onlar bu tarz olayların belki de kat be kat fazlasını görmüş, geçirmiş insanlar olarak zamanında çok güzel mesajlar vermişler. Tarih tekerrürden mi ibaret, yoksa ders alma vaktimiz gelmiş de yeni mi fark etmişiz bilemiyorum.
 
Olaylar ben İstanbul-Los Angeles uçağındayken başladı. Yabancı arkadaşlarım ve ailem beni şanslı olarak nitelerken, ben orada biber gazı yiyip, tomalar tarafından kovalanmadığma yanıyordum... Keşke orada olabilseydim diyordum. Elbette binlerce kilometre uzakta olsam da, bu destek veremeyeceğim anlamına gelmiyordu. Ben de elimden geldiğince birşeyler yapmaya çalıştım.
 
80lerin sonunda doğmuş biri olarak şunu söylemeliyim ki, ben ve benim gibi bir çok arkadaşım apolitik olarak yetiştik. Sokakta, duvarlara "Slogan bulamadım. Lanet olsun Bağzı Şeyler..." yazan bir gençlikten bahsediyoruz. O kadar da samimiler... Küçüklükten beri ailemin "Aman kızım oku, düşün, muhakeme yap ama sakın tartışmaya girme... Başını derde sokma. Aklımız sende kalmasın." şeklinde telkinleri olmuştur. Ailemi suçlayamam. Kendilerine göre haklı sebepleri var elbette. Başlarda çocuk aklımla anlayamıyordum bu mevzuyu ama ne zaman ki ailem ve etrafımdaki insanlar bana o dönem kaybettikleri dostlarından, arkadaşlarından, yakınlarından bahsettiler, o zaman bir şeyler anlamaya başladım. Bu demek değil ki bana "Haksızlığa karşı sessiz kal..." demediler ama kardeşin kardeşi kırdığı bir düzenin parçası olmamı da istemiyorlardı.
 
Günlerdir olayları hem facebook hem twitter hesabımdan elimden geldiğince duyurmaya , paylaşımlar yapmaya, konuyu bilmeyenler varsa da açıklayarak bazı şeyleri görmeye, en azından okumaya yönlendiriyorum. Bu dönemde beni en çok üzen ne biliyor musunuz? Siyasi görüşü ne olursa olsun, ne yazık ki bazı insanların hiçbir şekilde at gözlüklerinden kurtulamaması...
 
Benim en çok korktuğum insan modeli EĞİTİMLİ CAHİLLERdir. Okumuş ancak içte BOMBOŞ olup, dünyaya ancak kendi penceresinden bakan insandan uzak durmak gerekir bana göre. Çünkü adam bir kere kendi görüşünün doğru olduğuna ve onu savunması gerektiğine inanır. Bunda bir zarar yok. Herkes elbette inandıklarını savunacak ama bu tarz insanlar kendi düşüncelerinin doğruluğunu ispat etmek için eğitim seviyesini koz olarak kullanır. Ben OKUMUŞ insanım, benden daha iyi mi bileceksin modunda kendini halkı çıkarmaya çalışır. Başkasının fikrini dinlemeden, kendi düşüncesini aşılamaya kalkar ki, hayatta en nefret ettiğim adam modeline dönüşür.
 
Bu son birkaç haftada olanlar, Türkiye'de hala güzelliklerin olduğu, insanlarımızın kendi değerlerini unutmadığı ve hala birbirine sahip çıkıp, baskı yönetimine karşı koyabildiğini ve bunu kaba güç kullanmadan yapabildiğini gösterdi.  Bana en güzel getirisi ise, etrafımda bulunan üstte bahsettiğim boş insanların asıl yüzünü görmem oldu.
 
Olaylar boyunca çok güzel fotoğraflarla karşılaştık ama ben de en fazla beğendiklerimden bir iki tane yayınlayıp görüşlerimi yazayım dedim.
 
 


İstanbul'a döndüğümde bu kütüphane hala yerinde duruyorsa kitap götüreceğimi söylemiştim. Ne yazık ki olaylar sonrası harabeye dönmüş. Umarım yeniden yapılır. Ben de evde duran bir yığın kitabın birazından kurtulurum.




Bazılarınızın bildiği üzere Arjantin Tango hastasıyım. Bu kareyi görünce içim yandı. Üstelik Ankara'daki tango kursumun Kuğulu'da eyleme gittiklerini öğrenince daha da delirdim. Ben de orada olmalıydım dedim.




Kurtuluş Savaşı sırasında çok aç kalan askerler, çarıklarını pişirip yemişler. Köylerde olan insanlar, hasat zamanı geldiğinde yarısını kendileri alıp, diğer yarısını cephelere göndermişler. Şu manzara bana savaş döneminde geçen o mevzuyu hatırlatmıştı. Dünyanın en güzel manzarası demiştim kendi kendime.




Bana ve birçok insana göre yılın fotoğrafı... Dünyanın neresinde böyle bir manzarayla karşılaşmıştır ki insanlar... Yabancı ev arkadaşıma gösterdiğimde resmen kahkahayı patlatıp, "Sizin haksızlık karşısında yapamayacağınız şey yok gibi görünüyor." dedi. Bunu söyleyen kişi Bulgar üstelik. Galiba biraz da korktu sıradan insanların iş makinesiyle polis araçlarını kovaladığımı söylediğimde... Dedim bak ona göre...




Oy!!! Çapulcu Amcalarım benim... Birkaç Marjinal Adam...



Köprüde bir mola... Şu manzaraları gördükten sonra gel de hayıflanma orada olmadığına...

Bunu okuyan, "Çapulcu" ya da "Ayyaş" ya da "Marjinal" her kimsen ya da her ne isen... Önce karşındaki insana saygı duymayı bil ki zaten senin başından beri yaptığın buydu. Yoksa farklı siyasi görüşten, kültür ve eğitim düzeyinden binlerce insan nasıl bir araya gelebilirdi ki? Hala bunu anlamayanlar var ya, yanarım da ona yanarım...

21 Nisan 2013 Pazar

MUFE: HD Elixir + HD Foundation {Nemlendirici Serum ve Fondöten}


Yine sevdiğim bir marka ve sevdiğim ürünler... Makeup Forever'la tanıştığımdan beri kullandığım tüm ürünlerinden memnun kaldım. Markayı genel olarak tavsiye eder miyim? Kesinlikle ederim.

MUFE HD Elixir {Nemlendirici Serum}: Ürün makyajdan önce cildinizi nemlendirmek amacıyla kullanılıyor. Aslında kuru ciltler için fondöten ya da bb altına baz olarak da uygulanabilir. Ben denedim ve sonuçtan gayet memnun kaldım.

Ürün isminin hakkını fazlasıyla yerine getiriyor. Cildinizi nemlendirip, makyaj için hazır hale getiriyor. Özellikle kış ayları için ideal... Biraz geç kaldım yazmakta bu ürünü ama idare edin. Aslında bu serumu ilk başta pek sevememiştim. Sanki yüzüm yapış yapış olmuş, cildime uyum sağlayamamış gibi gelmişti. Üzerine cilt makyajı yaptığınızda ya da en azından bir pudra geçtiğinizde etkisini daha iyi göreceksiniz.



Ancak bir sorun var ki 12 mllik ürünün fiyatı 40 dolar civarında... Gerçekten gramajına göre çok pahalı bir ürün bana göre... Ben ebay'den ucuz bir rakama kapatmıştım bunu. Ancak bir daha almam büyük ihtimalle. Derseniz ki Peri bunun muadili yok mu? O zaman sizi şöyle alayım. Laneige Purify-Tox Essence bu serumun görevini fazlasıyla yerine getirecektir. Üstelik fiyatı da uygun. İlla derseniz ki ben bu marka olsun istiyorum, parası da mühim değil, o zaman size bir şey diyemem.




MUFE HD Foundation (Fondöten): Ben fondöten insanı değilim. Eskiden beri ısınamadım bu merete... Özellikle bb kremlere dadanmışken, kullanmak pek aklıma gelmiyordu. Sanki hep yüzümden akacakmış gibi bir hisse kapılıyordum. Ancak kendiniz için en mükemmel ürünü bulursanız, o zaman aşık olmanız da mümkünmüş. MUFE'nin bu serisi işte onu sağlıyor. Ben aşık oldum zira...

Ürünün yarı kapatıcı özelliği var. Sivilceleri kapatmıyor, sadece yüzünüzdeki renk farklılıklarını gideriyor. Zaten benim amacım da bu olduğu için kendisini çok sevdim. Ayrıca güzel bir ışıltı veriyor. Parlama yapmıyor. Yağlı bir his bırakmıyor. Ayrıca ürün pompalı bir şişede olduğu için oldukça hijyenik... Benim gibi fondöteni çok fazla kullanmayan makyaj severler için ideal...



Bu ürünün dikkat ettiğim bir özelliği de şu: Malum ürün HD serisinde yani high definition... Ben bu ürünü kullandığım günlerde ya da gecelerde çekildiğim fotoğraflarda cildimin tonunu, pürüzsüzlüğünü, kullandığım diğer ürünlere göre daha çok beğendim. O nedenle özel günler için makyajımda mutlaka kullanacağım ürünler arasında çoktan yerini aldı.

Fiyatları biraz tuzlu olsa da, ben iki üründen de oldukça memnun kaldım. Özellikle fondöten favorilerim arasında çoktn yerini aldı. Tavsiye eder miyim? Bir şans verebilirsiniz.

MUFE'nin ürünlerinden denediğiniz ve memnun kaldıklarınız oldu mu? Tavsiye edeceğiniz ürünler var mı? Malum bir süredir sahalardan uzak kaldım. Eski performansıma geri dönmeliyim.
 

14 Nisan 2013 Pazar

Melekler Şehri'nden Dönüş

 
 

"Birlikte olamayacaksak Tanrı neden karşılaşmamızı istedi?"

Açılışı, çok sevdiğim bir baş yapıt olan City of Angels'ın en sevdiğim repliklerinden biriyle yapmak istedim. Malum bu filmin çekildiği yer olan Los Angeles'tan güzel ülkeme dönüşüm kısa bir süre önce gerçekleşti. O arada memleketim olan Ankara'ya da bir uğradım ayak üstü.

Aslında açılışı çok memnun kaldığım bir kozmetik yazısıyla yapmak istiyordum ama çok fazla ara verdiğimi ve son 3 ayda hayatımda nelerin olduğunu kısaca yazmak istedim. Twitter'dan beni takip edenlerden soranlar oldu. Çok teşekkür ederim kendilerine tekrardan. Merak ediliyor olmak güzel bir şey. İnsan düşünüldüğünü ve değer veriliyor olduğunu hissedince nasıl mutlu oluyor bilemezsiniz.

Son yazımda bölüm derslerimin başladığını ve çok sık yazamayacağımı söylemiştim. Ancak bu kadar uzun bir ara olacağını hiç kestirememiştim. Üzgünüm bunun için... Ancak elimde olmayan sebepler vardı. İlki elbette çok ağır olan derslerimdi. İkincisi şubat ayının başı gibi rahatsızlandım ve Türkiye'de bile doğru düzgün ayak basmadığım hastanelere Amerika'da gitmek zorunda kaldım. Neyse ki çok ciddi bir şey değilmiş ama o ağrı ve yaşadığım psikoloji bana yetti... Allah kimseyi düşürmesin diyorum. Neyse ki beni düşünen arkadaşlarım vardı. Ödeyemem haklarını...

Hastalığımın ertesinde arkadaşlarımdan aldığım tatsız duyumlar, ölüm ve hastalık haberleri beni çok yıprattı. Değil yazı yazmak, blogumu açıp bakmak bile gelmedi içimden. Her şey ne kadar boşmuş dediğim bir dönemi yaşıyordum anlayacağınız.  Neyse ki artık bir süreliğine de olsa ülkemdeyim. Dahası bir de iyi haberim var. Türkiye'ye dönmemin en büyük nedeni yakında düğünümüzün olacak olması. Nisan ayının sonunda kardeşim evleniyor. Hem İstanbul hem de Ankara'da düğünümüz... Gelmek isteyenler bana haber etsin. Ankaralı düğünü görmenizi sağlarım. 

Daha önce blogumda hiç resmimi paylaşmamıştım. Uzun bir aradan sonra farklı bir yazı olsun istedim. Hem merak edenler vardı, onlar görsün diye geçirdim içimden.

Yazımı bitirirken umarım hepiniz çok iyisiniz ve mutlusunuzdur diyorum. Öyle diliyorum. Size yine City of Angels'tan bir replikle şimdilik veda ediyorum.

"Birbirini hak etmeyen milyonlarca insan yanyana iken, ben neden senden ayrı nefes alıyorum?"


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...