9 Eylül 2011 Cuma

Vampire Diaries: 3. Sezon Promo Resimleri ve Peri'nin İzlememe Nedenleri


Vampir Diaries'in 3. sezonu çok yakında gösterime giriyor. Haliyle eğer sevenleri varsa birkaç resim paylaşmadan edemeyeceğim. İlk resimdeki elma size de bir şeyi çağrıştırmıyor mu? Bana çok şey anlattı desem yeridir.

Neyse, hali hazırda konu bu diziden açılmışken vampir manyaklığı olan ben neden izlemiyorum acaba? Bakalım, öyle her diziyi izlemeyen biri olduğumu anlamışsınızdır. Vampir manyaklığım olsa da bu dizi ne yazık ki benden geçer not alamadı. Nedenlerine hep birlikte göz atalım...

Bir: Elena tipik her vampir kitabında olan bir karakter... Ailesi yok, sorunlu kardeşiyle başı belada... Bella, Sookie ve diğerlerinden hiçbir farkı yok. Korunmaya muhtaç...

İki: Vampirlerle ilgili her dizi ve kitapta geçen iki güçlü adam arasında kalan insan kızı konusu burada da işlenmiş. Gidip gelmeler, aradaki çekişmeler sıklıkla görülüyor. Kötü karaktere başlarda gösterip elletmeyen namuslu kızımız, sonlara doğru ondan kopamıyor. Yine tanıdık gelmedi mi?

Üç: Küçük kasaba, yeni ortaya çıkan yabancılar, sarışın aptalı oynayan bir karakterin yanı sıra, iyilikle dolu yardımsever başka bir arkadaş, Elena'ya takık insan karakterler... Benzer şeyleri yakaladınız mı?

Bunlar şu an için sayabildiklerim. Ayrıca başroldeki Nina Dobrev'in oyunculuğunu çok tutuk bulan biriyim. Bence Elena'nın hislerini bize yansıttığını düşünmüyorum. Stefan'la bile konuşurken etkileyici olmayı başaramıyor. Daha ne denir ki...

Ben diziye heyecanla başlamış ama pek bir şey vaad etmediğini görünce ilk sezondan sonra bırakmış biriyim. Eğer gerçek bir vampir dizisi izlemek isterseniz inanın True Blood varken buna pek şans tanımanızı istemem. Ancak yaş itibari ile True Blood'u kaldıramayacak kişilere de bu diziyi tavsiye etmekte de bir sakınca görmüyorum.

Peki beğendiğim yerler de olmamış mıydı? Elbette olmuştu.

Cadı meseleleri, güneşe karşı vampirleri koruyan güçler, iki karakterden öte, iki kardeş arasında kalan genç kızın hikayesi ve bunun gibi birkaç şeyi daha ekleyebilirim sanırım.

Peki siz Vampire Diaries'i izliyor musunuz? Fikirleriniz neler?  



Resimler: Just Jared

8 Eylül 2011 Perşembe

Somewhere in Time: Farklı Zamanlardaki İki Aşık


Hortkuluk Avcısı'nda yayınlanan Kayıp Zaman adlı hikayemin okuyucularından birisi önermişti bu filmi. Hikayemde zamanda yolculukla ilgili bir bölüm olduğu için bu ve bunun gibi birkaç filmi ve kitabı bana mail atmış, ben de Peri Kutusu'na ekleyivermiştim. Bu tarz zamanda yolculukla ilgili kitap ve film yorumlarım gelecek. Hazırlıklı olun derim.

Gelelim konusuna; Richard Collier kolejden yeni mezun olmuş bir oyun yazarıdır. Mezuniyetini kutladığı gece onu yaşlı bir kadın ziyaret eder ve antika bir saati eline tutuşturup "Bana geri dön!" diyerek yanından ayrılır. Richard, kadından çok etkilenir ancak gençliğin verdiği ateşle pek de umursamaz. Aradan sekiz yıl geçer ve artık ünlü birisi olan Richard bir tatil gezisi sırasında o kadının Elisa McKenna adlı çok ünlü bir oyuncu olduğunu öğrenir. Bu kadının etkisinden kurtulamayan genç adam ona ulaşmak için zamanda bir yolculuk yapması gerektiğini fark eder ve araştırmalara başlar.

Filmin konusu ayrı zamanlardaki iki aşığı anlatıyor. Birinin geçmişi, diğerinin geleceği birleşiyor. Ben konusunu ilk okuduğumda zaman makineleri umarım yoktur demiştim, ki öyle de oldu. En çok sevdiğim yer Richard'ın, Elisa'nın resmini gördüğü andaki tepkisiydi. O bakışlar falan, gerçekten her kadının elde etmek isteyeceği bir şeydi.

Sevmediğim yönleri ise çok fazla. Mesela sonu beni resmen deli etti. Ben kendi hikayem için çok farklı bir son yazacağım. Sanırım nedeni o olabilir. Ancak beklemediğim bir şey oldu diyebilirim. Ayrıca Superman olarak tanıdığımız Reeve'yi bu filmde hiç sevemedim. Nerede Superman'in yakışıklılığı ve karizması... Resmen yerle bir oldu bu filmde. 

Önerir miyim? Zamanda yolculuk filmlerini seviyorsanız tavsiye edebilirim. Ancak çok beklentiye girmenizi istemem. Zira birçok yönden zayıf bir filmdi benim için...

Peri'nin notu mu? 10 üzerinden 6...  

Peki, sizin bu tarz zamanda yolculukla ilgili önereceğiniz filmler var mı? Tavsiyelerinizi bekliyoruz bayanlar ve baylar...

7 Eylül 2011 Çarşamba

OPI: Sea Ya Later, Sailor!


Bu ojeyi uzun zamandır dolabımın bir köşesinde tutuyordum. Birbirimize hüzünlü hüzünlü bakışıp durduk. Yasaktan sonra acaba yayınlasam mı diye düşünürken neden merak edenleri bundan mahrum bırakayım dedim. Elimdeki diğer ürünleri de görmek ister misiniz bilmiyorum. 

Sea Ya Later Sailor, Opi'nin 2008 Retro Fun in the Sun koleksiyonundan... Bana nedense isminden dolayı Sailormoon'u hatırlatıyor. Ne alaka ben de bilmiyorum. Sınırlı sürümmüş, ben aldıktan sonra fark ettim. Her zaman dediğim gibi benim için önemli olan özel koleksiyon parçası ya da sınırlı üretim olması değil, önemli olan benim onu beğenmem... Değişik bir mavi arayışındayken karşılaşmış ve beğenip almıştım.


Gelelim renge... Tam bir yaz rengi benim için... Bana yüzme havuzlarını ve ıssız adaların etrafını saran okyanusları hatırlatıyor. (Duyan da her yaz ıssız adaya tatile gittiğimi sanır. Peh, peh, peh... ) İçinde minik minik ışıltıları da var ki ben onları ayrı bir sevdim. Bu rengi Chanel Azur'a benzetenler olmuş. Elimde o renk bulunmadığı için bir şey söyleyemeyeceğim. Ben daha çok OPI'nin Yokohama koleksiyonundaki Baby Blue'ya benzettim. Gerçi onunla da aralarında fark var.

Tırnaklarımda iki kat bulunuyor. Alt kat olarak da Kalyon sürmüştüm. Ancak bir dahaki sefere alt kata beyaz oje geçip, bu rengi bir de öyle deneyeceğim. Yoksa tırnak çizginizi yok etmek pek mümkün değil ne yazık ki...


Gelelim bu ojeye nasıl ulaşabilirsiniz. Ebay'de hala uygun fiyata satan satıcılar var. Ülkeye bir şekilde(arkadaş desteğiyle falan...) sokabilecek arkadaşlar olursa satıcının adını da verebilirim.

Peki siz rengi nasıl buldunuz? Başka markalarda bu tarz bildiğiniz renk var mı?

6 Eylül 2011 Salı

Yurtdışından Alışveriş Hakkında Birkaç Bilgi ve Sorun!


Hepimizin -özellikle yurtdışından sıklıkla alışveriş yapan bizlerin- az çok ilgilendiği alışveriş yasağı ne yazık ki devam ediyor. Mahkeme bizim aleyhimize sonuçlanmış gibi görünse de ben umudumu yitirmek istemiyorum.

Bu yazıyı yazma amacım aylardır dile getirilen şeyleri tekrarlamak değil. Ben bu süre boyunca büyük firmalardan -ki onların ne olduğunu siz de biliyorsunuz- kesinlikle alışveriş yapmadım. Hatta bunu fırsat bilip fiyatlarını yükselten markalardan da alışverişi kestim. Aman rimelim, fondötenim bitti diye kimse de krize girmez. Ben de girmedim. Eğer zorda kalırsa, herkes muadillerini de çok rahat kullanabilir.

Şu an netten ve çevremden edindiğim bilgiler açısından değerlendirirsem, birkaç noktaya değinmek istiyorum. Yasak özellikle Strawberry paketlerini esir almış durumda. Binlerce paket gümrükte geri gönderilmek için hala bekliyormuş. Strawberry'nin kurdelalı paketlerinin damgalı eşek muamelesi gördüğü kesin. Diğer sitelerin paketleri hakkında bir şey söyleyemiyorum ama edindiğim bir bilgiyi de paylaşmadan geçemeyeceğim.

İş yerime benim paketlerimi getiren ve artık neredeyse tanıdık gibi olduğumuz postacı amcaya -ki akrabalığımız falan yok sadece saygı babında o şekilde hitap ediyorum- birkaç şey sordum. Benim gibi ürün getirten var mı, hala geçiş sağlanıyor mu dediğimde, bana elbette olduğunu hatta büyük poşet ya da çuvallarla ürün geldiğini söyledi. Nasıl gümrükten geçtiğini sorduğumda ise, buna yönelik Gümrük Müşavirliği'nde eğer isminiz kara listedeyse paketlerinize el konulduğunu, sizi arayıp çağırdıklarını ve paketi yanınızda açtıklarını belirtti. Ayrıca yakınlardaki iş yerlerinden birinde çuvalla besin takviyesi getirtip satan birinin yakalandığını ve ceza yediğini de öğrendim. Kozmetik dışında cep telefonu, bilgisayar ve elektronik eşya getirtenler de azımsanmayacak kadar fazlaymış.

Benim burada kafamı karıştıran madem yasak var neden düzgün işlemiyor? Neden bütün paketlere el konmuyor? Neden sadece bazı sitelerin -Strawberry gibi - ürünleri yasaktan nasibini alıyor? Bu yasak ilk çıktığında devletin bunu yürütmeye yönelik gerekli donanımı olmadığını okumuştum birkaç yerde. Görünen o ki sanırım söylentiler doğru.

Peki, ben ne yapacağım?

Fırça, sünger gibi gerekli gördüğüm ürünleri yine internet üzerinden almaya devam edeceğim. Çünkü, kozmetik kapsamına girmediği için yasak onları içermiyor.

Gelelim, yıllık beş kez sınırlama getirilmesine... Açıkçası siparişlerinizi, arkadaş ya da akrabalarınız adına verebilirsiniz. Ben annem ya da kardeşim adına vermeyi düşünüyorum. Çünkü onların istedikleri şeyleri zaten hep ben sipariş veriyordum. Şimdi olay tersine döndü.

Bunları söylüyorum ama bu demek değil ki gümrüğe takılmayan paketler varmış sizinkiler de takılmaz. Bilmiyorum. Zaten yasak besin takviyesi ve kozmetik ürünlerini içeriyor. Tabii son durumda edindiğim bilgiye göre kotayı da düşürmüşler. Ben zaten yurtdışındaki arkadaşlarımı devreye sokacağım. Eğer sizin de yurtdışında yaşayan akraba ya da arkadaşlarınız varsa onlardan yardım alabilirsiniz.

Bu yazı kimseyi töhmet altında bırakmak amacıyla yazılmamıştır. Sadece kendi düşünce ve görüşlerim vardır. Birkaç forumda ve blogda gördüğüm ve gerçekten üzüldüğüm tehdit amaçlı yorumlar olacak mı çok merak ediyorum. Lütfen yazın da görelim.

Son olarak daha önceden yurt dışından aldığım ya da arkadaşımın getirdiği ürünleri burada tanıtıp tanıtmamak konusunda biraz kararsızım. Bu yasağın bir gün kalkacağını ya da o ürünlerinde ülkemize geleceğini ümit ediyorum. Siz ne düşünüyorsunuz?

5 Eylül 2011 Pazartesi

Maybelline: Affinitone Fondöten


Makyaj dolabım hala karışık. Kendimi de orada kaybetmeden önce en üst raflarda duran kullandığım birkaç ürünle ilgili yazayım dedim. Bu fondöteni bu yaz başında almış ama tembelliğim nedeniyle bir türlü yorum yazmaya fırsat bulamamıştım.

Ben fondöten insanı değilim. Yanlış anlaşılmasın, cildimle ilgili çok büyük bir problemim de yok. Öyle olmasa bile, kullandığımda sanki cildim yapış yapış gibi geliyor. Bu ön yargıyı yenmek için de elimden geldiğince farklı markalarda fondötenler denemeye çalışıyorum. Fondöteni uygulamak zorunda kaldığım günlerde, daha sonra üzerine pudra geçiyorum. Elbette pudrayı çok abartmıyorum.


Likit yapıda olması nedeniyle kolay uygulanıyor. Oldukça akışkan... Sivilceleri, benleri tam anlamıyla kapattığı söylenemez ama en azından benim kızarıklıklarımı görünmez yaptığı kesin. Kalıp gibi yüzlerden hoşlanmadığım için bana göre bir sorun yok tabii ki... Bendeki renk 24 Golden Beige... Yaz başında aldığım için şu an biraz açık görünüyor ama pudra ve allıkla sorunu çözüyorum.  

Ben genelde önce cildime Elf'ten aldığım Makeup Mist&Set'i sıkıyorum. Üstüne fondöteni şurada bahsettiğim fırçayla ya da resimdeki Mehron Beauty Blender süngerle uyguluyorum. Aşağıdaki resimlerde süngerle uygulanmış hali görülüyor. Resimdeki parlamış haline bakmayın, aslında daha doğal duruyor. Orada banyodaki lambanın ve makinemin flaşının azizliğine uğradım biraz.


Dezavantaj olarak renk skalasının yetersizliğinden dem vurabilirim. Cildinize uygun olanı bulmak biraz zor. En sevdiğim yanı ise her bütçeye uygun fiyatı ve küçük bir pakette olması nedeniyle bekletip bozulma ihtimalinin bulunmaması...

Peki, siz daha önce bu ürünü hiç kullandınız mı? Fikirleriniz neler?   
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...