20 Ekim 2011 Perşembe

MAC: Fall Colour MSFleri Lightscapade ve Porcelain Pink


Yaklaşık bir ay önce şu yazımda MAC Fall Colour msflerinden bahsetmiş ve Peri Kutusu'na eklemiştim. Koleksiyon dün satışa sunuldu. Daha bir gün geçmeden MAC Bahariye'ye gittim ve ne göreyim, msflerden sadece üç tane kalmış. Lightscapade'in sonuncusunu ben aldım. Şanslı mıyım, yoksa değil miyim bilmiyorum. Çünkü sen o kadar takip et, gün gün geleceği zamanı bekle ve içinde neredeyse hiç mavi olmayan bir taneyle yetin. Halbuki bir ay evvel Temptalia'nın yazısında gördüğüm msfye vurulmuştum. Neyse hiç yoktan iyidir diyerek kendi kendimi avutuyorum.

Porcelain Pink ise allık olarak rahatlıkla kullanılabilecek bir msf... Neyseki onun içindeki altın ışıltıları beni tatmin etti. Lightscapade'yi ise aydınlatıcı dışında far olarak da kullanabilirim. Bir ara diğer msflerimi de burada göstersem mi acaba?

Benim koleksiyondan seçtiklerim sadece bu msfler... Peki, siz koleksiyondan ne seçtiniz? 



17 Ekim 2011 Pazartesi

Personal Taste: Ev Arkadaşınız Gay İse...


Personal Taste uzun zamandır listemde olan bir diziydi. Konu olarak bana çok cazip gelse de başrolde oynayan Lee Min Ho'yla aram pek iyi olmadığı için sürekli erteliyordum. Lee Min Ho'yla alıp veremediğim bir şey yok ama Boys Over Flowers'ta dörtlü içinde en sevmediğim oydu. Gıcık kaptım sanırım.

Gelelim dizinin konusuna; Park Gae İn, aşk hayatı pek de parlak olmayan, üstelik sıradan her kızın becerebildiği işleri bile yapamayan -bakınız temizlik, yemek yapmak v.s.- mobilya tasarımcısı bir kızdır. Jeon Jin Ho ise tam tersine bir erkeğe göre oldukça hamarat, üstelik kadınların dilinden çok iyi anlayan ama bunun dışında soğuk nevale kılıklı bir mimardır. Jin Ho, bir tasarımı nedeniyle Park Gae İn'in evinde yaşamak zorunda kalınca erkek kimliğini gizleyerek gay olduğunu söyler ve olaylar gelişir.

Dizinin konusu bir zamanlar Berna Laçin'in oynadığı Evdeki Yabancı adlı yapıma benziyor. Güney Kore de genel aile yapısı bakımından Türkiye'ye çok benziyor. O ülkede de beraber yaşayan çiftlere çok ılımlı yaklaşıldığı söylenemez. Bu nedenle dizide yaşanan bazı olaylar, gelen tepkiler size de çok yakın gelebilir.

İlk olarak belirtmem gerekir ki ilk birkaç bölümde çok sıkıldım. Komedi tarzında bir dizi olarak lanse edilse de dram başlarda daha çok yer alıyordu. Bir ara kapatmayı bile düşündüm ancak bu kadar beğenildiğine göre izleyenlerin bir bildikleri vardır diye geçirdim içimden. Nitekim sonraki bölümlerde beni hayal kırıklığına uğratmadı.


Buna rağmen komedi sahneler yok muydu? Elbette vardı. Özellikle yukarıdaki resimdeki sahne ilk bölümdeydi ve izlediğim zaman bilgisayarın karşısında gülmeden duramamıştım.
Dizide neler var? Bir kere başroldeki kızımız çok tatlı... Yemek yemeyi, arkadaşlarıyla eğlenmeyi çok seviyor. Mimikleri, verdiği tepkiler çok şeker... Coffee Prince'deki erkek kızımız benim favorimse, bu kız da ikinci sırada artık ya da Protect The Boss'takinden sonra üçüncü...

Park Gae İn, kendi deyimiyle hiçbir şeyi beceremeyen bir insan... İşinde dibe vurmuş, erkek arkadaşı onu aldatmış, en yakın arkadaşı ona kazık atmış. Üstelik etrafındaki her şeyden bihaber... Öyle ki sevgilisinin, en yakın arkadaşıyla evlenmek üzere olduğunun bile farkında değil. Dahası borç batağında... Buna rağmen mide bulandırıcı bir iyimserliği var. Bazen izlerken delirebilirsiniz. O yüzden uyarmadı demeyin.

Bir bayan olarak eleştireceğim diğer hususta giyim tarzı... Tamam, benim de eşofmanla alışverişe gittiğim çok olmuştur ama onu bile giymenin bir adabı, erkanı var. Böyle bir zevksizlik abidesi de görülmemiştir herhalde... Göz zevkimi bozdu dizi boyunca.

Bunun dışında sevdiğim diğer bir özelliği de mobilya tasarımcısı olmasıydı. Şu an aynı sektörde olduğumuz için kendimi ona çok yakın hissettim. Benim bildiğim mobilya yapan insanlar hep ellerinde keser, testere olan iri kıyım adamlar... Bu narin yapılı hatunu biraz garipsedim başta. Ancak ağaçlardan, modellerden falan bahsederken sanki ben de oradaymışım gibi hissettim.

Gelelim erkek karakterimize... Öncelikle karaktere hayat veren Lee Min Ho'dan bahsetmek istiyorum. Ben bu adamı sevmiyorum arkadaş. Ne yapayım? İçim ısınmıyor. Burada canlandırdığı karakter de ne kadar düzgün, hayran olunacak biri olsa da sevemedim gitti bir türlü. Nerede bir soğuk nevale tipler var, buna bulup veriyorlar anlamadım ki.

Jin Ho, borç batağında bir mimarlık ofisine sahip ve sırf şirketi için Park Gae İn'in evinde kalmaya razı oluyor. Ancak başta öyle uyuzlukları var ki ilk iki bölümde deli oldum. İzleyen herkeste büyük ihtimalle benim gibi düşünmüştür. Bu kadar kaba bir insan olabilir mi? 

Dahası kızımız için bahsettiğim durum bu bey için de geçerli... O pantolonlarda neydi öyle? Kaprilerden soğuttun beni dizi boyunca. Ayrıca yanından ayırmadığı o çanta da bayan işiydi. Aksini iddia etmesin kimse...


Başrollerin dışında diziye renk katmak için iki tane de yan karakterimiz bulunuyor. Biri Gae İn'in sevgilisi Chung Ryul, diğeri ise Kim İn Ne... Bunlar o kadar sinsi insanlar ki izlerken ikisini de boğmak isteyebilirsiniz. Üstelik çok iyi de iş çevirebiliyorlar. Buna kendi evlilikleri de dahil... Ancak kazma kuyumu, kazarlar kuyunu hesabı işleri pek yolunda gitmiyor. Buna rağmen bu ikisi ne kadar kötü olsalar da, karizma tam yerindeydi dizi boyunca. Giyimlerinden, konuşmalarına, mimiklerine örnek gösterilecek karakterlerdi. Yiğidi öldür hakkını yeme şimdi...

Bunların dışında benim favorim ise Gae İn'in yakın arkadaşı; Yong Raa... Her insan böyle bir arkadaş ister. Deli dolu, maceracı, üstelik çok korumacı... Jin Ho'nun evde kalmasını o destekliyor zaten. Ancak yeri geldiğinde de Kim İn Ne'ye tokat atacak kadar da cesur.

Jin Ho'nun arkadaşıyla olan diyalogları ise süperdi. Abla, abla diye peşinden koşarken gülümsemenizi tutamayacaksınız. Kendisinin bir düşüncesi de; "Gay arkadaş fantastiktir." Nokta...

Gerçekten öyle midir? Gay bir arkadaş, sizinle alışverişe çıkar, erkekler konusunda çekinmeden konuşur, size tavsiyeler verir, hatta ve hatta size iç çamaşırı seçmenizde bile yardımcı olur. Yanında makyaj yaptığınızda sıkılmaz. Dahası yardımcı bile olur. Bu ve buna benzer mevzularda geçiyor dizide.

Diğer bir favorim ise Müdür Choi Don idi. Kendisini hem çok sevdim hem de çok üzüldüm. Mutluluğu hak eden başlıca karakterdi bence. Ancak espri anlayışı sıfırdı. Eh, o kadar kusur kadı kızında da olur.

Klişe bir şekilde başlasa da izlenebilir bir dizi Personal Taste... Tam bir kız dizisi de diyebiliriz. Zira bir sürü erkek konuyu pek sevmeyebilir. Neden acaba? Dahası çekim teknikleri, hanok denen geleneksel Kore evlerinin de dizide yer alması, sonunda güzel bir şekilde diziyi bağlamaları hoşuma gitti. Kore dizilerinde hep sonunda batırırlar. Ya 3-5 yıl bekleme süresi vardır ya da gereksiz bir şekilde dizi 3-4 bölüm uzatılır. Dizide bu ikisi de yoktu.

Gelelim son olarak Peri'nin notuna: 10 üzerinden 7...

Kungfu Ramen: Bir Ramen Markası Daha


Biz Uzak Doğu severlerin en büyük tutkularından biri de yemekleri... Türkiye'de, Uzak Doğu mutfağına ait restoranlarda giderek artıyor. Eh gidemeyenlerin de imdadına paket şeklinde ramenler yetişiyor. Gerçi hazır olduğu için elle yapılanların yerini tutar mı bilinmez ama en azından damak zevkleri hakkında bir bilgi ediniyoruz.  


Şuradaki yazımda Migros'ta rahatlıkla bulabileceğiniz Leader Ramen'den bahsetmiştim. Bunun dışında bizim mahalle arasındaki markette Kungfu Ramen'i tesadüf eseri gördüm. Kendisi sessiz sakin makarnaların arasında bulunmayı bekliyormuş. Hemen aldım. Gerçi annem "Evde makarna dolu ne yapacaksın bunu?" şeklinde söylendi ama olsun.


Geçen hafta evin bana kalmasından dolayı -annemlerin gecikmiş Ankara seyahati dolayısıyla- ben de rameni çıkartıp tadına bakmak istedim. İtiraf etmem gerekir tadı, yumuşaklığı Leader Ramen'den daha güzel...


Son olarak resimde gördüğünüz çubukları Amerika'da bulunduğum dönemde Çinli bir tanıdık hediye etmişti. Aslında bir avuç dolusu vermişti ama aç gözlülük olmaması için ben sadece tek bir çifti kabul etmiştim. Şimdiki aklım olsa hepsini cebe indirirdim. :)

 
Peki, sizin favori ramen markanız ne? Tavsiyeleriniz var mı?

14 Ekim 2011 Cuma

Protect The Boss: Böyle Patrona Can Kurban!


İşte son gözdem... Geceleri uykusuz kalarak izlediğim dizi... Onca KDrama izledim ancak bu kadar tatlı bir dizi daha görmedim. Coffee Prince'in ya da You Are Beautiful'un da hakkını yemeyeyim ama bu dizinin yeri artık benim için bambaşka...

İtiraf etmeliyim başta diziye biraz soğuk yaklaştım. Aslında komedi tarzında bir dizi araştırıyordum ancak Korea-fans'ta melodram diziler bölümünde bu dizinin tanıtımını okuyunca bir şans vermeye kadar verdim. Şahsen neden dizinin tanıtımını o bölümde yapmışlar onu da anlayamadım. Komedi bölümünde olsa daha iyi dururdu. Çünkü 8 bölüm izledim daha dram işin içine pek girmiş değil. Sevdim bu diziyi anlayacağınız. Hem de çok sevdim...

Her zaman Ugly Betty'in Güney Kore versiyonunun çekilmesini isteyen biriyim. Ancak böyle bir yapım ne yazık ki şimdiye dek göremedim. Bu dizi en azından biraz olsun beni unutlandırdı. Patron-asistan konulu diziler hep ilgi çeker zaten.  

Gelelim konusuna; No Eun Sul, 3. sınıf bir üniversiteden mezun, çok başarılı bir eğitim hayatı olmayan, bunun dışında her türlü serseriliğe bulaşmasına rağmen, geçmişine mazi diyerek iyi bir işin peşinde koşan bir kızdır. Bir gün talih ona da güler ve büyük bir şirkette patronlardan birinin sekreteri olarak çalışmaya başlar. Ancak bu iş sandığı kadar kolay olmayacaktır. No Eun Sul kendini bir anda manyak bir patronla karşı karşıya bulur. Eğlence de burada başlar.  

Öncelikle sizi uyarmalıyım. Bu dizide normal tek bir insan yok. En küçüğünden, yaşlısına kadar herkeste bir manyaklık mevcut. Böyle olması da gerçi izleyicinin lehine. Çünkü ne kadar manyak varsa, konu o kadar renkli ve komedi düzeyi de o kadar fazla oluyor. En duygusal aşk itiraflarının olduğu ya da dram sahnelerinin geçtiği yerlerde bile tek bir kelime bile sizi kırıp geçiriyor. Böyle dedim ama gerçeklik de dizide iyi işlenmiş. Trajikomik sıfatı bu diziden başka bir şeye söylenemezdi herhalde.  Gifler herhalde ne demek istediğimi anlatıyordur.

Bir kere sekreterimizin hayatı çok tanıdık... Bütün orta gelir düzeyine sahip insanların yaşadığı sıkıntıları o da yaşıyor. Geçim sıkıntısı, ödeyemediği borçlar, bunun dışında okul hayatı hepsi o kadar tanıdık ki belki de hayatınızdan bir kesiti görüyormuş gib hissediyorsunuz. Böylece daha ilk dakikalarda dizi sizi kendine bağlıyor.
   
Patron Ji-Hun'u anlatmaya nereden başlasam bilmiyorum. Dünyada böyle bir müdür var mıdır acaba? Bence kesin yoktur. Zira o kadar aykırı bir karakter ki kimse onunla baş edemiyor. Mimikler konuşma tarzı, giyimi bile bir garip... Hangi patronun spor ayakkabı, sırf çantası ve takım elbise ise arz-ı endam ettiğini görebilirsiniz ki?Tam bir psikopat gibi görünse de aslında dünya tatlısı bir insan... Şeker mi şeker... Yanaklarını sıkasım var.

Dizide ikinci kadın olan Sea Na Yoon ise daha yeni bitirdiğim Personal Taste'in Kim İn Nee'siydi ve nefretlik bir karakter olarak görmüştüm. Bu kadına herhalde kötü kadın rolleri yapışmış kalmış. İkinci plana atılıp duruyor. Ancak Personal Taste gibi bir durum var gibi gözükse de bu dizideki karakteri çok farklı. Çok cool biri gibi dursa bile onun manyaklıkları da mevcut. Bir şekilde bize kendini sevdirmeyi beceriyor.

Favorimi en sona sakladım. Ji-Hun'un kuzeni Moo-Won, tam bir karizma abidesi... Siz öyle olduğuna bakmayın. Dizide olmadık sahnelerde yaptıklarıyla kendisini bize sevdiriyor. Normal insan yok dedim ya onun kanıtı gibi... Giyiminden, iş yaşamına, konuşmasına kadar herkes onu örnek gösterse de o işe yaramaz kuzeni Ji-Hun'u kıskanıyor. Onun gibi olamadığı için zaman zaman kendisine kızıyor. Karaktere hayat veren ve aynı zamanda şarkıcı olan Hero Jae Joung ise rolün altından başarıyla kalkmış.Üstelik bu hali çok daha karizmatik olmuş. Sizce de öyle değil mi?

Genelde bu tarz soğuk, ağır abiler dizilerde sevilmez. Ji-Hun gibi daha sıcak kanlı başroller beğenilir ama benim favorilerim hep bu karizma adamlar. Eğer onlar olmasa biz başroldeki şirinlerin değerini nasıl bilirdik?
Sonuç olarak izlenmesi gereken diziler listesinde başı çeken bir yapım olmalı Protect The Boss... Hala izlemediyseniz neden hala bekliyorsunuz. Download tuşuna gitsin eller... Peki, izleyenler neler düşünüyor?

9 Ekim 2011 Pazar

Uzak Doğulu Kadınların Güzellik Sırları Nedir?


Nedir senin bu Uzak Doğulular'la derdin dediğinizi duyar gibiyim. Bu ara yine Uzak Doğu yapımlarına kafayı taktım. Hal böyle olunca onlar hakkında yazmamak olmazdı.

Bu konuda uzman falan değilim. Olduğumu da iddia etmiyorum. Biraz kendi bildiklerimden, biraz araştırma yaparak bu yazıyı yazdım. Bir hata varsa ki -ben de insanım- hemen atlamayın.

Güzellik, bakım, kozmetik ürünleriyle biraz olsun ilgiliyseniz, Uzak Doğulu kadınların diğer coğrafik koşullardaki hem cinslerine göre daha bakımlı ve daha sağlıklı bir cilde sahip olduklarını görmüşsünüzdür. Üstelik yaşıtlarına göre de daha genç gösteriyorlar. Bu da bir gerçek...

Uzak Doğulular'ın elbette genetik yapıları bizden farklı. Ancak Türkler'in de bir zamanlar Orta Asya'dan göçtüklerini düşünürsek ortak yanlarımız yok değil. Etrafınızda çekik gözlü arkadaşlarınız varsa büyük ihtimalle genlerine çok fazla batılı DNA'ları karışmamış demektir. Hatta bir ara asıl Türkler onlar gibi bir şeyler okumuştum. DNA meselesini eleyerek diğer etkenlere geçiyorum. Çünkü bu konuda yapabileceğimiz pek bir şey yok.

İkinci en büyük neden ise yeme alışkanlıkları... Yağsız, tuzsuz lapaları, kimchi denen bol baharatlı sosları, masalarından eksik etmedikleri turşuları meşhur. Küçücük tabaklara hazırlanmış sofraları, bunları incecik çubuklarla yemeleri de ayrı hikaye zaten. Ayrıca denizden çıkan her şeyi yiyorlar. Yosun çorbaları, binbir çeşit balıkları ve bunlardan yaptıkları yemekleri de cabası... Ne kadar sağlıklı beslendiklerini söylememe gerek yok sanırım.

Uzak Doğulular'ın hepsi olmasa da geneli yağlı bir cilde sahip. Yağlı cilde sahip kişilerin, kuru ciltlilere oranla kırışıklarının daha geç ortaya çıktığı bir gerçek. Ben değil, araştırmalar söylüyor bunu. Bu nedenle çıkardıkları ürünler de genelde yağlı ciltlere yönelik oluyor. Bu demek değil ki kuru ciltlere yönelik ürün yok. Var elbette ama yağlı ciltlere özgü olanlar kadar fazla değil. Bu yüzden likit ürünler yerine genelde pudra tarzında ürünlere yöneliyorlar.

Uzak Doğulu firmaların en büyük kozu ise BB Creamler... Uzak Doğu menşeili neredeyse bütün firmaların BB Creamleri mevcut. Türkiye'de de birçok fanatiği olan Missha bunlardan sadece birisi. Güney Kore menşeili Etude House, Skin79, Skinfood'un, Japon markaları, Kanebo ve Shiseido'nun da BB Creamleri bulunuyor. Batılı markalar da bu durumdan haberdar olmalı ki birkaç marka BB creamlerini piyasaya sürmüş. Uzak Doğulu rakipleri kadar tutar mı bilmiyoruz. Bunu zaman gösterecek.

Uzak Doğulu kadınların bir takıntısı da whitening kremler... Cildi beyazlaştırdığı düşünülen bu ürünlere rağbet çok fazla. Hatta son dönemlerde bu çılgınlık cilt bakım ürünlerinden, pudra, fondöten tarzı makyaj malzemelerine kaymış durumda. Üstte bahsettiğim markaların bu tarz ürünleri de mevcut. Peki, bu ürünlerin içerisinde ne bulunuyor? 

Whitening kremlerin ana maddesi pirinç... Hintli kadınlar yıllar evvel pirinci haşlayıp, suyunu yüzlerinin rengi açılsın diye sürerlermiş. Görünen o ki Uzak Doğulu kadınlarda bu sır şimdi çok moda...  Eskiden Avrupa'da güneşten olabildiğince uzak durulurmuş. Ne kadar beyaz bir teniniz varsa, bu sizin o kadar yüksek bir mevkide olduğunuzun kanıtı gibiymiş. Ancak yıllar geçtikçe bronz ten yükselişe geçmiş. Biz şimdilerde güneşin altında saatlerce yatalım. Cildimizin yaşlanmasına, o lekelere, benlerin oluşmasına en büyük neden de bu zaten.  

Son olarak Uzak Doğulu kadınlara bunlar da yetmediyse kendilerini doktorların ellerine bırakmaktan çekinmiyorlar. Özellikle göz yuvarlaklaştırma ameliyatı, diş protezleri Uzak Doğu'da çok yaygın. Ünlülerin bir çoğu da estetikli... Beğenmedikleri bir yanları varsa soluğu hemen estetik cerrahlarda alıyorlar.  

Benim nacizane kalemimden dökülenler şimdilik bunlar... Peki, size göre en büyük sırları neler?
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...