Şimdiden uyarayım. Peri Tv standartlarına göre uzun bir yazı olacak.
Bir zamanlar Work and Travel programıyla Amerika'da bulunmuş biri olarak sanırım en gereksiz(!) bilgileri bendenizden alabilirsiniz. Ancak bu bilgiler, şirket önerme gibi ticari meselelere dönmeyecektir. Zira nette ya da etrafınızda dolanan onca insana dikkat etmenizi öneririm öncelikle. Şirketlerden komisyon aldıklarına dair dedikodular geliyor kulağıma. Öyle vallahi...
Çalışmak dedikse masa işi başı da vermezler sana. Sen orada -bizim kaba tabirle- amele görevi göreceksin ya da kibar tabirle vasıfsız işçi olacaksın yani. Gerçi işini buradan seçme lüksün de var. Ancak şirketin güvenilir değilse ya da orada bir katakuliye getiririlirsen işini değiştiribilirler. Ben yemem deme. Yersin canım benim. Dedim ya iş seçme lüksün yok diye.
Ben böyle daldım ama asıl önemli olan işlerini halledecek güvenilir bir şirket bulmak... Eğer şirketin güvenilir değilse zaten hapı yuttun demektir. Ben çalışacağı işi bırak, hayali mekanlar mı duymadım, orada açıkta kalmış öğrenciler mi okumadım siz düşünün. İşin varsa zaten öpüp, başına koy. Fazla da zırlama. Bu işten, öğrenci başı ne kadar para götürüldüğünü duyan uyanıklar sayesinde şu anda piyasada WAT şirketlerinden geçilmiyor. Ben Ankara'da ne zaman kafamı kaldırıp tabelalara baksam mutlaka bir ya da iki WAT şirketi görürdüm. Şimdi de pek bir değişme yoktur sanırım.
Ne kadar para kazanılır? Size, birisi ben 10000-15000 dolar kazandım derse kesin sallıyordur. Sakın inanmayın. Akıl var mantık var. Saat ücretiyle çalışacağınız saatleri hesaplayın. O rakamı bulma ihtimali var mı? Hiç kazanmazsınız demiyorum. Elbette bir 5000'i geçer. Ancak yemek, barınma, seyahat ve sonrasında alacaklarınızı hesaplayınca geriye çok da fazla bir para kalmıyor. Bir laptop ya da iphone alıp gelirsiniz zaten Türkiye'ye... New York'u gezmeden dönmeyin derim. Benim birçok arkadaşım gitti. Ancak hiçbiri o rakamı bulamadı. Hatta bunların içinde Alaska'da balık fabrikasında çalışan da vardı. Düşünün artık...
Gelelim vize işine... Ben vizede hiç zorlanmadım. Zorlanacak da bir şey yok. Tabii ki not ortalamanız yüksek ise... Not ortalamasından tatmin olan bir vize görevlisi şak diye verir vizenizi. Hatta bir iki soru dışında hiçbir şey sormaz. Onlar da çok basit şeylerdir. Nereye gideceksin falan... Ben ikinci alışımda hiçbir soruyla karşılaşmamıştım mesela. Kadın bu gitmiş gelmiş, ülkesinde kalmaya pek meraklı herhalde diye düşündü sanırım. Kısa boylu ve sevimli bir kadındı. Daha önceden de tanışmışlığımın etkisi vardı sanırım. Bilmiyorum.
Sıradaki mevzu uçak bileti... Burada gidip de THY'den almak gibi bir aptallığa düşmeyin. Unutmayın THY güvenilirdir ama diğerlerine göre daha pahalıdır. Siz öğrencisiniz. Boşa harcıyacak paranız yok. Ben zenginim ondan başkasıyla uçmam derseniz o ayrı... Ben şirketin anlaşmalı olduğu başka bir şirketten 300 dolar daha ucuz bir rakama Delta'dan almıştım. Zaten Amerika'ya giderseniz önerilecek şirketlerden birisidir. Gerçi hostesleri koca koca kadınlardı ama olsun. Benim için hayal kırıklığı yaratmadı doğrusu. İstanbul-New York tek seferde, aktarma falan olmadan gitmiştik. Lufthansa gibi şirketlerle aktarmalı giden arkadaşlarım vardı. Biraz zorlanmışlar. Uçaklardan falan şikayet etmişlerdi ama sonunda bir şekilde New York'a inmeyi başarmışlardı.
İngilizcem yeter mi ve orada dilimi geliştirebilir miyim? WAT için orta düzeyde İngilizce seviyesi yeterli. Hatta beginner olanların bile gittiğini biliyorum. İş verenler çalışacağınız bölüme göre seviye ister genelde... McDonalds'ta kasada duran biriyle, iç kısımda çalışan birinin konuşmalarını düşünün mesele. Kasada duran birinin dil seviyesinin daha yüksek olması istenir doğal olarak. Peki, dil geliştirilebilir mi? Eğer sen, tüm gün Türkler'le olursan ancak Türkçe'ni geliştirip dönersin Türkiye'ye... Olabildiğince fırsatlar yaratıp, diğer iş arkadaşlarınızla, sizin gibi gelen öğrencilerle görüşüp konuşun. Hem boş vaktinizi değerlendirip sıkılmazsınız hem de İngilizce'nize yeni şeyler eklersiniz. En azından konuşma ve dinleme yeteneğiniz gelişir.
Adımını attın Amerika'ya... Seni havalimanında vize kontrolünden geçirecekler. O kadar korkmana gerek yok. Genelde görevliler suratsız olsa da bir iki "Merhaba! Nasılsınız?" cümlesiyle yelkenleri suya indiriyorlar. Ben de işe yaramıştı en azından. Şansa bakın ki gideceğimiz şehirli çıktı geçişimize izin veren adam. Ayak üstü çok özlediğinden falan bahsetmişti. Bizi iyi şanslar dileyip gönderdi anlayacağınız. Tabi gümrük de var. Benim ülkeye soktuğum yiyecekleri duysanız aklınız hayaliniz durur. Amerika'ya yiyecek, içecek her türlü şeyi sokmak yasak. Bavulumuzu açtılar mı bilmiyorum ama öyle bekleme falan olmadı açıkçası. Yiyeceklerde gül gibi bavulda bekliyorlardı. Bu demek değil ki siz de rahat rahat yiyecek geçirirsiniz. Bilmiyorum valla...
İş yerine geldiniz diyelim. Çalışmaya da başladınız. Yapacağınız ilk iş overtime yani fazla mesai için başvurmanız olsun. İkinci iş bulmak kolaydır. Hele büyük bir şehirdeyseniz aramanıza bile gerek kalmaz. Ancak overtimeı tavsiye etmemin nedeni ortalama saat ücretinin 1.5 katı daha fazla ödeme almanızdır. Az saate daha çok para kazanırsınız.
İş yerindeki arkadaşlarınızla iyi geçinin. Beni ilgilendirmez demeyin. Bal gibi ilgilendirir. 3 ayı beraber geçiriyorsunuz. Nefret ettiğiniz bir yerde çalışmak ne kadar zor bir şey biliyor musunuz? Kendi arkadaşlarınızdan çok onların yüzünü görecek, onlarla muhatap olacaksınız. Can ciğer kuzu sarması olun demiyorum ama en azından bir merhaba demek, güler yüz göstermek kötü bir şey değildir. Kimseye zararı olmaz. Hatta size faydası da dokunur. Benim çalıştığım dönemde birçok yabancı öğrenci vardı. Suratsız Polonyalılar ya da çıkarını düşünen Ruslar gibi olmayın. İnanın, ben ülkeme dönerken arkamdan ağlayan bile olmuştu. Hediye verenleri saymıyorum bile... Hepsi duruyor hala... Kişinin bir şekilde kendisini sevdirmesi ne kadar güzel bir duygu... Dahası unutmayın ki, siz orada Türkiye'yi tanıtıyorsunuz. Bu hepsinden daha önemli... Ben o dönemde daha önce değil bir Türk'le tanışmak, haritada Türkiye'nin nerede olduğunu bilmeyen insanlarla tanıştım. En azından ufacık da olsa bir etki bırakabildiysem ne mutlu bana...
Müslüman olduğumuz için önyargılı davranırlar mı acaba diye düşünebilirsiniz. Amerika'da ırkçılık çok büyük suçtur. Tanıştığınız herkes size böyle davranır demiyorum ama arada çıkabilecek tek tük kişiler sinirinizi bozabilir. Nasıl biz de bazı geri görüşlü insanlar varsa, 11 Eylülden sonra Amerika'da da durumlar biraz değişti. Ben bir kere karşılaştım. Aynı iş yerinde çalışan bir adamdı. Ben, "Türküm" dedikten sonra sorduğu ilk şey "Müslüman mısın?" olmuştu. Ben de "Evet!" diye cevap vermiştim. Bana karşı kötü bir davranışı ya da bir sözü falan olmadı. Ancak sinirimi bozmuştu. Ben de onunla bir daha konuşmasam da hareketlerimle rahatsızlığımı belli ettim, kendisini resmen görmezden geldim. Böyle biriyle konuşmak boşuna olurdu çünkü. Tartışmaya girecek biri değil diye düşünüyordum. Sonunda birkaç gün sonra yanıma gelip benimle tanıştı, bir ihtiyacım olursa yardımcı olacağını söyledi. Zaten aradaki konuşmalarda, ben ona Türkiye'den, Türkler'den bahsettim. Sorduğu soruları cevapladım. Açıkçası çok şaşırdığını yüzünden çok rahat okuyabiliyordum. İnanın, diğer öğrencilerle değil, gelip arkadaşım ve benimle sohbet ederdi. Bir kişinin fikirlerini değiştirsek ne olur demeyin. Bir kişi demek, bir millet demektir. Unutmayın!

İş yerinden ayrıldınız. Alışverişlerinizi tamamladınız. Mutlaka ama mutlaka ünlü şehirlerinden birini gezip öyle dönün Türkiye'ye... Bu da büyük ihtimalle New York olacaktır. Zaten eylülde Manhattan'ı gezerken mutlaka etrafınızda Türkçe konuşan WAT öğrencilerini göreceksinizdir. Ben karşılaştıklarımın sayısını bile unutmuştum. Ben New York dışında Boston, Buffalo, Niagara Falls gibi şehirleri, Kanada'da Ontoria ve Toronto'yu da görme şansına sahip oldum. Ancak fırsatım olsa San Francisco, Los Angelas, Las Vegas'ı da görmek isterdim.
Eğer bir gün WAT'la yolunuz Amerika'ya düşerse, bol bol arkadaş edinin. Fotoğraf çekin. Gezin, dolaşın, eğlenin. Zaman kısa... WAT programında daha da kısa... Gidecek olan varsa, şimdiden bol şanslar...